MODERN DÜNYADA DİRİLİŞİN İMKÂN VE ENGELLERİ
Dirilmemiz; özümüze, fıtratımıza ve hakikatimize uyanmamızdır. Bu uyanışla birlikte hatırlamaya başlarız. Hatırladıkça yaratılış sebebimizi idrak ederiz. Bu idrakle birlikte imanımız bilince dönüşür. Bilincin dönüşümü sonucunda ise erdemli bir hayat yaşarız. Yani bizler dirildiğimizde, Allah Resulü’nün tavsiyesi üzerine “ölmeden önce ölürüz.” Böylelikle nefsin karanlık perdelerini yırtarak hakikat nuruyla buluşuruz.
Modern dünya; insanı dışarıya yönlendiren, içe bakmaktan uzaklaştıran, haz ve hız çağının adıdır. Teknoloji, tüketim ve benmerkezcilik üçgeninde kendimizden sürekli uzaklaşmaktayız. Adeta uyku halindeyiz. Bu uyku halini Yüce Allah, A’râf Suresi 179. ayetinde “Kalpleri vardır ama anlamazlar.” buyurarak ruhumuzun derin bir uykuya daldığını ifade etmiştir. Bu hal, özümüzden uzaklaşmanın ta kendisidir.
Uyanmamız, işte bu uyku halinin son bulmasıdır. Uyanmak, sadece fark etmek değil; fark ettiğimizi eyleme dönüştürmektir. Dirilişin ilk emaresi cesaret, basiret ve sorumluluk almaktır. Zira sorumluluk alan herkes, harekete geçmekle mükelleftir.
Modern çağda bizler, kendi hakikatimizi yeniden hatırlamalı; bizi ayağa kaldıran, harekete geçiren ilahi nidayı duymalıyız. Bu çağrı Enfâl Suresi 24. ayetinde şöyle dile getirilmiştir:
“Ey iman edenler! Allah ve Resûlü sizi hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, çağrısına uyun.”
Modern çağın gürültüsü, karmaşası ve hızına rağmen; aslında bu çağ, diriliş için pek çok imkân da barındırmaktadır. Her karanlık dönemin içinde bir ışık olduğu gibi, modern dünyanın da içinde bir uyanış potansiyeli gizlidir. Bu potansiyeli fark edenler, çağın araçlarını hakikat için kullanabilenlerdir.
Bugün bilgiye erişim geçmiş hiçbir dönemde bu kadar kolay olmamıştır. İnsanlık, hakikate giden yolları teknolojiyle çoğaltmıştır. Mesele; bu araçları hangi niyetle kullandığımızdır. İnternet, sosyal medya, dijital platformlar eğer bilinçle yönlendirilirse; ilmin, hikmetin, iyiliğin ve tefekkürün yayılması için bir diriliş vesilesi olabilir.
Yine modern insan, arayış içindedir. Bu arayış, her ne kadar dışsal çözümlerle tatmin edilmeye çalışılsa da içsel uyanışın ilk işaretidir. İnsanın kendi varoluşuna dair sorular sorması, dirilişin başlangıç noktasıdır. Her sorgulama, her “Ben kimim?” deyişi aslında fıtrata dönük bir çağrıdır.
Dirilişin bir diğer imkânı da sessizliğe yönelme iradesidir. Gürültüyle çevrili bu çağda sessizliği seçmek, modern dirilişin en devrimci eylemidir. Çünkü sessizlik, insanın kendi hakikat sesiyle yeniden buluştuğu yerdir. Sessizlikte kişi, kalbinin derinliklerinden yükselen ilahi çağrıyı duyar.
Bir başka imkân ise “yetebilmek bilinci”dir. Modern çağın “daha fazlası”na yönlendiren dayatmasına karşılık, “yeter” diyebilmek bir direniştir. Kanaat, ruhun özgürleşmesidir. Bu özgürlük insanı tüketimden değil, üretimden; israftan değil, anlamdan besler.
Ve elbette, dirilişin en büyük imkânı kalptir. Kalp, Rabbimizin nefesini taşıyan en kıymetli emanettir. Modern dünyanın soğuk aklının aksine, kalp sıcak bir rehberdir. Kalp diri oldukça insan da diridir. Bu sebeple Kur’an’da sıkça geçen “kalb-i selîm” vurgusu, aslında dirilişin nihai hedefini gösterir: Saf, berrak, teslim olmuş bir kalp.
Ancak bu dirilişin önünde en büyük engel “gürültü”dür. Bu gürültü bazen sosyal medya, bazen reklamlar, bazen de bitmek bilmeyen bir meşguliyet halidir. Sessizliğimizi kaybettiğimizde, kendimize yabancılaşırız. Oysa diriliş sessizlikte başlar.
Bunun yanında tüketim kültürü, bizde sürekli “daha fazlası”nı isteme duygusunu körükler. Bu da içimizde hiç dinmeyen bir eksiklik hissi yaratır. Oysa diriliş, “yetebilmek” erdeminde gizlidir.
Hakikatten koptuğumuzda bilgi çoğalır ama anlam azalır. Bildiklerimiz kalbimize inmediği sürece ruhsal bir tembellik içinde kalırız. Bu hâl bizi tüketir. Dirilişin düşmanı da işte bu yüzeyselliktir. Bu engeller, içsel uyanışımızın önünde perde olur.
Diriliş bir sonuçtur; uyanış ise sürecin başlangıcıdır. Uyanan insan, artık eski benliğine sığmaz. Uyanış, aslında bilincin doğum sancısıdır. Her uyanış, bir ölüm gibidir. Mevlânâ bu hâli şöyle anlatır:
“Öldüm, hamdolsun, dirildim. Her ölüm bana yeni bir hayat getirdi.”
Bu söz, özlem duyduğumuz yeniden doğuş hâlini özetler. Diriliş; kendi ilahi özümüzü idrak etmektir.
Ve bilmeliyiz ki diriliş, bir anda değil, her gün yeniden başlar. Her sabah, her nefeste, her fark edişte Rabbimiz bize “Kalk!” der. Biz o sese kulak verdiğimizde, hakikatte yeniden doğarız.
Diriliş, varoluşumuzu hatırlamaktır. Hatırlamak ise, Allah’ın bizi çağırdığı yere –kalbimize– dönmektir.
Vesselam
Psk. Aile Dan. Asiye Türkan