Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…
“Hiçbir kimse asla kendi kazancından hayırlı bir rızık yememiştir. Allah’ın peygamberi Davut da (Aleyhisselam) kendi elinin emeğini yerdi.” (Buhari, Buyu’, 15)
Yukarıda nakledilen hadisten de anlaşılacağı üzere insanın yediği en güzel şey kendi kazancından olanıdır. Kimseye yük olmadan çalışıp kazanmak, elde edilen rızkın hayırlı ve bereketli olmasını sağlar. Her konuda ümmetine örnek ve rehber olan birçok peygamber de kendi çalışıp kazandıklarını yemişlerdir. Hazreti İdris terzilik, Hazreti Zekeriya marangoz, Hazreti Eyüp çiftçilik, Hazreti Davut demircilik yaparak kimseye muhtaç olmadan helal kazancın peşinden koşmuşlardır. Peygamberimiz Hz. Muhammed de (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayatının bir döneminde çobanlık, gençlik döneminde de ticaretle uğraşmıştır. İnsanın görevi ve sosyal statüsü ne olursa olsun kendi işini kendisinin görmesi, geçimini el emeği ve alın teri ile temin etmesi övgüye layık bir harekettir.
Bireyin tembellikten kaçınması ve kendi geçimini sağlamak için çaba sarf etmesi gerekmektedir. Alın teriyle, dürüstlükle ve kul hakkına da riayet edilerek elde edilen rızık kalbi nurlandırır, insana izzet ve şeref verir. Aynı zamanda duaların kabul olmasına vesiledir. El emeğiyle meşru yollardan kimseye muhtaç olmadan çalışıp kazanmak ibadet sayılır. Çalışmak, üretmek, topluma faydalı olmak herkes tarafından da övgüyle karşılanır.
“Yeryüzünü size boyun eğdiren Allah’tır. Öyleyse yerin sırtlarında dolaşın ve Allah’ın verdiği rızıktan yiyin, sonunda dönüşünüz O’nadır.” (Mülk Suresi, 15. Ayet)
Yani yeryüzü işlenmeye müsaittir. Madenleri işleyip hazineleri çıkarmak insanın işidir. Medineli bir Müslüman zaman zaman peygamberimiz Hazreti Muhammed’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanına gelir, ihtiyaçlarını dile getirirdi. Her defasında da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona bir şeyler verir o da aldığı eşyalarla evine dönerdi. Bir gün yine bir şeyler istemeye gelince Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona; “evinde hiçbir şey yok mu” diye sordu. O da; “hayır evimde sadece bir örtü var, bunun bir kısmını elbise olarak kullanıyor, diğer kısmını da evde altımıza seriyoruz. Bir de içinde su içtiğimiz bir bardak var” diye cevap verdi. Bunun üzerine Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “onları bana getir” diye buyurdu. Medineli sahâbi evine gidip bahsettiği o şeyleri getirdi. Fahri kainat efendimiz eşyaları eline alarak meclisteki sahabelerine seslendi. “Kim bunları satın almak ister” diye sordu. Orada bulunanlardan biri “ben onları bir dirhem karşılığında alırım” diye öne çıktı. Bunun üzerine Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “kim bir dirhemden daha fazla verir?” diye iki üç defa daha sordu. Bir başka sahabe “ben iki dirhem veririm” diye karşılık verdi. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) iki dirhem karşılığında o sahabeye verdi. İki dirhemi alarak yanına dilenmek için gelen adama verdi ve şöyle buyurdu; “bu dirhemlerden biriyle yiyecek satın al ve ailene götür. Diğer dirhem ile de bir keser satın alıp yanıma gel”. Adam Peygamberimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurduğu gibi bir dirhemle ailesine yiyecek aldı kalan bir dirhemle de keser satın aldı. Daha sonra Allah Resulünün (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanına keserle birlikte geldi. O da bizzat kendi elleriyle bir sap taktı ve keseri ona uzatarak şöyle buyurdu: “Git bununla odun topla ve sat. Seni 15 gün boyunca da görmeyeyim”. Adam, Peygamber Efendimizin emri üzere odun toplayıp ve satmaya başladı. Kazandığı paranın bir kısmı ile üst baş, geri kalanı ile de ailesine yiyecek aldı. 15 gün sonra peygamberimiz Hazreti Muhammed’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanına geldi. Peygamberimiz ona, hepimize öğüt ve ibret olacak şu sözleri söyledi: “Bu şekilde çalışarak başkasına muhtaç olmadan geçinmen, senin için kıyamet gününde yüzünde dilencilik lekesi ile gelmenden daha hayırlıdır.” (Sünen-i Ebû Dâvûd, Zekât, 26)
Dilenmek için Hazreti Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanına gelen sahabeye helalinden kazanma yolunu göstermiş, bu yolun insanlara el açmaktan daha İzzetli bir davranış olduğunu göstermiştir. Müslümanın dilenmeyi bırakıp helal kazancın peşine düşmesi aynı zamanda haysiyetinin zedelenmemesini sağlar. Bir hadisi şerifte Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur, “Sizden birinizin urganını eline alıp dağa gitmesi, sırtında bir odun getirip satması ve böylece Allah’ın onun itibarını koruması, bir şey vermeyecekleri belli olmayan kimselerden dilenmesinden daha hayırlıdır” (Buhari, Zekât, 50)
Müslüman çalışmalı, emek vermeli, helalinden kazanma derdine düşmelidir. Kısa yoldan zengin olma adına helal-harama bakmadan alın teri dökmeden kazanmak insanı hem dünyada hem de ahirette helak eder. Çalışma konusunda tembellikten, gafletten kaçınılmalıdır. Zira Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dualarında tembellikten Allah’a sığınmıştır. Müslümanın bir vazifesi de bir iş, bir meslek edinip meşru dairede çalışarak helal ve temiz kazanmaktır. Sebepler dünyasında yaşadığımız için dünyada kalacağımız ölçüde dünya için çalışmalı, sonsuz olan ebedi alemi de unutmamalıyız.
Vesselam…
Arzu Demir