Bismillah…
Tarihe baktığımızda ilmi, iffeti, fedakarlığı ve benzeri faziletleriyle ön plana çıkan Müslüman hanımların kıssalarını okuyoruz. Başta Hazreti Hatice, Hazreti Asiye, Hazreti Fatıma, Hazreti Meryem olmak üzere sahabe hanımların ve diğer dönemlerde yaşamış örnek hanımların imtihanlarına tanık oluyoruz. Yine tarihe baktığımızda -günümüzden farklı olarak- feminist bir mücadelenin olmadığını görüyoruz. Peki nasıl oldu da söz konusu ideoloji bu kadar alana/kişiye yayılarak günümüzün gözde düşünce sistemlerinden biri haline gelebildi? Üstelik nasıl oldu da Müslüman hanımlara dahi tesir edebildi? Gelin birlikte, biraz da psikolojik boyutuyla beraber bu konuyu irdeleyelim.
İslam’da kadın ve erkeğin hakları, sorumlulukları, birbiriyle ilişkilerinde riayet etmeleri gereken kurallar bellidir. Müslüman kadın, gereken haklara sahip olup Allah katında da Müslüman erkekle eşit konumdadır. Nitekim Rabbimiz bunu bize şu ayeti kerimede bildirmiştir: “Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat Suresi, 13. Ayet) Tüm bu nedenlerden ötürü Müslüman kadının feminizm gibi bir ideolojiye ihtiyacı yoktur. O halde bu akım Müslüman kadınları dahi etkisi altına nasıl almıştır?
İslam dini her konuda bize itidalli, dengeli, orta yollu bir yaşam biçimini buyurur. Bu anlamda İslam, ruhban sınıfındaki gibi bir aşırılıkla insanoğlunun kendini yalnızlığa ve duygularını bastırmaya hapsetmesini istemez. Yahut dünyanın oyun ve eğlencesi peşinde aşırılığa yönelerek gaflete düşmemizi istemez. Bu orta yollu/itidalli olma durumu hayatın her alanını kapsadığı gibi kadın- erkek ilişkilerini de kapsar.
Karşı cinsle ilişkiler noktasında İslam’ın önümüze koyduğu bazı hususlar şunlardır:
-Erkeğin ‘kavvam’ olma misyonu
-Zinaya yaklaştırma ihtimali olan halvetin yasaklanması
-Haremlik selamlığa dikkat etmek
-Kadınlara mirastan pay alma gibi birtakım haklar verilmesi vesaire
Söz konusu bu hususlarda da itidalli hareket etmek gerekir. Zira erkeğin kavvam olma misyonunu abartarak evde adeta dikta rejimi kurması, ailesine şiddet göstermesi gibi haddi aşan tutumlar da İslam’da nehyedilmiştir. Bu tür aşırılıklar (uç tutumlar), karşıtı uç tutumların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Feminizmin de bu derece güçlenmesinin ardında yine bu aşırılıkların yattığı yadsınamaz gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Bu anlamda toplumda yer eden, kadını ezici ve İslam’a da uygun olmayan haddi aşan uç tutumların varlığı, feminizmi besleyen asli unsurlardır diyebiliriz. Biraz daha açacak olursak, toplumda kadına değer verilmemesi, kadının birtakım haklarının elinden alınması, aşağılanması, şiddete ve hakarete maruz kalması gibi durumlar, kadınları bu ideolojiye yöneltmiştir.
Tarihsel olarak feminizmin Batı’da doğduğunu görmekteyiz. Zira söz konusu aşırılıklar, geçmişte Batı’da çok daha sert şekilde yaşanmıştır. Kadınlara haklarının teslim edilmemesi, kadınların bir eşya gibi alınıp satılması, cadı-büyücü denilerek katledilmesi gibi aşırı tutumlar Batı kadınını bir “dur” demeye itmiştir.
Ancak kadınlar da haklarını savunma noktasında itidal çizgisini aşarak bugünkü eşcinselliği normalleştirmeye çalışan, erkekleri hedef tahtasına koyan, hiçbir ahlaki ve dini değeri gözetmeyen aşırı uç noktaya gelmişlerdir.
Somut bir tablo üzerinden de meseleyi izah edelim. Düşünün; Bayramda dost akraba birlikte oturuyor, tüm hizmeti kadınlar yapıyor. Erkekler gülüp eğleniyor, hazır önlerine getirilen şeyleri yiyip içiyor ve herkes evine gidiyor. Oysa İslam’a uygun olan; haremlik selamlığa dikkat edilmesi ve erkeklerin kendi aralarında kadınların da kendi aralarında hizmetlerini yapmalarıdır. Bu sayede hem iş bölümü yapılmış ve tüm iş yükü kadınlara yüklenmemiş olacak hem de her iki taraf da bayramın tadını her açıdan rahatça çıkarmış olacaktır. Ancak İslam’ın önümüze koyduğu itidal çizgisine önem verilmediği bu örnekteki gibi durumlar, çevresinde cereyan eden farklı menfi olaylarla da birleşince kadınları feminist düşünceye itmektedir. Hülasa feminizmin beslendiği kaynak İslam’ın sunduğu itidalin hayata taşınmamasıdır. Bunun çözümü ise yukarıda da izah ettiğimiz üzere İslam’ın bize sunduğu bu yaşam biçimidir.
Psk. Dan. Sümeyye Özbay