Bismillahirrahmanirrahim
Çünkü insan, hayatını idame edebilmek için bazı temel ihtiyaçlara gereksinim duyar. Bu temel ihtiyaçlardan birçoğunu karşılayabilmek için de insanın mala ihtiyacı vardır. Bir malı elde etmek için karşılığında verilen ücret finans kavramı ile ifade edilir. İslam, insan hayatının her alanına ait düzenlemeler, kurallar getirdiği gibi malın kazanılması ve harcanmasında da fert ve toplum yararına olan net kurallar getirmiştir.
Günümüz ekonomik buhranlarını düşününce insanlığın ihtiyaç duyduğu bu çöküntülerden kurtuluşunun tek reçetesinin İslam’ın getirmiş olduğu finans sistemi olduğu görülecektir. Çünkü günümüz sistemleri uçlarda gezmektedir. Ya zengin daha fazla zenginleşip fakir daha da fakirleşiyor ya da emek ve sermayede eşitsizlik ile herkes aynı kefeye konulmaya çalışılıp, kişinin özel mülkiyet hakkı elinden alınıyor. İslam bu bağlamda dengeyi sağlayıp ekonomik ve iktisadi adaleti tesis etmeyi hedefler. İslam iktisadı insan fıtratını göz ardı etmeyen, bununla beraber haksızlıklardan uzak bir sistem öngörür. Bundan dolayıdır ki İslam’da finansın temelini somut ve helal olan varlıklar oluşturur. Kazançlar şek ve şüpheden uzak net ifade ve sözleşmelerle gerçekleşir. Taraflardan birinin zarara uğratıldığı, diğerinin yüksek kazançlar elde ettiği bir ilişkiden uzaktır.
Konuyla ilgili fıkıh kaynaklarına bakıldığında İslami finans için bazı kavramların kullanıldığı görülür. Bu kavramlar; Mudarebe, Muşareke, Murabaha, İcar ve Selem akitleridir.
Mudarabe; Emek sermaye ortaklığıdır. Burada taraflardan biri iş için gerekli sermayeyi sağlarken diğeri emeğini ortaya koyar. Ortaklık üzerine inşa edilen bu sistemde kâr, başlangıçta anlaşılan oran üzerinden paylaştırılır. Zarar ise sadece sermayeden karşılanır. Ve emek veren sorumlu değilse zarardan sorumlu değildir.
Muşareke; Yine bir ortaklık sistemi olan Muşareke, taraflar belli oranlarda sermaye ortaya koydukları kâr- zarar ortaklığına dayanan bir sistemdir. Kâr, önceden belirlenen oranlarda paylaşılırken zarar, ortaya konulan sermaye ölçüsünde paylaşılır.
Murabaha; Bir malın maliyet fiyatı üzerine kâr koyarak satılmasıdır. Peşin alınan mal, başkasına taksitli ve vade farkı eklenerek satılır. Burada dikkat edilmesi gereken şey ise satıcının malın alış fiyatını ve üzerine ekleyeceği kâr oranını alıcıya bildirmek zorundadır. Bu sistemle bir malı peşin alma imkânı olmayan kişinin taksitli olarak satın alması sağlanmış olur. Günümüzde katılım bankaları aracılığıyla ev, araç veya arsa türü bir şeyi satın almak genellikle bu sistemle yapılmaktadır. Şüpheden kurtulmak için bankanın alacağı malı kendi zimmetine geçirdikten sonra veya müşteriye vekâlet verdikten sonra karını koyarak müşteriye satması gerekir.
İcar; Kira veya kiraya vermek anlamına gelen icar sisteminde bir mal (ev, tarla, hayvan) veya emeğin başkasına belli bir süreliğine, belli bir ücret karşılığında kiraya verilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus ise kiralanan mal veya hizmet helal olmalı, bedel ve süre sözleşmede net olmalıdır.
Selem; Normal satıştan farklı olarak selem akdinde ücret peşin, mal ise daha sonra teslim edilmek üzere gerçekleştirilen satış işlemidir. Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine’ye hicret ettiğinde Medineli Müslümanların tarım ürünlerini peşin bedel karşılığında bir, iki veya üç yıllık vadeyle sattıklarını (selem yaptıklarını) görmüş ve onlara, “Kim bir şeyde selem yaparsa belirli ölçüde, belirli tartıda ve belirli zamana kadar yapsın” demiştir. (Buhari, Selem, 1, 2, 7; Müslim, Müsakat, 127, 128) Burada da dikkat edilmesi gereken şey ise, malın cinsinin, miktarının ve teslim zamanının konuşulmuş olması gerekir. Günümüzde yapılan alışverişlerin birçoğu bu kabildendir. Özellikle satıcı ile alıcının aynı mekânlarda olmadığı, internet üzeri alışverişlerde yapılan işlem ile ticaret, sanayi ve inşaat sektöründeki alışverişler selem akdi üzerinedir. Yani alıcı ücretini peşin öder, satıcı da belirlenen süreler içerisinde belirlenen malın teslimini gerçekleştirir.
