Sabır sözlükte dayanma ve dayanıklılık anlamına gelir; şükür ise yapılan iyiliği bilmek, iyilik edeni övmek, minnettarlık duymak, Allah’a hamd etmektir. İnsanı değerli kılan erdemlerin başında sabır ve şükür gelmektedir. Nitekim İmam Gazali imanı iki kanatlı bir kuşa benzetir ve der ki: "İmanın yarısı sabır, yarısı şükürdür." Bu iki kanattan biri eksik olursa, insan kâmil bir mümin olma yolunda uçamaz.
Her geçen gün teknolojinin yeni bir boyutunu, yeni bir hazzını yakalayan biz ve çocuklarımız; bir tık ile kapıya gelen siparişler, ellerinin altında bir dokunuşla açılan telefonlar, tabletler ve türlü teknolojik ürünler sayesinde hayatı kolay yaşıyoruz. Hayatımızı kolaylaştıran bu imkânlar bir yerden sonra sabrımızı tüketiyor, şükrümüzü azaltıyor. Hız çağı, bize "beklemeyi" bir ayıp, bir kayıp gibi kodluyor. Fakat Allah Teâlâ, insandaki aceleci tarafın her zaman insanı yanlışa götürdüğünü ayetleri ile bildirmektedir. İsra Suresi 11. Ayette buyurulduğu gibi: "İnsan hayrı istediği kadar şerri de ister. İnsan pek acelecidir."
Allah’ın doğadaki sanatına baktığımızda da açık delillerle sabrı görebiliriz. Toprağın yağmura, kara ihtiyacı vardır ve sonbaharı, kışı bekler. Beklemek olgunlaşmanın şartıdır aslında. Bir meyve bile dalında olgunlaşmak için güneşe ve zamana sabreder. Vaktinden önce koparılan meyve acıdır, hamdır.
Şükür bir nevi “teşekkür ediyorum” demektir. Allah’ın verdiği nimetlerin yanı sıra aldığımız nefes, gözlerimiz, kulaklarımız, azalarımız; dört dörtlük verilen bir vücut için her gün teşekkür şarttır, her gün şükretmek şarttır. Çünkü insan sahip olduklarının farkına vardıkça olgunlaşır. İbrahim Suresi 7. ayetteki o muazzam müjdeyi unutmamalıyız: "Eğer şükrederseniz, elbette size nimetimi artırırım." Şükür, mevcut nimeti koruma altına alan bir zırhtır.
Sabrı Hazreti Eyyûb’dan (Radiyallahu Anh) öğreniyoruz. Uzun yıllar hastalıklarla, ağır imtihanlarla geçiriyor hayatını; sağlığıyla imtihan oluyor, malını kaybediyor, evladını kaybediyor, her şeyini kaybediyor ama sabrediyor. Vücudunda yaralar çıkıp, etrafında kimse kalmadığında bile o diliyle zikretmekten vazgeçmiyor. Nihayetinde sabrının mükafatı olarak Rabbimiz ona şifasını ve kaybettiklerini fazlasıyla geri veriyor. Çünkü sabretmek Allah’a güvenmektir, “İşimi Allah’a teslim ediyorum.” demektir, Allah’a tevekkül etmektir.
Tüm güzel davranışlarda olduğu gibi sabır da ailede öğrenilir. Çok acıkan bir çocuğun sofrada aile büyüklerini beklemesi, büyükler konuşurken söz kesmeden araya girmemesi, bir markette, bir hastanede, bir oyun sırasında acele etmeden sırasını beklemesi sabrın günlük hayattaki yansımalarıdır. Bu küçük bekleyişler, ileride hayatın büyük fırtınalarına karşı çocuğu dayanıklı kılar.
Çocuğa her gün mutlaka şükredecek bir şeye sahip olduğu bilinci verilmelidir. Bir gün bir bilgeye sormuşlar: "Dünyanın en zengin insanı kimdir?" diye. Bilge cevap vermiş: "Sahip olduğu azaların kıymetini bilen ve onlara şükredendir. Çünkü hangi parayla bir göz satın alabilirsin?" Verilen azalarımızı tam ve yerinde kullanabilmemiz büyük bir nimettir; aklımız en büyük nimettir. Dolayısıyla elimizde olana şükretmeyi bilmeli, çocuğa da bu bilinci kazandırmalıyız. Sağlığımız, anne ve babamız, kardeşlerimiz, arkadaşlarımız, evimiz, eşyamız… Birer şükür vesileleri olmalıdır.
