Deizm, ateizm gibi tamamı ile bir ilahın varlığına reddiye vermezken, varlığın gerekliliğini sorgulayan ve insanın sorumluluklarını reddeden bir akım olarak sürdürülmektedir.
Bu akımın sorgulama şeklini tanımak üzere birkaç örnek üzerinden cevaplar bulmaya çalışacağız.
1. İnsan aklı Allah’ı bulmaya yetiyorken vahiy ve peygamberlere neden ihtiyaç duyulur?
Allah’ın varlığını sadece akıl yolu ile bulmak elbette mümkündür. Ancak insan her şeyde bir bahane, bir yetersizlik ve bir kısıtlanma kaygısı ile itiraz edeceği için insana kendinden biri olarak yol gösteren, tecrübelerinden örnekler sunan bir modele ihtiyaç duyar.
Peygamberler, yaratılma amacını unutmadan hayatı idame etmeyi nasıl başarabildiklerini gösteren seçilmiş insanlardır. Kitap ve ayetler birer reçete, birer kılavuz minvalinde yaşam mücadelesi, iyi-kötü ayrımı ve insanlarla geçim telaşı içinde nasıl rol alacağımızı öğütleyen birer ilahi söylemdir.
Bunları reddetmek, kendini kâinatta tek başına bırakmak; içinden çıkılmaz bir kargaşanın içinde tek başına yol almak gibidir. En basit örnekle bir ziyaret veya gezi planında dahi grubu yönlendirecek, nerede ne ile karşılaşacağını bildiren bir rehberin eksik olması birçok itirazı bir araya getirecekken; dünya gibi bilmediğimiz, tecrübe etmediğimiz bir yerde kılavuzsuz ve rehbersiz bırakılmak bir ihmalin sonucu olurdu. Allah kullarını asla çıkmazda bırakmaz.
2. Birbirinden farklı dinler varken hangisinin doğru olduğunu nasıl anlayabiliriz?
Burada dinler mevzusunu iki başlıkla ele almak gerekecektir.
Beşerî dinler
Beşerî dinlerin dayanağı insan unsuru olduğu için bunları din başlığı altında değerlendirmenin pek mümkün olmadığını düşünüyorum. Bu inançlar genellikle ilahi dinlerden kalıntılar şeklinde kültürel ve felsefi bakış açılarıyla beslenmiş insani düşünce yapılarıdır.
Tanrının varlığının veya yokluğunun bilinmezlik olduğunu savunan agnostisizm, sadece deney ve gözlemle mümkün olan varlıkları kabul eden dolayısı ile metafizik durumları inkâr eden Pozitivizm gibi inanışları beşerî inanç sistemleri şeklinde değerlendirmek daha doğru olacaktır.
Semavi dinler
Bütün semavi dinlerin ortak daveti tek bir ilaha yönlendirmek, iyiliği ilke edinmek, kötü ve pis sayılan her türlü maddeden ve davranıştan kendini korumak olmuştur.
İnsanların yaşam alışkanlıkları ve kendilerine kültür edindikleri bazı davranışlar üzerinden her dönemde farklı dinlerin öğretileri olmuştur. Zaman içinde her dinin büyükleri ve yetkilileri kendi öğretilerini dinî görevlerin arasına yerleştirerek, kimi emirleri kendi lehlerine değiştirerek müdahale ettikleri için bu kitaplar her yeni peygambere kadar ilahi kaynaklı özelliklerini yitirmişlerdir.
Dolayısıyla her peygamber ve gönderildiği dinî vazife haktır. Ancak kitaplar insan müdahalesinden dolayı tartışmaya açık hâle getirilmiştir.
En son peygambere gönderilen kitabın da bu şekilde insanların insafına emanet edilmesi durumunda mümkündür ki bugün dahi kendi aklını ve fikrini tüm kâinata yeterli derecede görenler ayetleri değiştirmeye çalışacaklardı. Dolayısıyla Allah Teâlâ son kitap ve son dini kendi koruması altına alarak insanları sadece bu dinin gerekleri etrafında toplanmakla sorumlu kılmıştır.
“Sana da kendinden önceki kitabı doğrulayıcı ve onu koruyucu olarak bu Kitabı hak ile indirdik...” (Mâide Suresi, 48. Ayet)
“Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O'nun sözlerini değiştirebilecek hiçbir kimse yoktur.” (Kehf Suresi, 27. Ayet)
3. Dinî otoritelerin güvenilirliği: Din adına yapılanların sorumluluğu kime aittir?
Din derken şu an konuşabileceğimiz en son ve hak din olan İslam dinidir. İslam dini de asırlar boyu kendi hakikatini, nezihliğini ve doğruluğunu ispatlamak üzere sayısız örneklerle canlı kalmıştır.
Tabii ki bu süreçte kendi savunucuları ve destekçileri arasında hataya düşen, günaha meyleden ve haksızlık yapan taraftarları olmuştur. Bu olumsuz tablolar İslam dininin kendi özü ile alakalı değil, kişilerin zaaf ve acziyetinden kaynaklanmaktadır.
Haksızlık yapan bir Müslüman yüzünden haksızlığa devam eden, yalan konuşan bir Müslüman üzerinden yalana devam eden; ibadet ve ahlakta bu tarz günahkâr insanları işaret etmek kimseyi sorumluluğundan alıkoymaz.
Yüce Allah’ın kurduğu terazi herkesin eksilerini de artılarını da ölçmeye yeter. Cani doktorlar var diye tıp ilmini boykot etmek, eğitimsiz öğretmen var diye ilimden soğumak nasıl akıl kârı değil ise kusurlu dindarlar var diye dinden soğumak da ölçüsüzlüktür.
Kısacası Allah’ın varlığı kâinatın her kademesinde yepyeni doğumlar, benzersiz görüntüler ve yeni ispatlara meylettirecek olaylar zinciri üzerinden aklın kabul edeceği bir hakikattir. Bunu hakiki anlamda bulmak isteyen bir akıl, iman ciheti ile değerlendirirse kafasını kurcalayan hiçbir soru cevapsız kalmayacaktır. Kur’an gönderildiği ilk günden bugüne kadar bulguları henüz keşfedilebilen taptaze ve kapsamlı ilahi bir kitaptır. Kâinatta cevabı bulunmamış birçok meselenin çözüm noktasıdır. Bu iki hakikat üzerinden yeteri kadar bilgi sahibi olmak insanı bunun aksini ispat gibi beyhude bir arayıştan uzak tutacaktır.
Esra Türk