Eksiksiz Duyan
En iyi şekilde işiten ve kullarına işittiren es Semî olan Allah’a hamd, dudağı aracılığıyla insanlığın kulaklarına ve kalplerine seslenilen, duyduğunun gereğini yerine getiren Peygamber Efendimiz’e salât ve selam olsun.
İnsanlarla Allah’ı (Celle Celaluhu) çok konuştum, bu Ramazan daha çok Allah’la (Celle Celaluhu) konuşmak istiyorum, dediğime tanık oldu yakınlarım. İşitmeyen biriyle konuşabilir misin? Derdimi yapay zekâya anlatıyorum, insanlar dinliyormuş gibi yapıyor, sözlerini sarf etti bir arkadaşım. Anlaşılmadığını hissettiğin biriyle muhabbeti devam ettirebilir misin? Dünya gündemi alt üst olmuş durumda “Ya Kahhâr” yakarışları aciz milyonların dilinde. Kudret sahibi olmadığına inandığın birinden isteyebilir misin?
Semî esması kırk beş yerde geçer ilahi kelamımızda. Otuzdan fazla kez Âlim, sekiz kez Basîr, bir kez de Galip esmalarıyla geçer. Dört ayrı anlam kast edilir burada. İlki bilmek, idrak etmek anlamında olup Mücadele Suresi 2. Ayet-i Kerime buna örnektir. “Gerçekten Allah, eşi konusunda seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan (kadın)ın sözünü işitti.” İkinci anlamı olan aklederek anlamlarla işitmeye de Bakara Sûresi 104. Ayet-i Kerime misaldir. “Ey iman edenler, bize bak demeyin, bizi gözet deyin ve dinleyin.”
“Allah kendisine hamd edeni işitti” duası da istenenleri verme anlamındaki işitmeyi barındırır. Dördüncü olarak da “Onlar yalana kulak verenler…” ile Maide sûresi 41. Ayet-i Kerime’de kabul etme ve uyma anlamındaki işitmeye dikkatler çekilmektedir.
Es Semî olan Allah’ın (Celle Celaluhu) işitmesi kulakla değil kendine özgü kudretledir. Duymak için kulağa, yapmak için ele, konuşmak için dile ihtiyacı yoktur zira. Bizdeki el, dil, kulak O’ndaki sıfatları anlayabilmemiz için bize verilen ve öğretilenlerden başka bir şey değildir. Duymak için kulağa mahkûm olanlar, sınırlara da mahkûmdurlar. Mutlak kemâl: Kayıtsız, hudutsuz, şartsızdır ve Allah’a (Celle Celaluhu) mahsustur. Bunu anlayabilmenin yolu aczini görebilmendir. Kendindeki mecazlardan bir yol edinip onunla hakikate geçilir. Hiçbir zihin ilahi sıfatları tam anlamıyla kavrama potansiyeline sahip değildir.
Es Semî, her varlığın sesini aynı anda işitir, değerlendirir. Sesler birbirine karışmaz, taleplerin çokluğu ve aynı anda oluşu O’nu şaşırtmaz. Mesafeler işitmesine engel olmaz. Duymasının alt ve üst sınırı yoktur. Bizim duymamıza sınırlar koyarak gereksiz ve rahatsız edici seslere karşı bizi koruyandır aynı zamanda. Kalbimizin kasılıp gevşerken neden olduğu sedayı, kanın damarlarımızda dolaşırken çıkardığı sesi duymak hayatımızı nasıl etkilerdi bir düşünün.
Es Semî işitmek için ne sese ne onu taşıyan dalgaya ne de konuşana ihtiyaç duyar. İçinden, kalbinden, kafasından, vicdanından konuşanı da duyar. Bazen seslenebilmek için ses vermeye gerek yoktur, gönül vermek yeterlidir. Gönül dili duaya durmuşsa, Allah’a (Celle Celaluhu) sığınma gerçekleşmiştir. Havanın, ses tellerinin, kulakların fiziksel anlamda var olmadığı rüya âlemindeki işitmeler belki de tüm bunları anlamamız için var edilmiştir. Bir kitap olan varlık âleminin hava sayfasına konuşmalarımız, kuşların cıvıltıları, gök gürlemeleri, suların şırıltısına kadar nice sesler yerleşir. Melekler ve ruhaniler de bu mucizeyi seyrederler. Tüm bunları ütopik bulanlara dünyanın öbür ucundakilerle sesli ve görüntülü iletişim kurabiliyor olduğumuz gerçeğini hatırlatırız.