Bu sistemlerden herhangi birisi ile yapılan finansal işlemler, taraflar arasında herhangi bir haksızlığa, hak kaybına mahal vermeden helal yollardan finans ve buna bağlı olarak ihtiyaç duyacağı malları elde etmeyi sağlar. Bunların aksi bir durumda işin içine faizin girmemesi neredeyse imkânsız hale gelir.
Faiz, Kur’an ve sünnette Riba olarak geçer. Riba; borç verilen bir parayı veya malı belli bir süre sonunda belirli bir fazlalıkla yahut borç ilişkisinden doğan ve süresinde ödenmeyen bir alacağa ek vade tanıyıp bu süreye karşılık onu fazlalıkla geri almanın veya bu şekilde alınan fazlalığın adıdır. Ve faiz Kur’an ve sünnet ile haramlığı hususunda hiçbir şüphe yoktur. Kur’an-ı Kerim’deki şu ayetleri okuyan bir Müslümanın faizin yakınından bile geçmesi düşünülemez. “Faiz yiyenler -kabirlerinden- şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden ayılışı gibi kalkacaklardır. Bu hal onların, ‘Alım satım da tıpkı faiz gibidir’ demeleri yüzündendir. Hâlbuki Allah alım satımı helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah’a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar. Allah faizi tüketir (faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları ise bereketlendirir. Allah küfürde ve günahta ısrar eden kimseleri sevmez... Ey iman edenler! Allah’tan korkun, eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terk edin. Şayet böyle yapmazsanız Allah ve resulü tarafından açılan savaştan haberiniz olsun. Ancak tövbe edip vazgeçerseniz anaparanız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz” (Bakara Suresi, 275-279. ayetler)
İfadeler dehşet verici şekilde kesin ve çarpıcıdır. Tefsire ihtiyaç duymayacak kadar açıktır. Hiç dili eğip bükmeye gerek yoktur. Faiz ile elde edilen kazanç haramdır. Bu Allah’ın çizdiği bir sınırdır ve o sınırın aşılması harp demektir. Öyle bir harp ki sonunda insanın kesin kaybı ve cehennem azabı ile sonuçlanacaktır. Bahanesi yoktur, istisnası yoktur. Dikkat etmeli Müslüman, daha fazla kazanma hırsı ile şeytanın bu tuzağına düşmemek için uyanık davranmalıdır.
Faizde alan da veren de aslında kayıptadır. Görünüşte parasına para katmış gibi bir yanılgı içerisinde olsa da insan bu, çölde görülen serap misalinden başka bir şey değildir. İslam helal kazanç yollarını belirlemenin yanında Müslümanın darda kalan, sıkıntısı olan Müslüman kardeşine yardımını teşvik etmiştir. Öyle ki karşısındakine sıkıntısını gidermek için verilen borcu, Allah’a verilmiş olarak kabul eder. “Kim Allah’a güzel bir borç verirse Allah bunu fazlasıyla öder. Ayrıca ona pek değerli bir ödül de vardır.” (Hadid suresi, 11. Ayet) ile “Kim Allah’a güzel bir borç verirse, Allah da bunu kat kat fazlasıyla öder. Daraltan da genişleten de Allah’tır ve O’na döndürüleceksiniz.” (Bakara Suresi, 245. Ayet) ayetlerinde Türkçeye ‘güzel borç’ olarak çevrilen kavram ‘Karz-ı Hasen’dir. Her şeyden müstağni olan, Samed olan Yüce Allah’a (Celle Celaluhu) verilen borçtan kasıt, Müslümanın faiz istemeden Müslüman kardeşine borç verip ihtiyacını gidermesidir. Böyle bir borçlanmayı kendi üzerine alan Yüce Allah (celle celaluhu) elbette karşılığını da fazlasıyla kullarına verecektir. Böylesi iyiliklerle hem Müslümanın sıkıntılı anında faiz belasına bulaşmasının önüne geçilmiş olunur hem de Müslüman toplumda güven, birlik ve beraberlik inşa edilir. Helal üzere yardımlaşanların ise yardımcısı Allah’tır. Müslüman, alışverişini dininin uygun gördüğü temeller üzerine bina edip, başta faiz olmak üzere her türlü haramdan kendisi ile beraber çevresindekilerin de uzak durmasına vesile olarak kurtuluşa erer.
Rana Çeçen