Her şeyi tek başına tedbir ve idare eden El Vâlî olan Allah’a hamd, adaletten ve doğruluktan ayrılmadan yönetimin nasıl olacağını tüm insanlığa gösteren Peygamberine, Peygamber Efendimize salât ve selam olsun.
Esma yolculuğumun sonlarına doğru geldiğim şu dönemlerde hiç değişmeyen gerçeğimle başlıyorum yazmaya. Geç kalmış olmak süreçte çoğunlukla bana eşlik eden bir durum oldu. Hayatımı yönetememiş olduğumun en bariz göstergelerinden biri de budur belki. Küçük bir alan olan hayatını bile yönetemeyen aciz bir varlık olan ben tüm mülkün sahibinin onu kusursuz idare edişine ayinedarlık yapmaya çalışacağım. El Vâlî olan Allah (Celle Celaluhu) kim midir, haddim olmadan “Bismillah” diyelim o halde.
Kullarının her halini denetleyen, çekip çeviren uyuklama tutmayıp her şeyi görüp gözetendir O. Güveni temin edip her türlü rızkı vererek gaflete düşmeyen kemal ve cemal sıfatların sahibidir. Alemlerde olmuş olanları ve olacak olanları tayin eden, düzenleyen ve dolayısıyla takdir edendir O. Zira kimse bilmeden, haberdar olmadan istediği gibi yapmaya muktedir olandır aynı zamanda. Hükmünü kabul etmeyecek ya da kontrol edebilecek kimse yoktur.
Tedbir, kudret, fiil gibi hususları barındırmayana vâlî denmez. Sayısız yıldızların, galaksilerin son hızda döndürülüp birbirine çarptırılmaması için yörüngelerinde kalmalarını sağlama alınan önlem olup tedbire karşılık gelir. Bunu yapabilme gücü kudret iken yapmak ise fiili ifade eder.
Alemde tesadüfe yer yoktur. Her şey El Vâlî’nin idaresi altında belli bir plana ve hedefe yönelik olup yine O’nun izniyle gerçekleşir. Kusursuz bir şekilde kurduğu sistemi sürekli bir nimet, yakınlık ve merhamet içerir. Geçici hayatımız olan dünyada ihtiyaçlarımızı yaratıp onlara ulaşma yollarını gösterdiği gibi esas hayatımız olan ahirette bizi kötü sonuçtan korumak için kitaplar, peygamberler göndermesi bunun kanıtıdır.
El Vâlî olan Allah (Celle Celaluhu) mülkünün idaresinde olabileceklere karşın ilkin tedbir almış ardından tüm detayları bildiğinden tahkik edip varlık sahasına sürmüş son olarak da varlığının devamı için gerekli şartları oluşturmuştur. Yarattıklarının koruyucusu, işlerini yoluna koyan ve kusursuz idare eden O’dur zira.
Vâlî, velayet kökünden türemiştir. Bir işi üstlenmek, yönetmek, yardım etmek, sevmek demektir velayet. İnsanların işlerini El Vâlî, onların iyiliğine olacak şekilde şefkatle ve merhametle yürütür. Peygamber Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisi ile halkının arasına engeller koyan, ulaşılmaz olan yöneticilerin kıyamet günü Allah (Celle Celaluhu) ile aralarında engeller olacağını, ihtiyaç sahiplerine kapısını kapatanlara Allah’ın da (Celle Celaluhu) rahmet kapılarını kapatacağını söylemesi bunu destekler niteliktedir. (Müsned, III,441-480)
Bazı insanları yaradılışta, akılda, rızıkta, kuvvette, fazilette, şeref ve saygınlıkta diğerlerine üstün kılmıştır Mevla’mız. Büyük insan olarak adlandırılan kâinata farklılıklarıyla dengeyi yansıtan Rabbimiz küçük alem denilen insanda da bunun olmasını istemiştir. Bunun için El Vâlî insana yönetme ve idare etme yeteneğini vermekle birlikte adaletten ve doğruluktan ayrılmamasını istemiştir. Böylece yeryüzünün halifeleri olacak, gerekli düzenlemeler onların eliyle yapılıp son söz onların olacak, yönetimlerde aslolan adalet olacaktı.
