Bismillahirrahmanirrahim
İnsanın bir rahmani bir de şeytani yönü vardır der büyükler. İnsanın rahmani yönü ağır basarsa vicdanlı, merhametli, adaletli olur. Fakat eğer ki şeytani yönü ağır basarsa zulüm ve haksızlıkla çevresine, dünyaya en vahşi hayvanın yaptığından daha beter canilikler yapan biri olur. Tarih bu yönlerinden birinin kendisinde ağır bastığı şahsiyetlerin mücadeleleriyle doludur. Her devirde zulüm ile abad olmaya çalışanların karşısına, bu zulüm ve haksızlıklarına karşı çıkan, mücadele eden direniş önderleri çıkmıştır.
Yeryüzünde ilk defa şeytana kanıp bir masumun kanını döken Kabil’dir. Hem de döktüğü bu ilk kan kendi öz kardeşinin kanıydı. O gün bugündür yeryüzü toprakları kanla sulanmaya devam etmektedir. O gün Kabil’in yaktığı bu haksızlık, zulüm ve kan dökmenin ateşi kendisinden sonra söndürülmeden elden ele taşınmıştır. Ancak zulüm ateşinin tam karşısında insanları karanlıklardan aydınlıklara; kin ve nefretten sevgiye, merhamete; bencillikten, kıskançlıktan diğerkâmlığa, birlikte huzur içinde yaşamaya çağıran adalet meşalesi de hiç sönmemiştir. Zalimlerin hem kendilerine hem çevrelerine yaptıkları bu zulümlere ilk karşı çıkanlar da yine Yüce Allah’ın merhameti ile insanlara doğruyu, iyiyi, güzeli anlatmak ve onlara çağırmak üzere gönderilen Allah’ın elçileridir. Çünkü zalimler şeytanın telkinlerine uyan, bu telkinler doğrultusunda dünyayı ifsat eden kişilerdir. Onun için de evvela onların karşısına çıkan, zulümleriyle mücadele eden direnişçiler peygamberler olmuştur. “Şüphesiz biz, seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, aralarında bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın.” (Fatır Suresi, 24. Ayet) Kıssası bilinen elçilerin tamamının hayatında bu mücadele açıktır. Kimi uyarıları sadece diliyle yaparken, kimi Hazreti İbrahim (Aleyhisselam) misali baltayı alıp kötülüklerinin kaynağı olan Allah dışında taptıklarını bizzat kırarak buna karşı çıkmıştır. Son peygamber Hazreti Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) elçilik yıllarının bir kısmını binek sırtında, kılıç kuşanarak zalimlerin karşında durarak geçirmiştir. Bu direnişçilerin önderleri peygamberler olsa da onlardan sonra, onların örnekliğinde bu mücadeleye devam eden nice fedakâr erler vardır. Kendi hırs ve açgözlülükleri nedeniyle dünyayı karanlıklara mahkûm etmek isteyenler hep vardı ve var olmaya da devam edeceklerdir. Tarihte bunların karşısında duran çokça şahsiyetten birkaç tanesini yâd etmek, (mücadelelerinde başarıya ulaşsalar da bu yolda şehit olsalar da kendilerinden sonrakilere yol gösterici rehberler olmaları, onlara ilham olmaları açısından önemlidir) uyandığımız çağda şahit olduğumuz vahşetlere karşı tavır almakta örnek olmaları açısından faydalı olur.
Zalime karşı mücadele deyince akla gelen sayısız isim vardır. Bunların hepsini anmak için sayfalar yazmak gerekir. Ancak bunlar içerisinden birkaç taneyi anlatmak dahi diğerlerini de anlama anlamına gelir.
ABDÜLKADİR EL- CEZAİRİ: Yakın geçmişte Müslüman halkları sömüren, varlıklarını sonlandırmak isteyen, sahip oldukları yeraltı ve yerüstü zenginliklerini ellerinden almak isteyen zalimlere karşı direnen direnişçilerden biridir El- Cezairi. Fransızların Cezayir’i işgal etmelerine karşı mücadele eden, Hristiyan dâhil birçok insanı katliamdan kurtaran Cezairi, sağlam bir dini eğitimin yanında iyi ata binen ve silah kullanan biridir.
ÖMER MUHTAR (Çöl Aslanı): Kur’an-ı Kerim ve İslami İlimler Öğretmeni olan Ömer Muhtar, İtalyanların. ülkesi Libya’yı işgal etmelerine karşı mücadele etmiştir. İlerlemiş yaşına rağmen 22 yıllık mücadele hayatında birçok kayıp verdirmiştir İtalyanlara. İtalyanlar en sonunda yüz binlerce kişiyi toplama kamplarına alıp kendilerine yardım gelebilecek yolları da kapattılar. Bu durumda bile Ömer Muhtar’ın önderlik ettiği direnişçi birlikleri mücadele etmeye devam ettiler. Ancak yerel halktan İtalyanlarla iş birliği yapan hainlerin ve İtalyan birliklerinin hava saldırılarıyla pusuya düşürülen Muhtar ve arkadaşları esir alındı. Kurulan sözde mahkemede idama mahkûm edilerek şehit edildi.
