İslam dini aileyi toplumun temeli olarak görür. Bu yüzden büyük değer verir. Kur’an-ı Kerim de bu kutsal birlikteliği teşvik etmiştir. Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizatihi kendi uygulamaları ile huzurlu ve mutlu yuva kurmanın yollarını bize öğretmiştir.
Aile, evlilik denilen bir ahitle başlar. Allah’ın var etmiş olduğu erkek ve kadının birbirlerini tamamladığı bir bağdır. Allah Teala Rum Suresi 21. ayette şöyle buyurmaktadır. “İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi O’nun varlığının delillerindendir. Bunlarda düşünen millet için dersler vardır.” Bu ayetten de anlaşılacağı üzere insanın eşini kendisiyle huzur ve mutluluk bulacağı varlık olarak görmesi gerekmektedir. Aile hayatının huzuru ve mutluluğunun ön şartı budur. Temelinde iffet, anlayış, karşılıklı güven, saygı ve sevgi duyguları var olan bu müessese Allah’ın insanlara vermiş olduğu en büyük lütuflardandır. Allah’ın rahmeti ile desteklenen, çocuklar ve temiz rızıklar ile güzelleştirilen bu yapının inşası ve muhafazasında dikkat edilmesi gereken çok önemli hususlar vardır.
“Usre” kelimesi Arapça aile demektir. “Usre” aslında köken olarak zırh manasına gelir. Aile de tıpkı çok korunaklı ve sağlam bir zırh gibi kadın ve erkeği maddi/manevi tüm olumsuzluklardan korur. Aile sadece bireylerin bir araya gelmesi, bir çatı altında birleşmesi değil, aynı zamanda Allah’ın bir nimeti olarak görülmelidir. Bu kutsal kurumun sağlam ve ayakta durabilmesi için aile fertleri üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmelidirler. Ailede huzurun ve mutluluğun sırları acaba nelerdir?
İslami bir evliliğin temeli atılırken kadın ve erkeğin dikkat etmesi gereken öncelikli şart dindarlık olmalıdır. Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur, “Kadın ile dört şey için nikah yapılır. Güzelliği, malı, asaleti ve dini. Siz dindar olanı seçin, mutlu olursunuz.” ((Müslim, Rada, 53) Hadisi şerifte kadın ifadesi geçse bile bu tavsiye hem kadın hem de erkek için geçerlidir. Kadın erkekte dindarlık ve güzel ahlakı öncelerse Allah onları kendi lütfundan zenginleştirir. Mutlu olmak için iyi bir eş seçimine dikkat edilmiş ise senin de münasip iyi bir eş olman gerekir. Her iki tarafın da birbirleri üzerinde birtakım hakları vardır. Peygamberimiz Hazreti Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur, “Ey insanlar, sizin kadınlar üzerinde birtakım haklarınız vardır. Onlar sizin haklarınıza riayet etmelidirler. Onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Onlara karşı iyi davranınız. Eşlerinize şefkatle muamele ediniz. Siz onları Allah’ın ahdi ile aldınız. Onlar size Allah’ın ahdi ile helal olmuştur.” (Müslim, 1218)
Aile üyelerinin birbirine karşı sorumluluklarını bilmeleri ve buna göre muamele etmesi elzemdir. Huzur ve mutluluk ancak bu şekilde gelir. Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bütün insanlığa örnek olsun diye gönderilmiştir. Onun aile yaşantısının örnekliği günümüze kadar gelmiştir. Maddi değerler üzerine kurulmayan bir yuvası vardı. Manevi saiklerle her türlü zorluğun üstesinden gelmiş ve tüm insanlığa örnek aile dersi vermiştir. Her hareketleri Allah’ın rızasına uygun olma gayretinde olmalarından dolayı birçok zorluğun üstesinden gelebilmişlerdir. O yuvada dünya adına bir şey yoktu. Ama manen çok zengindiler. Hane-i saadette muhabbet vardı lüks yoktu, tevazu vardı israf yoktu, kanaat vardı şikayet yoktu. Bütün bunların neticesinde muhabbet ve huzur vardı.
Evlilikte eşlerin birbirlerine denk olması da çok önemli bir husustur. Sadece fiziki görünüm değil, sosyal, kültürel denklik de çok önemlidir. “Bataklıkta yetişen çiçekten uzak durunuz” sözü uyarınca sadece yüz güzelliği için bir eş seçilmemelidir. Evliliğin yüklemiş olduğu sorumlulukları kabul etmeli, el birliği ile üstesinden gelme yolları aranmalıdır. Ailede mutluluk evde hiç problemin olmaması değil, çıkabilecek sıkıntıların üstesinden gelebilmektir. Eşlerin birbirleri ile olan ilişkilerinin etkilenmemesi için istişare ile sorunların çözümü noktasında beraberce hareket etmek gerekir.