Mülkün tümünün yönetiminde kendisinin yetersiz kalacağını kabul etmekte çok da zorlanmaz insan nefsi. Rüzgârı estirenin, yağmuru yağdıranın, göğü yükseltenin, galaksilere yörüngeler tayin edenin, yere çekim kanunu koyanın tüm bunların ve çok daha fazlasının yöneticisinin Allah (Celle Celaluhu) olduğunu da bilir ve azgın bir kesim dışında buraları yönetmeye de çalışmaz. Ancak aynı insan kendi hayatı, arzuları konusunda yönetebileceği bir ilah ister. Hayattaki imtihanlar onu yorduğunda, rüzgarlar üst üste ters yönde esmeye başladığında kısacası hayatı istediği gibi gitmediğinde, yaşadığı sıkıntıların ebedi olduğu vehmine kapıldığında, kendince Allah’ın yardımı geciktiğinde yaratıcısına karşı farklı bir tavır içerisine girebilir. “Sorguluyorum” der ancak bunun adı istediğini vermediği için ilahıyla arasına mesafe koymaktır. Sorgulama Allah’ın (Celle Celaluhu) varlığı, ahiret hayatının gerçekliği, dinin seçimi aşamalarında yapılır, ikna olunduysa bunun sonrası teslimiyettir. Doğru olan îmani bir bakış açısı ile Allah’ın (Celle Celaluhu) bak dediği yerden bakılırsa yaşananlar ona çok daha anlamlı gelecektir.
Vahye ilk muhataplığımız olan “Yaratan Rabbin adıyla” yaşananlar okunursa her halin kıymetli olduğu görülecektir. O zaman kişi layık olmadığı halde kendisine verilenleri ve hak etmesine rağmen cezalandırılmadığı çok sayıda duruma tanıklık edecektir. Kendi iç âleminde bu bütünlüğü sağlayan fertlerden oluşan toplumlar gelecek vaat eden yarınlarımızı oluşturacaktır. Böyle bireylerin vali veya hükümdar oluşları onları azdırmayacak El Vâlî olan ilahlarının kontrolünde olduklarını unutmayacaklardır. İnsan hem yöneten hem yönetilendir gerçeğinin farkındadır zira. Bu farkındalığı ne mi takip edecek?
Tüm kâinattaki düzeni ve yönetimi hayret ve ibretle tefekkür ettikten sonra bakışını kendine çevirecektir. Kendi varlığındaki idare konusunda El Vâlî’ye hamd ve şükürde bulunmak için üstlendiği işi büyük bir itina ve hakkaniyetle yerine getirmeye çalışacaktır. Ona en iyi gelen şeyin Rabbine yönelip O’na dayanıp güvenmesi olduğunun da farkındadır zira.
Sözleriyle ya da hareketleriyle “El Vâlî’ye ihtiyacım yok, ben yönetmeyi bilirim.” diyenler tarihe adlarını hep bozguncu olarak yazdırmışlardır. Durmadan değişen duygu durumundan dolayı nefsinde dengeyi sağlayamayan birey etiketi ne olursa olsun girdiği her ortama beraberinde kaos ve zulüm götürmüştür. Yaşadığımız şu çağda tanıklık ettiğimiz ve çoğu zaman aklımızın dâhi almakta zorlandığı Epstein adasında olanlar ve Gazze’de yaşananlar bunu anlamamız için yeterlidir.
“Ey kâinatın hâkimi ve yöneticisi El Vâlî olan İlahım! Bulunduğumuz alanda yönetilen konumundaysak adil imamlarla yollarımızı kesiştir, yöneten durumundaysak Vâlî ismine ayinedarlık yapmayı bizlere bahşet. Nefsimin ipini Sen’in muhabbetin kavrasın ki ömrüm çiçek açsın, çiçekler açtırsın. Bu çiçeklerin en güzellerinden biri olacağını umduğum Gazze’nin baharlarını layık olmasak da göster bizlere. Değil mi ki Sen dilediğine hesapsız verirsin. Doğrusu Rabbim Sen’den gelecek her hayra muhtacız.” (Amin)
Gülfer EKMEN