Bir çocuk her gün her istediğini yiyorsa, dilediği şeye istediği zaman ulaşıyorsa, karnı tok sırtı pek; istediğinde kesintisiz her şey emrine amade ise sizce çocuk şükredebilir mi? Çocuk bazı şeylerin yokluğunu bilmeli. Belki bugün maddi imkânlar el veriyor olabilir fakat üç beş yıl sonra aynı konumda olabilmemizin bir garantisi var mı? Ya da biz aynı imkânlara sahip olsak dahi ileriki yaşantısında çocuklarımız aynı şartlara sahip olmayabilir. O yüzden bazen varken de yokluğu bilmek gerekir ki sabrı ve şükrü öğrenebilsinler.
Ebeveynlere düşen en büyük görev, maddi olarak ne kadar bolluk içerisinde olursak olalım bazen “hayır” diyebilmektir. Bu "hayır" çocuğu cezalandırmak değil, onu hayatın gerçeklerine hazırlamaktır. Zorluklarla, sabırla ulaşılan nimet her zaman daha tatlı ve daha değerlidir; zorluksuz ve kolay elde edilmiş nimet ise çoğu zaman değerini yitirir.
Sabrı öğrenerek, şükretmeyi bilerek büyüyen çocuk; güçlü ve huzurlu bir neslin geleceğidir. Bir çocuk şükretmeyi bilmezse doyumsuz olur. Sözgelimi yemeğe gitmişizdir; çocuk daha yemekteyken o anın tadını ve hazzını çıkarmadan bir dahaki yemek planını yapar. Tatile gitmişizdir; çocuk daha tatildeyken bir sonraki tatilin hayalini kurar, o anın kıymetini bilmez. Sürekli daha fazlasını isteyen bir kalp ise hiçbir zaman tam anlamıyla mutlu olamaz. Mevlana Celaleddin Rumi’nin dediği gibi: "Kanaat gibi devlet, sabır gibi necat (kurtuluş) yoktur."
Çocuklarımıza şükretme erdemini çeşitli etkinliklerle kazandırabiliriz. Dilde şükür kıymetlidir ama fiiliyata da yansıtmalıyız. Bunun için evin içerisinde bir “şükür kumbarası” oluşturulabilir. Aylık olacak şekilde her gün minik bir kâğıda çocuğun şükrettiği bir şeyi yazmasını isteyebiliriz: “Bugün sağlıklıyım, teşekkür ederim Allah’ım. Bugün yeni bir kalem aldım, teşekkür ederim Allah’ım. Bugün nefes alıp verebildim, teşekkür ederim Allah’ım. Bugün ailemle sofrada hep birlikte mutlu bir şekilde oturdum, teşekkür ederim Allah’ım.” Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Böylece çocuk nimetin farkına varmayı, sahip olduklarını görmeyi öğrenir.
Örneğin evdeyiz ve çocuk hemen çikolata yemek istiyor. Sabrını ölçmek adına “Evet vereceğim yavrum fakat eğer şimdi sana çikolatayı verirsem bir tane alırsın, yirmi dakika bekler ve bu süre boyunca tekrar sormazsan iki tane vereceğim.” diyebiliriz. Bu, modern psikolojide "Geciktirilmiş Haz" (Marshmallow Testi) olarak bilinir ve hayatta başarılı olan çocukların ortak özelliğidir. Hemen ulaşmak isteyen çocuk da olabilir, yirmi dakika sabırla beklemek isteyen çocuk da olabilir. Buradaki amacımız çikolatayı iki katına çıkarmak değil; çocuğa sabrı öğretmektir.
Sabırla bekleyen kalp, şükürle dolan bir kalbe dönüşür ve sabır ile şükür bir araya geldiğinde hem dünya huzuru hem de ahiret saadeti için sağlam bir temel atılmış olur. Unutmayalım ki, sabır ve şükürle harmanlanmış bir çocukluk, fırtınalara karşı yıkılmayan koca bir çınar gibi sağlam bir karakterin müjdecisidir.
Pınar TAŞ