Hamd âlemlerin Rabbine, salât ve selam da O’nun pak Rasulüne olsun.
Bir komşunun kapısını çalmakla o kapının ardındaki hayata dâhil olmak arasında ne kadar mesafe vardır? Bir eve girdiğimiz zaman, o evin her yerini rahatça kullanabilir, bütün sırlarına vakıf olabilir miyiz? Hane halkıyla istediğimiz gibi muhatap olabilir miyiz? Komşumuzun aile fertleriyle yakın akrabamızmış gibi oturup muhabbet edebilir miyiz?
Komşuluk, aile hayatıyla mahremiyeti birbirine karıştırmamamız gereken en güzel örnek mekandır. Komşu öyledir ki ona evinizin anahtarını güvenir verirsiniz, çocuklarınızı teslim edersiniz. Acil durumlarda kapısını ilk çaldığınız kişi komşunuzdur. Zira mesafe olarak en yakın akrabalardan bile daha yakındır.
Düğününüz olur, komşu şenlendirir. Cenazeniz olur, ilk komşu gelir. Ölenin çocukları, akrabaları başka başka şehirlerdedir; taziyeye ilk komşu gelir. Hastanelik olursunuz, komşu götürür. Belki günümüzde komşuluğun bu kadar yakın bir konumda olmadığını düşünüyor olabilirsiniz ama –Allah yaşatmasın- dara düştüğünüzde başvuracağınız ilk ev, komşunuzun evidir.
E, komşu bu kadar yakınken, onunla araya sınır koymaya gerek var mıdır? Elbette vardır. Komşuluk yakınlıkken, mahremiyet bu yakınlığa koyulmuş bir sınırdır. Birbirine yakın olmakla birbirinin özel alanına müdahale etmek aynı şey değildir. Peki bu alana müdahale etmemek için neler yapmalı?
Bir kapı önünde başlayan edep
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de başkasının evine girmek için izin istemeyi müminlere açıkça emreder:
“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi hissettirip ev sahiplerine selâm vermeden girmeyin.” (Nûr Suresi, 27. Ayet)
Bir sonraki ayette ise ev sahibinin içeri girmeye izin vermemesi hâlinde geri dönülmesi istenir. Bu davranışın daha nezih olduğu bildirilir. (Nûr Suresi, 28. Ayet)
Dikkatinizi çekti mi hiç, bu ayetler ev sahibinin kapısıyla birlikte kararını da gözetmemizi ister. Bir eve girmek için izin istemek kadar, izin verilmediğinde bunu seve seve kabul edebilmek de edebin parçasıdır.
Komşumuzun müsait olup olmadığını sormadan kapısına dayanmak ne kadar yanlışsa, her gittiğimizde içeri buyur edileceğimizi beklemek de o kadar yanlıştır. Samimiyet, izin alma gereği duymamamıza neden olmamalı. Aksine gerçek samimiyet, karşımızdaki insanın sınırlarını kendisine rağmen koruyabilmektir. “Gel canım! Biz bir aileyiz…” tarzı sözlere mahremiyet sınırlarıyla karşılık vermek… Peki bu ne demek ve nasıl olur?
Haremlik-selamlık
Nedir bu haremlik selamlık… Günümüz insanının haremlik selamlık bilgisi, Yeşilçam filmlerindeki alayvari sahnelerde gördüklerinden ileri gitmez. “Ayy namahrem varr!” diyerek kolu bacağı açıkken yüzünü ince bir tülle kapatan bir kadın, kadınların odasına girdi diye dayak yiyen bir erkek… Bu mudur haremlik selamlık?
Haremlik selamlık, erkek ve kadın misafirlerin ayrı alanlarda ağırlanması ve birbirini görmemesi, birbiriyle muhatap olmamasını sağlayan bir sistemdir. Hatta bazı eski Osmanlı evlerinde haremlik ve selamlığa giden yol, bahçe kapısında başlarmış. Avluya erkekler başka kadınlar başka kapıdan buyur edilirmiş.
“Aman canııım, eskide kaldı bunlar…” diyenler elbette her devirde olacaktır. Geçen sene iPhone alıp bu sene eskidiğini düşünen insanlarla yaşıyoruz. Elbette herkes her istediğini söyleyebilir ancak biz haremlik selamlığın neresindeyiz biraz da ona bakalım istiyorum.
Bazen komşularımızdan gelen ve bizim yaşam tarzımıza yani İslami öğretilere sığmayan talepler olur. Edep, o yakın ve kıramadığımız komşuya karşı Allah’ın sınırlarını korumakta saklıdır. Ne mi demek istiyoruz?
Haremlik selamlık geleneği, ta Rasulullah’tan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beri süregelen bir uygulamadır, o zamanlar ismi konulmamış olsa da. Rasulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarla, komşularıyla oturduğu, misafirliğe gittiğinde kadın erkek beraber oturdukları rivayet edilmemiştir. Kadınlarla tokalaşmamış, biat alırken bile kadınların elini tutmamıştır. Cahiliye kültüründen yeni çıkmış bir topluluğa şirin gözükmek için birtakım kurallardan vazgeçmemiş, sınırları çiğnememiştir.
