Bugün sizlerle son dönemlerin en yaygın ve hem fiziksel hem de ruhsal problemlere sebebiyet veren durumu olan akneyi, sebeplerini ve çözüm yollarını konuşacağız.
Akne, son yıllarda içinden çıkılamaz bir tıbbi sorun olma yolunda ilerlemekte. Öyle bir problem ki; sadece genç nesillerin değil, henüz reşit olmayan bireylerden tutun, orta ve ileri yaş grubunun da dolaylı veya direkt konuştuğu ve mustarip olduğu ciddi bir toplumsal sağlık sorunu haline geldi.
Elbette aknenin yaygınlığının sebeplerini bilmek gerekir. Hazır paketli gıdalar başta olmak üzere, toplumda artan stres düzeyi, sağlıksız beslenme, GDO’lu yiyecekler, cilt bakımında kalitesi düşük ürünlerin tercih edilmesi, öz bakım zayıflığı gibi birçok parametre akne oluşumunu ciddi anlamda tetikleyen durumlar. Ancak bu yazımda bu sebeplerin tek tek çözümüne değinmek mümkün olmadığından genel hatlarıyla meseleyi izah etmeye ve medikal tedavilerin en etkilisine değinmeye çalışacağım.
Özellikle dermatologların bu hususta reçete ettiği gerek antibiyoterapik ilaçlar, gerek farklı krem çeşitleri gerekse birazdan bahsedeceğim etken madde ile piyasaya sürülen ilaçlar olsun, bilmek gerekir ki hiçbiri akne oluşumunun önüne geçmekten daha faydalı değildir. Ancak toplumun tüm bireyleri bu konuda aynı şansa sahip değiller. Bazılarımızın yüzündeki doğal yağ oranı, bazılarımızın stres dolu hayatı, bazılarımızın ise genetik zemini farklı sayıda ve zamanlarda akne oluşumunun önüne geçilmesine engel olan durumlar olarak karşımıza çıkmakta.
Dermatologlar başta olmak üzere tıbbi birikimi olan herkese, özellikle genç nesillerin en çok danıştığı hususlardan biri olmayı başarmış bu problemin, son yıllarda en revaçta ve en çok tercih edilen çözüm yollarından biri şüphesiz farklı piyasa ismi ile literatüre zirvelerden girmeyi başaran “izotretinoin” adlı etken madde.
İzotretinoin adlı etken madde şu an güncel piyasada birkaç isimle (Zoretanin, roaccutane, aknetrent, acnegen) tablet halinde ağızdan alınan formla raflarda mevcut bulunmakta ve piyasada akne tedavisinde en güçlü silahlardan biri olarak kabul edilmektedir.
İzotretinoin aslında bir A vitamini türevidir. Retinollerden en kuvvetlisidir. Vücudun genelinde %80'e varan oranda yağ üretimini durdurup bakterilerin beslenememesine ve ölmesine yol açarak işlev görüyor. Ayrıca cilt altı retinoik reseptörlere sürekli yenilenin emri vererek ölü deri döküntüsü yapıyor, ilaç kullanım esnasında gözenekler genişlemeden ölü deri pul pul dökülüyor. (Sivilce tedavisi görenlerin cildindeki yenilenme ve tazelenme buradan geliyor.)
Etkileri bu kadar kuvvetli ancak maalesef güçlü yan etkileri de var:
• İlk olarak ciltte kuruluk yapması başlıca problemlerden. Yağ üretimini durdurması temel sebep.
• Cildi inceltip güneşe hassas bir hâle getirmesi de diğer bir olumsuzluk. Bu yüzden akne tedavisi görenlerin güneş kremi kullanması ayrıca lazer tedavisi vesaireden bu dönemde kaçınmaları muhakkak şart.
• Uzun vadede ise çok nadir görülen yan etkilerine kuru ağız-kuru göz sendromu, eklem ağrılarını sayabiliriz.
•Doğum defektleri de ciddi bir yan etkisi (Gebeler veya gebe kalma riski taşıyanlar uzak durdukça bu yan etkiye rastlanmaz). Gebeyken bebekte hasar bırakabilir ama uzun vadede kısırlık gibi bir yan etkisi yoktur.
Karaciğerimiz de A vitamini üreten organlarımızdan biri. Ancak bu ilaçla alınan A vitamininden dolayı vücutta yeterli miktarda A vitamini deposu oluştuğundan karaciğer, üretimini durdurmaktadır. Ama endişe edilecek bir durum olmadığını söylemek gerekir çünkü karaciğer vücudun en hızlı yenilenen ve en hızlı yanıt veren organlarından biri olduğundan dolayı A vitamini ve türevlerinin dengesini sağlamak adına çok hızlı bir şekilde eski pozisyonuna dönmekte ve ihtiyaç halinde üretim yapmaya devam etmektedir.
Bu uygulamalar dermatolojide uzun zamandır kullanılan ve klinik çalışmaları yapılmış hekim kontrolünde kullanılması gereken güvenilir tedavilerdir.
Uzun vadede çok düşük bir DEPRESYON riskinden söz edilmektedir. Depresyon öyküsü olan hastalarda özel dikkat gösterilmelidir ancak karaciğerde kalıcı hasar, kısırlık yapma gibi yan etkileri yoktur.
Özellikle şunu bilmek gerekir ki bu ilaçlar teratojeniktir. Yani gebe kadınlarda kullanılmamalıdır. Dolayısıyla gebelik riski olan yakın zamanda gebelik düşünen kişiler kurutucu akne tedavisinden uzak durmalıdır.
Özetle değinmek istediğim mesele şu ki; akne/sivilce artık birçoğumuzun kâbusu olmaktan çıkacak gibi duruyor ama piyasadaki hiçbir ilacın prospektüsünde yan etki başlığının altında “Yan etkisi yoktur” ibaresini görmek mümkün değildir. Bu sebeple önce eğer mümkünse akneye giden yolları kurutmak, değilse ikinci adım olarak akneyi kurutmak temel gayemiz olsun.
Sağlıkla kalın…
Ecz. Zeynep Yüksel GÜLSEVER