İnsanlık tarihi boyunca gündelik ve dinsel yaşamda pek çok sosyokültürel kırılma yaşanmış, bu kırılmalar toplumsal dönüşümlerin başlangıcı olmuştur. Günümüz dünyasında dijital çağ insanın dönüşümünde en büyük etkisi olan bir araç haline gelmiştir. Bununla ilişkili olarak sosyal medya insanın hayatının her alanını kuşatmış, insan kendini, yaşantısını ve ilişkilerini sosyal mecraya sığdırmış, ona göre hayat ve ilişkilerini şekillendirmiştir. Buna göre bu çağın en büyük insani kırılması ve de sosyal kültürdeki değişimi dijital yapıt olan sosyal mecradır.
Başlangıçta iletişimi kolaylaştıran bir platform olarak görülen sosyal medya, zamanla insanın hayatının her alanını kuşatan bir yapıya dönüşmüştür. Artık birey, yaşantısını, ilişkilerini, sevinçlerini ve acılarını bu dijital mecraya sığdırmakta, hatta çoğu zaman hayatını sosyal medyanın algoritmasına göre şekillendirmektedir. Beğenilmek, görünmek ve onaylanmak çağın yeni motivasyon unsuru haline gelmiştir.
Bu durum, çağımızın en büyük insani kırılmalarından birini beraberinde getirmiştir. Müslüman kadın tarih boyunca iffet, vakar ve mahremiyet kavramlarıyla özdeşleşmiş, inancı doğrultusunda hayatını şekillendirmeye gayret etmiştir. Ancak ne yazık ki günümüz dijital çağ bu düşünceyi, yapıyı da yıkan bir yapıt olmuştur.
İnsanın mahrem alanı dijital dünyanın sahnesine taşınmıştır. Evlerimizin kapıları artık ekranlar aracılığıyla hiç tanımadığımız insanlara açılmaktadır. Yatak odasından mutfağa, oturma odasındaki yemek masasından çocukların en özel anlarına kadar her şey paylaşılabilir içerik haline gelmiştir. Mahremiyet, “etkileşim” uğruna feda edilen bir değer olmuştur. Beğenilme arzusu hayatımızın her alanını kuşatan bir kavram olmuştur.
Bu durum yalnızca bireysel kırılma değil artık toplumsal kırılmaya da yol açmıştır. Hayır ve şer adına yapılan pek çok eylemin dahi gösteri nesnesine dönüşmesi bunun en bariz örneğidir. Yardımlar, iyilikler, ibadetler, hatta acılar bile görünürlük kazanmak için paylaşılması, dini kimliğin dijital bir marka gibi lanse edilmesi kavramların özünü aşındırmaktadır. Artık samimiyet, altı boş bir kavrama çevrilmiş bir konu haline gelmiştir.
Nice yuvalar bu uğurda yok olup gitti. Tesettür kudsiyetini kaybetti bu alanda. Manası itibarıyla setr (gizlenme, örtünme) iken birden bire izhara (açığa çıkarma, gösterme) evrilmiş oldu.
Dijital ekonomi algısı, kolay yoldan para kazanma çabası artık kadını bir reklam objesi haline getirdi. Mümin kadın diye diye adlandıran kişi dolabına elbise stoku yapmaya başladı. mahremiyeti olan süs ve ziyneti, buna götüren makyaja meyletti reklam uğruna sergiler oldu. Sürekli bir tüketim çabasına girdi. Aldığım kadarıyla reklam olur kavramı, tutumluluğu ve olduğu ile yetinme kavramını yok edip gitti.
Artık iç çektiren tabaklar, çanaklar, marka elbise, çanta, ayakkabılar düşünce yorgunluğuna sebep oldu. Çünkü moda kavramı artık her ay bünyesine yeni birini ekliyor bir ay bir tarz moda haline geliyor, diğer ay farklı bir renk. İnsanoğlu yetişemeyince de bunu düşünce yorgunluğuna bırakıyor sürekli bir harcama isteği doğuyor. Tesettür modasının hızla değişen trendleri, “örtünmenin sadeliği” ile “görsel cazibenin teşhiri” arasında bir sınav alanı oluşturdu.
Müslüman kadın edebi, vakarı ile elbette bir şeyler yapabilir. Bilgisini, tecrübesini, üretimini elbette bu alanda paylaşabilir. Ancak önemli soru şudur. Bunları yaparken kendimi bu çağın hızına, cazibesine kaptırıyor muyum? Niyetim gösteriş ve kültürel değişime sebep olacak şeylere meylediyor mu? Bu görünürlük hangi sınırlar içerisinde?
Kadının mahremiyeti sadece bedensel bir kavram altında sınırlanmış bir şey değildir. Özel hayatın, aile ilişkilerini ve hatta duyguların korunmasını da kapsar. Evin içini dijital alana dönüştürmek, çocuklarının her anını dijital arşive çevirmek, aile içi duyguları muhabbet ve ilişkileri bir beğeni uğruna heba etmek kısa süreli bir etkileşim kazandırsa da uzun vadeli manevi ve psikolojik bir kırılmaya sebep olabilir.
Belki de şu çağda Müslüman kadının en güçlü duruş sergilemesi gereken yerlerden biri de sosyal medyadır. Çağın vebası olan teşhire karşı, iffeti ile setri ile duruşudur. Tüketim çılgınlığına, moda algısına kendini kaptırmaması çokluğun hesabının ağır olacağının farkında olarak israfa karşı tutumudur. Birileri tarafından takdir edilme, beğenilme arzusu bir kenara, hayatının her alanında takdir edecek tek var olanı yüce Allah olduğunun bilincinde hayatına riyayı katmamasıdır. Mahremiyeti sadece bedensel bir kavram değil tüm hayati yaşantısına indirgemesidir. Belki de Mümin kadın kendini dijital çağa karşı vakarı ile sergilediği tavrı günün en büyük imtihanlarından biri olan görünürlükle arasına set çekmesidir. Müslüman kadın, değerlerinden ödün vermeden bu çağın içinde yer aldığında, yalnızca kendini değil, temsil ettiği inancı da en güzel şekilde yansıtmış olacaktır. Çağa ayak uyduran değil, çağa yön veren duruş sergilemiş olacaktır. En kıymetli şeyler göz önünde değil, özdedir. Ve özünü koruyan kadın, hangi çağda yaşarsa yaşasın, izzetini kaybetmez.
Vesselam.
Mümine Balca Koca