İnsan için ev, sadece dinlenilen, yemek yenilen ve uyku uyulan bir mekân değildir. Müminin evi; huzurun, rahmetin, ilmin ve ibadetin buluştuğu kutlu bir yuvadır. Kur’an-ı Kerim ve sünnet, evlerin Allah’ın zikriyle mamur edilmesini, namaz ve Kur’an tilavetiyle bereketlendirilmesini tavsiye etmektedir. Bu sebeple Müslüman, evini yalnızca ihtiyaçlarını giderdiği bir yaşam alanı değil, aynı zamanda kulluğunu yaşadığı bir ibadet mekânı hâline getirmelidir.
Yüce Allah, Hazreti Musa ve Hazreti Harun’a hitaben şöyle buyurmaktadır, “Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın, evlerinizi ibadet yeri hâline getirin ve namazı dosdoğru kılın. Müminleri de müjdele.” (Yunus: 87)
Bu ayet, evlerin yalnızca barınma amacıyla değil, ibadet edilen mekânlar olarak da değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Özellikle fitne ve zorluk zamanlarında müminin evi, Allah’a yönelişin ve kulluğun merkezi olmalıdır.
Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de evlerin ibadetle canlandırılmasını teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur, “Namazlarınızın bir kısmını evlerinizde kılın; evlerinizi kabirlere çevirmeyin.” (Buhârî, Salât, 52; Müslim, Müsâfirîn, 213)
Bu hadis, farz namazların cemaatle camide kılınmasının önemini korurken, özellikle nafile namazların evlerde eda edilmesini tavsiye etmektedir. Çünkü içinde namaz kılınan evler bereketlenir, meleklerin uğrak yeri olur ve aile fertlerinin manevi eğitimine katkı sağlar.
Başka bir hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur, “İçinde Allah’ın zikredildiği ev ile Allah’ın zikredilmediği evin misali, diri ile ölü gibidir.” (Müslim, Müsâfirîn, 211)
Bu benzetme oldukça dikkat çekicidir. Nasıl ki ölü bir beden hayat belirtisi taşımıyorsa, Allah’ın adının anılmadığı, namazın kılınmadığı ve Kur’an’ın okunmadığı evler de manevi bakımdan canlılığını kaybetmiş sayılır. Böyle evlerde huzursuzluk, bereketsizlik ve manevi boşluk hissedilebilir. Buna karşılık ibadetin eksik olmadığı yuvalar ise huzurun, sevginin ve rahmetin hissedildiği mekânlara dönüşür.
Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ şöyle buyurur, “Allah’ın, yükseltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde sabah akşam O’nu tesbih ederler.” (Nûr Suresi, 36. Ayet)
Müfessirler bu ayette öncelikle mescitlerin kastedildiğini belirtmekle birlikte, müminin evinin de Allah’ın zikriyle şereflendirilmesi gerektiğine dikkat çekmişlerdir. Çünkü aile bireylerinin ilk eğitim aldığı yer evdir. Çocuklar namazı, Kur’an sevgisini, duayı ve güzel ahlakı en önce anne babalarından, kendi ev ortamlarında öğrenirler.
Evlerde kılınan namaz sadece bireysel bir ibadet değildir; aynı zamanda aile bağlarını kuvvetlendiren önemli bir vesiledir. Anne, baba ve çocukların zaman zaman cemaatle namaz kılması, birlikte Kur’an okuması ve dua etmesi aile fertleri arasında manevi birlik oluşturur. Böyle bir atmosferde yetişen çocuklar, dini değerleri hayatlarının doğal bir parçası olarak benimserler.
Günümüzde evler çoğu zaman televizyon, telefon ve dijital ekranların hâkim olduğu mekânlara dönüşebilmektedir. Saatlerce ekran karşısında vakit geçirilirken, birkaç dakikalık namaz ve Kur’an tilaveti ihmal edilebilmektedir. Oysa mümin, evini sadece içinde yatıp kalktığı bir otel gibi görmemelidir. Ev, Allah’ın adının anıldığı, secdelerin yapıldığı, duaların yükseldiği ve Kur’an’ın okunduğu mübarek bir yuvaya dönüşmelidir.
Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), evinde Kur’an okunan ve Allah’ın zikredildiği yerlerin bereketleneceğini, şeytanın ise böyle evlerden uzaklaşacağını haber vermiştir. Bu nedenle her Müslüman, günlük hayatında evinde kısa da olsa Kur’an okumaya, tesbih ve zikir yapmaya, nafile namaz kılmaya özen göstermelidir.
Sonuç olarak, müminin evi sadece bedenin dinlendiği bir yer değil, ruhun da beslendiği bir ibadet ocağı olmalıdır. Evlerimizi namazla, Kur’an’la, dua ve zikirle ihya ettiğimiz ölçüde aile hayatımız huzur bulacak, çocuklarımız sağlam bir manevi iklimde yetişecek ve yuvalarımız Allah’ın rahmetine mazhar olacaktır. Rabbimiz bizlere evlerini ibadetle dirilten, ailelerini kulluk şuuru içinde yetiştiren ve evlerini adeta küçük birer ilim ve ibadet mektebine dönüştüren kullarından olmayı nasip eylesin.
Arzu Demir