İslam’ın Güzelliğe ve Estetiğe Bakışı Nasıldır? Bir Müslümanın Güzellik Anlayışı Nasıl Olmalıdır?
Öncelikle gökleri ve yerleri yaratan ve onları sayısız ziynet ve güzelliklerle donatan her bir varlığı birer sanat eseri ve çok büyük inceliklerle bezeyen El-Cemil olan, yani aslında kendisi güzel olan Allah güzelliğe önem vermiştir. Bir Müslüman kâinata ve onun içindeki her bir varlığa bakarken bu nazarla, yani Allah’ın harika ve eşsiz bir eseri olarak bakar. Müslüman güzele ve güzelliğe karşı değildir. Kur’an-ı Kerim’de 200 civarında hüsün-güzel-kökünden türetilen isim ve fiil vardır. “O Allah ki yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır.” (Secde Suresi, 7. Ayet) buyurulur. “Cennet muhsinler içindir.” (Bakara Suresi, 112. Ayet) vaadi vardır. Muhsin güzel davrananlardır.
Namazlarda okunan Rabbena Dualarında “Allah’ım bize dünya ve ahirette güzellik ver” diye dua edilir. Bütün bunlar Müslümanların güzel olana önem vermesi gerektiğini, zira fıtratın güzele meyilli olduğunu belirtir. Yüce Rabbimiz, Müslümanların güzel olandan ve güzelliklerden mahrum bırakılmalarını istememiştir. Tam tersine nimetlerden tayyip-hoş-olanlardan istifade etmemizi tavsiye etmiştir.
Müslümanın kendisine göre bir güzellik ve estetik anlayışı vardır. Müslümanın hayatına baktığımızda kalbe ve göze çirkin gelecek şeylerden uzak olduğunu görürüz. Evini temiz ve düzenli tutması, giyim ve kuşamına dikkat ve özen göstermesi, saçını ve sakalını düzeltmesi, kirlilik ve dağınıklıktan uzak olması, el ve ayakta uzamış kirli tırnakların bırakılmaması, ağız ve diş temizliğine önem vermesi, yemeğinin yapımına ve sunumuna özen göstermesi, konuşurken güzel kelimeler seçmesi, sesinin tonunu ayarlaması, duruşuna ve yürüyüşüne dikkat etmesi, hatta bakışlarına bile dikkat etmesi emredilir. Böylece vahyin ve sünnetin rehberliğinde mahlukatın en şereflisi olmaya hazırlandığını görürüz.
Zevk Sahibi Olmak:
Müslümanın da bir zevk ve estetik anlayışı vardır elbet. Bu anlayış Müslüman olmayan ve dinden habersiz insanların anlayışı gibi değildir. Zira Müslümanın estetik anlayışında bir abartı ya da eksiklik yoktur. İnce, asil, vakur, göze ve kalbe hitap eden bir özelliği vardır. Hayatının tümündeki orta yol, güzellik anlayışında da mevcuttur. Yapay, plastik, ruhsuz, eğrelti, özden gelmeyen ve insanın fıtratına aykırı güzellik anlayışı öze yabancıdır ve Müslümanı yansıtmaz. Bedeninde, evinde, kıyafetinde ve hayatının her alanında mana ve maddenin bir ahengi vardır. Göze güzel gelen şey kalbe çirkin gelmez. Abartı, şaşaa, üstenci ve göze sokulan anlayıştan uzaktır.
2)Müslüman Kadının Güzellik Anlayışı Nasıl Olmalıdır? Süslenmede Sınır Nasıl Olmalıdır?
Kadın yaratılış itibariyle zaten ziynettir ve erkekten farklı yaratılmıştır. Kadın hem ruhen hem de bedenen nahif, kibar, kırılgan ve güzeldir. Bununla beraber, fıtraten erkeklerden daha fazla güzelliğe ve görsele meyilli yaratılmıştır. Detaycıdır, ince çizgileri ve ayrıntıları görür ve önemser. Kadının güzelliğe olan düşkünlüğü yanında beğenilme, takdir edilme arzusu fazladır. Bunun için giydiği güzel kıyafeti, yaptığı güzel işi sergilemeyi sever. Fakat Allah Teâlâ onun güzelliğe ve güzel olanı sergilemeye olan zafiyetini bildiği halde naif ve kırılgan olan yapısının güzelliğini dışa vurduğu zaman yıpranacağını bildiği için ona birtakım sınırlar getirmiştir ki o güzelliği her iki cihanda değerli kalsın; ahlaki olgunlukla ona bir vakar katsın ki saygınlığını yitirmesin. Said-i Nursî hazretlerinin bir sözü vardır: “Helal dairesi keyfe kafidir.” Müslüman kadın da helal dairesinde yani mahrem alanı içerisinde güzel ve uyumlu giyinebilir. Temizlik ve bakımına önem verir. Cilt ve saç bakımını önemser. Kirli ve dağınık olmaktan kaçınır. Güzel kokuları sever ve kullanır. Takılardan ve ziynetlerden dışarıda sergilememek kaydıyla istifade eder. Ayakkabı, çanta ve dış tesettürde ölçüye uymak kaydıyla güzel ve düzgün olandan kullanabilir. Bir Müslüman hanımefendi evinde ve mahrem alanında serbesttir. Eşine karşı istediği şekilde süslenmede serbest bırakılmıştır. Evinin dizaynı ve eşya seçiminde israf ve abartı olmaksızın dilediğini alır ve kullanır. Birilerinin anladığı tarzda sıkıcı, zevksiz, kirli ve dağınık ya da bakımsız değildir.