Bize gelince durum bazen değişiyor mu ne? Kış günü, tek odasında soba yanan komşunuza misafirliğe gittiniz. Çocuklar, büyükler herkes bir odada… Ne yapacaksınız? Zaten kış, hiç kimse üşümesin diye kadın erkek hep birlikte mi oturacaksınız yoksa sınırlarınızı mı koruyacaksınız?
Haremlik selamlık, huzurdur. Zaten kimlerle oturup kalktığına dikkat edenler şimdi diyeceklerimi anlamayabilir ancak haremlik selamlığa dikkat etmeyenlerin birçoğu şimdi yazacaklarımın büyük bir kısmını yaşamışlardır. Misafir gittikten –veya misafirliğe gidildiyse misafirlikte dönüldükten- sonra başlar tartışma, “Sen ona baktın.”, “O sana baktı.” “Adamın kulağı sizdeydi.”, “Bilerek mi sesini yükseltiyordun?”, “Kadın sana çay verirken nasıl baktığını gördüm.” gibi… Bu ve daha fazlasını, misafirlikte kadın erkek karışık oturan hemen herkes yaşamıştır. Dindar veya dinsiz de fark etmiyor. Ancak haremlik selamlıkta kadınlar kendi aralarında oturup kadınlara ait özel meseleleri ya da sırlarını konuşabilirler. Kimse kimseyi yargılamadan ve eşini yahut misafirini töhmet altında bırakmadan…
Peki haremlik selamlık yeter mi?
Güzel Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de mümin erkeklere ve mümin kadınlara bakışlarını sakınmaları ve iffetlerini korumaları emredilir. (Nûr Suresi, 30-31. Ayet) Bu ayetler, mahremiyetin yalnızca mekânların ayrılmasıyla sınırlı olmadığını; insanın bakışını, davranışını ve ilişkilerini de ilgilendirdiğini gösterir.
Bugün birçok yuva, başta haremlik selamlığa uyulmaması ve bundan da öte edebin ve hayânın bir yaşam tarzı olarak değil de göstermelik olması sebebiyle yıkılmakta, evlatlar anne ve babalarından ayrı yaşamaktadır.
Aslında haremlik selamlık geleneği evlerimizde olduğu kadar toplumsal hayatın genelinde de uygulanmalı ki topluma huzur gelsin. İş yerlerinde kadın erkek beraber çalışıyor ve zamanla iş arkadaşı, yuvanın dağılmasına yol açan bir faktör haline gelebiliyor. Bu herkes için geçerli bir sonuç mudur? Elbette değil ancak eğer bundan mustarip bir sürü insan varsa, haremlik selamlık geleneği evlerden iş yerlerine kadar uygulanabilmelidir. Ancak gelin görün ki evlerde bile bu güzel geleneğin yaşatıldığını göremiyorsunuz artık.
Görülmenin, duyulmanın, övülmenin, ilgi görebilmenin, ulaşılabilir olmanın revaçta olduğu şu dönemde haremlik-selamlık uygulaması o kadar karmaşık görünen ancak bir o kadar ferahlatıcı olan bir uygulama ki, bunun güzelliklerini ancak yaşayan bilir. Haremlik selamlık yaşayanları yabani olarak görmek, komşuluk veya akrabalık bağlarının zayıf olduğunu düşünmek cahil insanlara mahsus bir düşünce…
Mahremiyet, insanları birbirinden uzaklaştıran bir duvar değildir. Başkasının kendisine ait bir hayatı olduğunu kabul etmektir. Komşuluk ise o hayatın sınırlarını ihlal etmeden ihtiyaç duyulduğunda yanında olabilmektir.
Bir komşunun kapısını çalmak, hastalığında hâlini sormak, ihtiyacında yardımına koşmak ve sevinçlerine ortak olmak elbette kıymetlidir. Ancak onun evine ne zaman girileceğini, ne kadar kalınacağını, hangi konuların konuşulacağını, hangi bilgilerin sır olarak saklanacağını ve misafirliğe gidilen evde kimlerle oturulacağını bilmek de bu kıymetin bir parçasıdır.
Haremlik-selamlık geleneğini bugünden yeniden düşünürken de bu dengeyi gözetmeliyiz. Mahremiyeti yalnızca fiziksel ayrılığa indirgememeli; onu bakışta, sözde, misafirlikte ve özel hayata gösterilen saygıda da aramalıyız. Aynı zamanda mahremiyet adına komşuluk ilişkilerini bütünüyle kesmekten, insanları ihtiyaç anında yalnız bırakmaktan da kaçınmalıyız.
Çünkü İslam’ın komşuluk anlayışı yakınlığı, mahremiyet anlayışı ise sınırları önemser. Bu iki değer birbirini dışlamaz; bilakis tamamlar.
Duvarlarımız birbirine yakın olabilir. Kapılarımız birbirine bakabilir. Fakat bu yakınlık, özel hayatlarımızın birbirine karışmasını gerektirmez. Mahremiyete uyularak muhabbetin korunduğu huzurlu bir yaşam duasıyla…
Sezgin Özbay