Bize türlü türlü rızıklar bahşeden, helal dairesini geniş kılan Rabbimize hamd olsun. Salât ve selam da hakikatin öncüsü Sevgili Peygamberimize olsun.
Her evin bir kokusu vardır. O koku bazen bir çorbanın buharında, bazen yeni pişmiş ekmeğin sıcaklığında saklıdır. Ama aslında o koku, sadece yemek değil; emek, niyet ve sorumluluk taşır. Çünkü mutfak, sadece karın doyurulan bir yer değil, aynı zamanda helalin ve haramın sessizce hayatımıza girdiği kapıdır.
Mutfak, Allah’la aramızdaki bağın oluşmaya başladığı yerdir.
Mutfak, ya bizi dualarımızın kabulüne götüren bir yol ya da fark etmeden önümüze çekilmiş bir set olabilir.
Mutfak, bu saydıklarımız ve daha fazlasıdır. Haydi delilleriyle inceleyelim. Mü’minun suresi 51. âyette, “Ey peygamberler! Tertemiz nimetlerden yiyip için, güzel işler yapın. Kuşkusuz ben yaptıklarınızı eksiksiz bilmekteyim.” buyurularak helal gıdaya salih amelin önünde yer verilmiştir.
“Allah’ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin, kendisine îmân etmiş olduğunuz Allah (Teâlâ)dan da korkun.” (Maide Suresi, 88. Ayet)
Haram yemek, dualarımızın kabulüne de engeldir.
Ebû Hüreyre (Radiyallahu Anha) anlatıyor: “Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), “Ey insanlar! Allah Teâlâ temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Allah, peygamberlerine emrettiği şeyleri müminlere de emretti.” buyurdu ve şu âyetleri okudu: “Ey peygamberler! Temiz olan şeylerden yiyin, güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim.” (Mu"minûn Suresi, 51. Ayet) “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin...” (Bakara Suresi, 172. Ayet) Sonra Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uzun seferler yapmış, üstü başı tozlanmış, saçı başı dağılmış, ellerini göğe uzatarak, “Yâ Rab, yâ Rab!” diye yalvarıp yakaran bir adamdan söz etti ve “Fakat onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdı. Haram ile beslenirdi. Peki, böyle birisinin duası nasıl kabul edilsin?” buyurdu.” (Müslim, Zekât, 65; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 2)
Bu manzara ne kadar da etkileyici, öyle değil mi? Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olayı adeta kısa bir film gibi gözümüzde canlandırıyor. Uzun seferde saçı başı dağılmış olmasına rağmen Rabbini unutmayıp dua eden bir adam var sahnede. Ancak onun duası kabul olunmuyor. Sebebi de haramla beslenip haramdan giyinmek…
Bu hadis-i şerife bakınca, hele de paketli gıdaların vazgeçilmez olduğu çağımızda mutfağın, helalin önemi daha da iyi anlaşılıyor. Helal gıda ile ilgili fazlaca ayet ve hadis var ancak buraya aldığımız kadarı bile helal-haram hassasiyetimiz olması için yeterlidir.
Günümüzde soframıza gelen birçok ürün, artık eskisi kadar “masum” değil. Paketlerin arkasında yazan o küçük kodlar, çoğu zaman ne anlama geldiğini bilmediğimiz katkı maddeleriyle dolu. Oysaki bir mümin için sadece “doymak” değil, “helal ile doyabilmek” esastır.
Bazen fark etmeden tükettiğimiz bir katkı maddesi, helal hassasiyetimizi zedeleyebilir. Üstelik bilmemek de bizi kurtarmaz. Bir kere o madde o mideye gitti. Oradan vücudumuza yürüdü. Aslında bu gıdayla birlikte bizim de manevi yolculuğumuz başladı. Ya ileriye ya geriye…
Haydi şimdi en çok tüketilen ve en zararlı katkı maddelerine bir bakalım. Bir bakalım, neyi tüketirken aslında tükettiğimiz ne…
Şimdi hayal edelim, bir ortamdasınız ve bir çocuk ağlıyor. O çocuk sussun diye kenarda oturan biri bir parça domuz eti uzattı. Sonra başka bir çocuk… O kişi bu çocuğa da bir parça kömür verdi. Bir diğerine beyni etkileyen bir gıdım tuz, en sonuncusuna da kaz tüyü… Ne iyi insan, öyle değil mi(!)
Şaşırtıcı ve ütopik bir hikaye gibi gelebilir ancak daha şaşırtıcı olanı, bunları çocuklarımıza birinin ücretsiz vermesi değil, bizim parayla almamız.