3) İslam Kadına Bu Ölçüyü ve Sınırı Neden Getirmiştir?
Kâinatta bir denge ve ölçü vardır. Hiçbir şey sınırsız ve ölçüsüz değildir. Çünkü sınır ve ölçü kalktığı zaman bir düzen ve ahenkten söz edilemez. Örneğin bir yemek çok çok lezzetli bile olsa ondan çokça yemek sadece zarar verir. Güzellik ve süs de öyledir. Özellikle toplum ve ailenin selameti; kadın ve erkeğin fıtratının korunması güzelliğe ve onu teşhire getirilen sınırlarla mümkündür. Kadın sadece dış güzelliğinden ve fiziksel özelliklerinden ibaret değildir. Onu cinsel bir objeye indirgeyen bir reklam aracı olarak kullanan enerjisini, gençliğini ve güzelliğini sömüren günümüz kapitalist anlayışının dar sınırlarından çok fazlasıdır. Yıllardır modernizm ve sekülerizm anlayışının dayattığı sığ anlayışın kurbanı olan kadın, Allah’ın kendisine lütfettiği o yüce mertebeden uzaklaşmış, neticede mutsuz, huzursuz, tatminsiz ve aile sıcaklığından mahrum bırakılmıştır. Sırf bedeni bozulmasın diye anneliğin yüce mertebesini reddetmiş, neticede güzelliğini kaybedince yalnızlığa mahkûm kalmıştır. Kapitalist sistem kadının güzellik merakını suistimal ederek standart güzellik ölçüleri getirmiş, neticede o ölçüye uymayan herkesi çirkin olduğuna ikna etmiştir. Sayısız kozmetik ürün fabrikası ve güzellik merkezleri kurularak bu işi bir finans ve para kaynağına dönüştürmüştür. Kadın; cildiyle, burnuyla, dudağıyla ve tüm azalarıyla kavgalı hâle getirtilmiş, sayısız operasyonla devamlı bedeni üzerinde oynamaya teşvik edilmiştir. Ağzından birkaç cm uzaklaştırılmış şişirilmiş dudaktan, gerdirilerek mimiksiz hâle gelmiş yüzden, yukarı kaldırılarak aykırı bir uzva dönüşmüş burnundan vs. kimliğini ve benliğini yitirmiş ve yabancılaşmıştır. Her yeni olan her şeyi alıp giyen, türlü ameliyatlarla değişen, istediği yerlerde gezen ama huzursuz ve mutsuz kadın...
4) İdeal Olan Anlayış Nasıl Olmalıdır?
Kadın, fıtratın özüne dönmek zorundadır. Gerçek kıymet ve değerinin bedeninden ibaret olmadığını; haya, iffet, vakur duruş, incelik, nezaket, ilim ile bezenerek dünyaya geliş gayesini iyi bilmeli. Allah’a kul olduğu zaman gerçekten özgür olacağını fark etmeli. Değişken, zorba, yapay, sömürgeci ve indirgemeci günümüz anlayışından uzaklaşıp asıl kimliğini bulduğu vakit, gerçek huzura ve mutluluğa kavuşacaktır. İslam; kadının tesettürünü bir baskı ve kısıtlama aracı olarak görmez. Bilakis, onu dışarıdan gelecek kötü bakışlardan koruyacak bir kalkan olarak görür. Bedenini teşhir etmeden fıtratını bozmadan: dişiliği ile değil, kişiliği ile öne çıkarır. Saliha bir kadın, evinde sultandır, ilim ile donanmış, madde ve manayı meczetmiş bir sanatkardır. Ne eş olmak ne de anne olmak ayağına vurulmuş prangalardır, ancak ona verilmiş ilahi bir mertebedir.
Mürvet Cengiz