Genel anlamda varlık âleminin özelde de vücudumuzun incelenmesi sonucu ulaşılan bilimsel gerçekler bize şunu gösteriyor ki her bir varlık birbirini duyuyor, ne yapması gerektiğini biliyor bir şekilde programlanmış. Örneğin, kanın pıhtılaşmasını sağlayan Trombosit dediğimiz hücrelere Es Semî tecelli etmeseydi, yaralanmış bölgeyi fark edip adeta duyup birleşerek kanamayı durdurabilirler miydi? Bu ve benzeri çok sayıda örnek muhteşem bir ahengin ete kemiğe bürünmüş halidir. İnsandan beklenen de bu senfoninin bir parçası olmayı seçmesidir.
Var ettiği insana duyma gücü lütfeden Es Semî, ondan kulağını yönetmesini de istemiştir. Bunu yapmayanlar ya her duyduklarına inanacak ya da duydukları hiçbir şeye inanmayacaklardır. Kulağını yönetenler ise sözü olan herkesi dinler ancak sözün en güzeline uyarlar.
Zihnin sözü algılaması için sesin kulak tarafından seçilmesi gerekir. Seçilmeden duyulan birden fazla ses söz değil, gürültü olur. Sağlıklı bir seçim için de gönül kulağının körelmemiş olması gerekir. Aksi takdirde bu dinleme ile mikrofonun dinlemesi arasında bir fark kalmaz. Oysa o sesin söze, manaya, ilme dönüşenine tabi olmalıydı. Peygamberi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gibi hayır için duymalı hayır kulağı olmalıydı. Sesler âleminde tecelli eden ilahi sanatları hayret ve hayranlıkla tefekkür edebilir böylece. Sonrasında ne mi olur?
Es Semî’nin kendine verdiği kulaktan onu Rabbine ulaştıracak hidayet yollarını bulmak için faydalanır, duyulduğu zaman onu mahcup edecek durumlardan kaçınır. Gıybetten ve yalandan uzaklaşarak iyi işlerin adamı olur. Rabbinin hoşlanmadığı şeyleri yapmayıp meşru dairede hareket ettikçe O’nun sevgisini kazanır. Huzurda olduğunu unutmayıp huzura yakışır şekilde davranmaya gayret ettikçe huzurun başköşesine alınır. Nefsi hislerle değil, aklın ve imanın aydınlığıyla hareket etmesi neticesinde hakikat ona ayan beyan görünür kılınır. Sadece haykıranı değil, sessiz çığlıklar atanı da duyabilmeyi lutfeder Es Semî olan ilahı ona. Gönül gözüyle görmeye başladığında dâhi bu durumun da yanlışları ve eksikleri olacağını, mutlak hakikati sadece ilahının bilebileceği gerçeğini de göz ardı etmez. Gizli, aşikâr, her durumda eksiksiz duyan ilahının varlığı utanılacak, sıkılacak şeyler yapmadığı sürece ona huzur verir.
“Ey Semî olan ilahım, bütün ikramlarında olduğu gibi bu ikramında da her kulun nasibi farklıdır. Senden gelen fısıltıları dâhi duyabilecek bir gönül vererek nasibimi arttır. Duyduğunun gereğini yerine getirebilecek bir imanla süsle hayatımı. Her çeşit konuşmalarımı işittiğini bilmenin, hissetmenin yakınlığına al beni. Sesim ve ömrüm kulaklara temas ettiğinde Seni hatırlatsın. Beni ne kullarına ne de Sana karşı mahcup etme. Doğrusu Rabbim Sen’den gelen her hayra muhtacım.” (Amin)
Gülfer Ekmen