Hamd, âlemi hikmetle donatan, göğü gözümüze temaşa, gönlümüze tefekkür kılan; yeryüzünü de ayetlerle bezenmiş bir kitap gibi önümüze seren ve her zerrede bizlere sanatını gösteren Rabbimizedir.
“Ey örtüsüne bürünen” Müzzemmil ve Müddessir surelerinin ortasında yankılanan bir nidaydı.
Rabbimiz, Hira mağarasında kendisine Peygamber olduğu bildirildikten sonra evine gelip vahyin ağırlığı sebebiyle, daha önce benzerini yaşamadığı manevi bir yükün hissiyle örtünen Efendimiz’e “Ey örtüsüne bürünen” diye hitap ederek Onu kalkmaya davet etmişti.
O da bu davete icabet etmiş ve tabiri yerindeyse vefatına dek oturmamıştı. Geceyi ibadetle, gündüzü davetle geçirmişti. Örtü, bir yorgunluk ânıydı. Kalkış ise bir ömürlüktü.
Bugün ise bu hitap, yatağından kalkamayan, yastığına, yorganına sarılmış, koltuğuna takılı kalmış, evine saklanmış, dünyevî arzuların esiri olduğu için üzerinde muhtelif maddî yükleri taşıyan, bilgisayarla, internetle, sosyal ağlarla örtülmüş ya da örtünmüş her mümin içindir.
Artık insanlık madde âlemini bir takıntı haline getirip altında ezilir oldu. Kulaklar hakikati duymaz, gözler hakikate kör olmuş halde. “Örtüsüne bürünenler” çoğalmış. “Bana dokunmayan bin yaşasın” söyleminin işlevi insanlar türemiş.
Bir ayetle hiç oturmayan, evine, eşine, evladına hasret kalan iman yüklü bir nesilden geriye, dünya hayatının oyun ve eğlencesine dalan bir nesil kaldı. Konfor bataklığı çekip yuttu bizleri. İnsanlığa dayatılan her akımın kurbanı olduk. Haliyle örtüyü üzerimizden atmak da zorlaştı.
Oysa 1400 yıl evvel bir yankı idi bu, örtüsüne bürünen her kişiye... Önce Resul ayağa kalktı. Sonra Onun en pak nesli, arkadaşları, dostları ve sonra gelenler... Onlar bu davayı omuzlarına yüklendiler. Çünkü biliyorlardı, bu dava üstüne çekilen örtü ile gitmez.
Bu, bulunduğumuz çağda uykusunu kontrol edemeyen, iradesini disiplin altına alamayan, günlük eğlenceler ile oyalanan, kıyafetleri ile mutlu olmaya çalışan, boş mevzularla vaktini heba eden, yani ne kadar ziyan oluşturacak iş varsa onlarla örtünenlere Allah’ın seslenişidir.
Makyajıyla güzelliğini, kazanma hırsıyla cennetini örten, zevkleri ile ibadetlerini engelleyen, şehvetleriyle aklını perdeleyen, günahlarla kalbine çizik atan, Allah’ı unutturan seslerle kulağına örtü çeken, izlediği haram görüntülerle gözlerine set çeken genç yüreklere Allah’ın çağrısıdır.
Gerçek mümin kimliğini kaplayan, varlığı yok gibi gösteren, yaşadığı halde ölü pozisyonuna düşüren, ruhsuz bedenler haline getiren, çeşitli dünya örtülerine bürünmüş herkes Rabbini dinlemeli, bu sese kulak vermelidir. Şu dünya ve içindekilerin malayani fısıltısından sıyrılıp, örtüsünü üstünden atmalıdır.
Zamanın birinde bir alim zamanı o kadar kıymetli buluyormuş ki bunu yediği yemeğe dek hesap etmiş. Kendisine, “Ey üstad, niye sürekli sulu yemek yiyorsun?” diye sorulunca “Çiğnemeye vereceğim zamanı hadis ezberine veya Allah kelamının talimine ayırırım” diye cevaplamış. Zaman bu denli kıymetliydi onlar açısından.
Evet, onlar gaflet örtüsüne bürünmemek için hayatlarının her alanında yürümüş, oturmamış, davası için koşmuşlar adeta.
Konfor bizleri o kadar esir almış durumda ki, örtüde olduğumuzun farkında bile değiliz. Zamanın kıymetini bizlere bildiren en bilinen surelerden biri olan Asr Suresi’nde zamana ant içilmiş ve kurtulanların ancak ve ancak sabır ve hak üzere olanlar ve bu yolda benlik örtüsünde olmadan birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler olduğu bildirilmiştir.
Evet, bugün benlik duygusu da bir örtü oldu Ümmet üzerinde. “Evimden çıkmayayım, kimse bana dokunmasın, imanı sadece oturarak evimde yaşayayım” diyen insanları da sarıp sarmaladı. Hâlbuki bu din, vahyedildiği andan itibaren “kalk ve uyar” emri ile başladı.
Bugün, evimde İslam’ı yaşadım kurtuldum diyenler bu ayetin muhatabı değiller mi? Hayır, bilakis hitap Resul’e idi ancak Onunla beraber bu dini seçen her kişi de bu emrin muhatabıydı.
İslam, evin dört duvarına sığmayacak kadar büyüktü.
Muzzemmil “gece kalk”, Müddessir “Kalk ve uyar” Asr Suresi “zarardasın” dedi. Hepsinin ortak mesajı hareketsizlik değil yürümek, daha çok yürümek.
Bugün çağın her alanında sunulan konfor bizi değil, biz onu yöneteceğiz.
1400 yıl evvelki mesaj hâlâ geçerli. Vahiy ağırlığını hâlâ koruyor, sorumluluk hâlâ omuzlarımızda. Ey nefsinin her türlü bahanesiyle örtülmüş kişi, artık örtünden sıyrıl kalk ve harekete geç!
Örtüyü atanlar kazandı, örtüye sarılanlar ziyana uğradı.
Rabbimiz bizleri örtüsüne bürünenlerden değil, kalk ve uyar emrince koşanlardan eylesin.
Dua ile…
Mümine Balca KOCA