Jelatin: Kod adı; E441. İlaç, temizlik ve gıda sektöründe, gıdalarda da yoğurt, dondurma ve şekerlemelerde kullanılır. Ortamlarda çocuklarımızı susturmak için kullandığımız jelibon tarzı yumuşak şekerlerde, marshmallow dediğimiz köpük şekerlerde bulunuyor. Hani şu bayıla bayıla yediğimiz içi marshmallow dolu abur cuburlar var ya. İşte bunlarda jelatin bulunuyor. Yenilebilir sığır jelatini yazan her üründeki jelatin, sığırdan yapılmıyor maalesef. Ülkemize ithal edilen jelatinin çoğu Avrupa ülkeleri ve Çin’den geliyor. TÜİK verilerine göre 2015-2019 yılları arasında toplam jelatin ihracatı: 31.286 ton olarak rapor edilmiş. Bu 31 tonun ne kadarı gerçekten sığırdan yapılmıştır sizce?
Sığırdan yapılsa bile bu sığırları kim kesmiş, besmele ile mi kesmiş yoksa kendi tanrıları adına mı kesmiştir? Zaten videolarda görmüşsünüzdür. Jelatin yapımı için hayvanlar makinelere tüm tüm atılıyor ve tüyüyle, kemikleriyle, iç organlarıyla öğütülüyor. Her neyse…
Gelelim en çok sevilen ikinci ama verdiği zarar açısından birinci katkı maddesine…
Çin Tuzu: “Ay, canııım, ne kadar da masum. Sadece bir tuz işte…” Hiç de öyle değil… Çin tuzu adı verilen bu madde (monosodyum glutamat) aslında tatsız bir madde. Hangi ürünün içine konulursa o ürünün tadını 100 kata kadar artırıyor ve yalancı bir lezzet yaratıyor.
“Eee, ne güzel işte!”
Bu maddenin tat duygusu oluşturması dilimizden değil beynimizden kaynaklanıyor. Yani MSG dilimize değil beynimize vuruyor asıl darbeyi. Biz yediğimiz üründen devasa bir haz alıp da ‘Bunun lezzeti hiçbir şeyde yok!’ derken açılıyor nörolojik hastalıkların kapıları. Normal pilavla bulyonlu pilav arasındaki muazzam fark işte bir çimdik monosodyum glutamattan geliyor. MSG içeren ürünü yedikçe yiyesi geliyor insanın. Dolayısıyla MSG kullanan bireylerde obezite, obeziteye bağlı şeker ve şekere bağlı görme kayıpları yaşanıyor. Bunlardan başka, Alzeihmer, Epilepsi ve MS gibi hastalıklara da büyük ölçüde MSG sebep oluyor.
“Bu kadar zararlı bir şeyi yediğimi hiç sanmıyorum. Böyle zararlı bir şey ancak tek tük üründe vardır. Ben de onu hiç kullanmamışımdır.”
Baharatlı cipslerde, aromalı yiyeceklerde, çocuğumuzun her gün yediği çeşit çeşit cipslerde… Mısır aromalı balık krakerlerde, baharatlı çubuk krakerlerde… Tavuk ve et bulyonlarda… Daha da saymıyorum. Ürünün paketini çevir, arkasına bak. Monosodyum glutamat yazıyorsa arkana bakmadan kaç! Bakarsan ‘Son bir kez yiyeyim’ diyebilirsin. Çünkü bir uyuşturucu kadar olmasa da bağımlılık yapıyor.
Gelelim şimdi de o kömür parçasına…
Sodyum metabisülfit: Kömür katranından yapılıyor. Piyasadaki pötibörlerin, çubuk krakerlerin yüzde 90’ında var. Bisküvilerin kıtır kıtır ve taze kalmasını sağlıyor. Sirke ve limon suyu gibi ürünlerin de ekşimesini önlüyor. Bu maddeye helal sertifikası asla verilmiyor.
Son yıllarda astım, nefes darlığı ve alerjinin yaygınlığı sizin de dikkatinizi çekti mi? Hah, işte sebeplerinden en önemlisi bu sodyum metabisülfit…
Sıradaki gelsin!...
Saç telinize dikkat ettiniz mi hiç? Kopan bir saç telinizi iki ucundan tutup sündürmeyi deneyin. Saç teliniz kopmak yerine uzayacak, esnekliğiyle sizi hayretler içinde bırakacaktır. İşte bu esnekliği almışlaaar ve demişler ki:
“Biz bunu unun içine koyalım da yufka açarken yırtılmasın.” Bunun da uydurduğum bir hikaye olmasını isterdim ama maalesef değil. Sistein adı verilen katkı maddesi, insan saçından ya da kaz tüyünden yapılıyor. Baklavalık unlar ve hazır baklava yufkalarında sistein bulunabiliyor. Bunu da yine ambalajdan görebilirsiniz.
Bu saydıklarımız en önemli ve asla kullanılmaması gereken gıda katkı maddeleridir. Bugüne kadar korumadıysak bile bundan sonra kendimizi ve ailemizi, şeytan ve avanelerinden koruyalım. Helal ve tayyib beslenelim, dualarımız ve ibadetlerimiz kabul olsun. Vesselam…
Sezgin Özbay