Bir kırgınlık esnasında eşler birbirlerini hatırlamaya çalışmalıdır. Kusur veya eksik olarak görülen yönler ilişkinin olumsuz etkilenmesine sebep olacaktır. “Bir mümin hanımına buğzetmesin. Onun bir huyunu beğenmezse bir başka huyunu beğenir.” (Sahih Müslim, Radaʿ, 1469)
Nefis kusur aramaya eğilimlidir. Şeytan insana kendi kusurunu göstermez iken karşısındakinin kusurunu çok net bir şekilde gösterir. Eşini kusurları ile kabul etmeli, birden düzelmesini beklememelidir. Unutulmamalıdır ki her insanın yetiştirme tarzından ve kültüründen kaynaklı farklı bakış açıları olabilir. Herkes kendi hatalarının affedilmesini ve unutulmasını ister. Hal böyle iken eşler neden birbirlerinin kusurlarını affetmeyip sorun haline getirirler?
“Allah’ın sizi affetmesini istemez misiniz?” (Nur Suresi, 22. Ayet) Biz affedelim ki Allah da bizim kusurlarımızı örtüp affetsin. Allah’u Teala Bakara Suresi 187. ayette de şöyle buyurur, “Onlar sizin için birer elbise siz de onlar için birer elbisesiniz.” Elbise kimi zaman güzelleşmek, kimi zaman örtünmek, kimi zaman kusur örtmek ve kimi zaman da dışarıdan gelebilecek etkilerden korunmak için giyilir. Bu yüzden eşler de birbirlerinin ayıp ve kusurlarını örtmede gece gibi olmalıdır. Yargılamadan ve eleştirmeden önce tarafsız gözle kendimizi de sorgulamalıyız.
Eşler birbirlerine değer vermelidir. Başkalarının yanında rencide edecek, küçük düşürecek söz ve davranışlardan kaçınılmalıdır. Ailenin mutluluğu için eşlerin birbirlerine karşı nazik, yumuşak ve güler yüzlü olması gerekmektedir. Eşler hayatın zorluklarına karşı birbirlerine maddi ve manevi destek olmalı, iyi günde, kötü günde bir arada olma sözü verildiği unutulmamalıdır. Dünyanın bir imtihan yurdu olduğu, her sıkıntının geçici olduğu bilinci ile zorlukların üstesinden gelinmelidir. Eşlerin birbirlerine sevgisini göstermesi sadece dilde kalmamalı, uygulamaya dökülmelidir. Evde bir köşeye çekilip erkek bütün vaktini TV, telefon vs. vermemeli, kadın da ev işleri vs. ile eşini ve çocuğunu ihmal etmemelidir. Birbirlerine ayırdıkları özel vakitleri olmalıdır. Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tüm yoğunluğuna rağmen hanelerinde olduğu vaktini üçe ayırırdı. Birini Allah’a ibadete, diğer vaktini eşleriyle özel muhabbete, üçüncüsünü de kendisine ayırırdı. İşte mesut aile yuvasının formülü budur.
Eşinin akrabaları ziyarete geldiğinde hoşnutsuzluk göstermemeli, onları güler yüzle karşılayıp, gereken ikramlar yapılmalıdır. Özellikle eşinin annesine hürmet gösterip en güzel şekilde hitap edilmelidir.
Aile içinde çok iyi bir iletişim olmalıdır. Özellikle çocukların terbiyesinde beraber hareket edilmelidir. Eşlerden birinin ihmali diğeri için bir mazeret olmamalıdır. Evladın anne ve babaya Allah’ın bir emaneti olarak verildiği unutulmamalıdır. Ölümden sonra amel defteri için açık kapı olan çocuklarımıza İslam’ın kaidelerini öğretirken bir yarış içerisinde olunmalıdır. Evde yapılan her iş sevap kazanma niyetiyle yapılmalıdır.
Evlilikte huzur ve mutluluk isteniyorsa karşılıklı saygı, sevgi, hoşgörü, sadakat ve tahammül ilkelerine dikkat edilmelidir. Dünya hayatının imtihan olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.
Vesselam
Arzu Demir