ŞEYH ŞAMİL (Kafkas Kartalı): Rusların Kafkasya’yı İslam’dan uzaklaştırmak için yaptıkları zulümlere karşı çıkıp Kafkasya’nın Müslüman yurdu olarak kalması için 25 yıl mücadele eden direnişçidir. Ömrü cephelerde, at sırtında Ruslarla ve onlara destek olanlarla mücadele ederek geçmiştir.
İZZEDDİN EL- KASSAM: Filistin direnişinin sembol ismi, Suriye’de doğup El- Ezher’de eğitim görmüştür. El-Kassam halkı hem Siyonizm’e hem de onların destekçisi olan İngilizlere karşı bilinçlendirme çalışmalarına girdi. Mücadele için gerekli hazırlıkları başlatan El- Kassam yanındakilerle beraber 1935 yılında, Filistin’de bir Yahudi devleti kurmayı amaçlayan Balfour Deklarasyonunun yıl dönümünde harekete geçtiler. Ancak kısa bir süre sonra İngilizler onların gizli karargâhını bastılar. Çıkan çatışmada İzzeddin El- Kassam fiili olarak mücadele ederken şehit oldu. Bugün Filistin topraklarında özellikle de Gazze şeridinde silahlı mücadele eden mücahitler onun hatırasına birliklerine Kassam ismini vermektedirler. 7 Ekim olaylarından bu yana da Siyonistlere karşı mücadele eden birçok mücahit şehit vermelerine rağmen düşmana baş eğmeyen, onlara yenilmeyen ve onlara da birçok kayıplar verdiren mücahitler topluluğudur El- Kassam.
HASSAN EL-BENNA: Gençlik yıllarından itibaren sokaklarda, kahvehanelerde gezip halkı bir yandan İngiliz emperyalizmine karşı bilinçlendirirken bir yandan da İslam hükümlerinin uygulanması için mücadele etmiştir. Bu amaçla arkadaşlarıyla beraber İhvan-ı Müslimin (Müslüman kardeşler) teşkilatını kurup direnişe devam etmiştir. Ancak hainler tarafından arabasına açılan yaylım ateşi sonucunda şehit olmuştur.
ŞEYH AHMET YASİN: Siyonizm’e karşı mücadele denince akla ilk gelen isimlerden biridir şeyh Ahmet Yasin. Genç yaşında geçirdiği bir kaza sonucu bedeninin büyük bölümü felç olmasına rağmen mücadeleden bir adım dahi geri kalmamış örnek direnişçidir. Bir yandan halkın maddi manevi ihtiyaçları ile ilgilenirken diğer taraftan israil ve destekçilerinin Filistin işgaline karşı mücadele etmiştir. Müslüman Kardeşler teşkilatına üye olan Şeyh Ahmet Yasin ve dava arkadaşları -ki aralarında Abdülaziz al- Rantisi de vardır- daha sonra Siyonizm’le mücadele etmek amacıyla HAMAS’ı kurdular. 1987 yılındaki ilk İntifada da HAMAS’ın önemli faaliyetlerde bulunması halk tarafından benimsenmelerini sağlamıştır. Filistin topraklarının her tarafında işgale karşı mücadeleyi, bağımsız Filistin devletinin kuruluşunu temel hedefleri kabul eden Şeyh Ahmet Yasin ve arkadaşları bu uğurda hapis, işkence, sürülme ve öldürülme dâhil her türlü zorluğa rağmen çizgilerinden bir milim dahi sapmadan mücadeleye devam etmişlerdir. Felçli haline rağmen yıllarca hapislerde çeşitli işkencelere maruz kalan Şeyh Ahmet Yasin bir cami çıkışı Siyonistlerin, Amerikan yapımı füze ile yaptıkları suikast sonucunda şehit olmuştur. Kendisinden sonra bu davayı omuzlayan İsmail Haniyye, Yahya Sinvar gibi direnişçi mücahitler de düşmanın kalbine saldıkları korku sonucunda onunla aynı şerbeti içmişlerdir.
Müslüman coğrafyanın her köşesinde, her devirde hakkın yanında, zalimin karşısında duran, canları pahasına boyun eğmeyen direnişçi kahramanlara rastlamak mümkündür. Bizim toprağın bağrından çıkan Said Nursi, Şeyh Said de bu mücadelede rol oynayan direnişçilerdir.
ŞEYH SAİD: Elâzığ Palu’da dünyaya gelen Şeyh Said, ailesinin mensup olduğu Nakşibendi tarikatına mensup olarak yetişmiştir. Hayatının her anında en büyük derdi İslam ahkâmının yaşamın her anına tatbik edilmesiydi. Ülkede yenilik adı altında yapılan çalışmaların çoğunda İslami kurallara muhalefet edilmesi birçok kişi gibi Şeyh Said’i de rahatsız etmiştir. Bunlara karşı çıkması isyan olarak kabul edilmiş, yaşanan çatışmalar sonucunda tutuklanarak idam edilmiştir. İsyanı resmi tarih açısından İngiliz destekçisi, hükümet karşıtı olarak anlatılsa da kendisinin idamından önce söylediği; “Benim bu değersiz dallarda asılmama pervam yoktur. Muhakkak ki mücadelem Allah ve dini içindir” sözleri ile onun asıl amacının Allah’ın dinine yapılan saldırılara karşı çıkmak olduğu aşikârdır. Yüce Allah (Celle Celaluhu) İ’lây-ı Kelimetullah uğruna mücadele eden tüm direniş önderlerine rahmet eylesin.
Rana Çeçen