Bismillahirrahmanirrahim
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Salât ve selâm, rehberimiz ve önderimiz Hazreti Muhammed Mustafa'ya olsun.
Çocukluk dönemi, hayatın belki de en önemli evresidir. O dönemde kazanılan ve edinilen her düşünce ve davranış, ruhun derinliklerinde iz bırakır ve hayatın ilerleyen dönemlerine ışık tutar. Bu sebeple bir anne ve babanın en önemli vazifelerinden biri, çocuğun kalbine Allah sevgisi ve ahiret bilincini yerleştirmektir. Ahiret bilinci, çocuğun yaptığı şeylere karşı sorumluluk hissetmesine sebep olacak, doğru ve yanlışı ayırt etmede yol gösterecek ve güzel ahlak ile şekillenmesine sebep olacaktır.
Ahirete inanan çocuk, yaptığı her davranışın bir karşılığının olduğunu bilir. İyiliğin iyilik ile, kötülüğün kötülük ile karşılık bulacağının farkına varır. Bu anlayışla büyüyen bireyler ileride toplumun huzurunu tesis eder. Yani ahiret bilinci, çocuğun geleceğine olumlu yönde etki eder ve ileriki dönemde yapacağı yanlışlara karşı bir set olur.
Çocuğa, “Allah görüyor, Allah her yaptığımızdan haberdar, hatta kalbimizde sakladıklarımızı bile biliyor.” gibi düşüncelerle, herkesten çok Allah'ın kuluna yakın olduğu hatırlatılmalıdır. Çünkü Allah'ın varlığını bilen çocuk, onun beraberinde olan hakikatleri de kucaklar. Allah'ı tanıyan çocuk peygamberini bilir, melekleri tanır ve ahirete imanı ruhuna yerleştirir.
Ahiret bilincini çocuğa yerleştirmeye çalışırken sevgi dili kullanılmalı, korkutucu ifadelerle çocuğu dehşete düşürecek konuşmalar yapılmamalı...
Çocuğa Allah'ın sonsuz rahmeti, iyilik yapanların karşılaşacağı mükâfatlar ve cennetin sonsuz güzellikleri anlatılmalıdır. Korkutucu bir dille sürekli cehennem ve ceza ifadeleri yerine, çocuğa Allah'ın affedici olduğu, insanlara karşı sonsuz rahmet sahibi olduğu ve kullarına karşı şefkat beslediği hatırlatılmalıdır. Böylelikle çocuk, dinden korkmak yerine onu sevgiyle benimser.
Günlük hayatta yaşanan olaylar da eğitim için bir fırsat olabilir. Örneğin yaşlılara karşı yapılan bir iyiliğin, çocuğun anne ve babasına karşı yaptığı güzel davranışların Allah katında büyük bir mükâfatı olduğu ve bunların ahirette muhakkak bir karşılığının olacağı anlatılabilir. Aynı şekilde yalan konuşmanın, başkalarına karşı yapılan incitici davranışların ve haksızlıkların sadece bu dünyada değil, ahirette de cezasız kalmayacağı öğretilmelidir.
Aynı zamanda ahirete iman meselesi, peygamber kıssaları ve çocukların yaşına uygun hikâyeler ile desteklenmelidir. Çünkü bu kıssalar çocuğa iyiliği ve güzelliği öğretirken ahiret bilincinin yerleşmesine vesile olacaktır.
Dua bilinci olan çocuklar ahiret konusunda daha bilinçlidirler. Çünkü onların zihninde görünmeyen birine dua etmek, ondan bir şeyler istemek yüksek bir inanışın eseridir. Çocuklar somut şeyler ile ilişki kurmakta mahirdir. Soyut olan, görünmeyen bir varlık onun zihnini kurcalar ve bilinmezlik oluşturur. Göremediği birine dayanmak, ondan bir şeyler istemek onlar için olağanüstü bir durumdur. Bu sebeple doğru ve bilinçli yerleştirilen ahiret inancı çocukta hayranlık uyandıracaktır. Dua eden çocuk Allah'ın kendisini duyduğunu ve karşılık vereceğini bilir. Ona güvenmeyi ve yakınlık kurmayı öğrenir. Bu bağ, ilerleyen zamanlarda imani olarak güçlenmesine vesile olur.
Sonuç olarak bu, bir günde kazanılacak bir davranış değildir. Sevgi, sabır ve doğru davranışlarla desteklenmelidir. Bu bilinç zamanla gelişir. Çocuk Allah'ın her davranışını gördüğünü bilirse bu duyguyu daha fazla benimser. Allah'ın sonsuz rahmetinin olduğunu bilmesi onu Allah'ı sevmeye yönlendireceği gibi, ileride yapacağı yanlışın bir karşılığının olduğunun farkına varması haşyet duygusunun yerleşmesine vesile olacaktır.
Anne ve babanın sözlerinden çok davranışlarının etkili olduğu bilinmelidir. Özellikle şu an içinde bulunduğumuz zaman diliminde çocukların daha çok eyleme baktığı görülmektedir. Çocuk namaz kılarken anne ve babasını görürse ve bunu da Allah'a olan kulluğunu yerine getirdiği için yaptığını anlarsa, namaz onun dünyasında bir gereklilik hâline gelecektir. Aynı zamanda bizlerin iyilik yaparken, merhamet gösterirken bunu Allah'ın rızasını kazanmak ve ahirette karşılığını ummak için yaptığımızı bilirse bu duyguyu yaşamın içinde hisseder.
Çocuğa bu dünyada misafir olduğu hatırlatılmalı ve asıl mekânımızın ahiret olduğu söylenmelidir. Bu onda şu duygunun oluşmasına vesile olacaktır, “Öyleyse bu dünya benim için bir ekim yeri. Ben burada ne kadar çok iyilik yaparsam ya da ne kadar çok Allah'ı memnun edersem, o kadar karşılık alırım.” düşüncesi oluşur.
Bugün yaşadığımız buhranların ve sıkıntıların en büyük nedeni Allah'tan uzaklaşmaktır. Küçük yaşta kendi hâline bırakılan çocuklar, “Nasıl olsa daha küçük.” diye geçiştirilen ve eksik bırakılan dinî öğretiler ileriki yaşlarda telafisi zor sorunlarla karşılaşacaktır. Çocuk sağını solunu öğrenmeye başladıysa, iyiyi kötüyü ayırt ediyorsa bu hakikatleri geç olmadan öğrenmelidir. Bunları öğrenmek için küçük değildir. Elbette ki kullanacağımız dilin önemi çok büyüktür. Yaşına uygun bir dille bu hakikat aşılanmalıdır.
Yedi yaşında Allah Resûlü'nün, “Çocuklarınıza namaz kılmayı emredin.” tavsiyesinin arkasındaki hikmet budur. Yedi yaşına kadar hiçbir bilinçle büyütülmeyen çocuğa “Haydi namaza başla.” diyemeyeceğimize göre, yedi yaşından önce dinimizin gereklilikleri anlatılmalı, Allah'ın varlığı ve Rabbimiz olduğu hakikati öğretilmelidir. Bunları bilen çocuk, yedi yaşında namaz kılması gerektiğini de anlar; ileriki zamanda tesettüre girmesi gerektiğini de bilir. Yani hepsi çorap söküğü gibi gelir. Yeter ki çocuklarımızı geç olmadan bu hakikatlerle tanıştırabilelim.
Senanur Gizli