Fatıma; Rahman tarafından babasına bahşedilen bereketli bir Kevserdir. O, Allah’ın tertemiz kıldığı Ehli Beyt’in anası, dünya kadınlarının yolunu aydınlatan hidayet meşalesi, iffet, haya, sabır ve tevazu abidesidir. Fatıma, cennet kadınlarının hanımefendisi; şehadet mektebinin aziz öğretmeni Hazreti Hüseyin’in annesi; babasının “Ümmü Ebiha”sı, yani “babacığının annesi”dir. O, Ali’nin gönlünün sultanı, nübüvvetin diğer yarısıdır. Fatıma’yı anlatmaya ne kelam yeter ne kalem…
Fatıma’nın Hayatı ve Anlamı
Fatıma, bi’setten beş yıl önce, risalet davasının son nuru olarak dünyaya geldi. İsmi “Fatıma”, “kesmek” anlamındaki fateme kökünden gelir; kendisi ve zürriyeti cehennem ateşinden kesilmiş, dünya ve nefsin bağlarından arınmış demektir.
Rivayet edilir ki, o dünyaya gönül bağlarını kesmiş, zevk ve sefaya iltifat etmemiştir. Fatıma, Kur’an’ın nuruyla yetişmiş, vahyin bereketiyle olgunlaşmıştır.
“Fatıma, benden bir parçadır; kim onu incitirse, beni incitmiş olur.” (Buhârî, Menâkıb, 25)
O, Kur’an ile doğmuş, Kur’an ile büyümüş ve Kur’an’la Rahman’a ruhunu teslim etmiştir. Rabbi katında dokuz isimle anılır: Fatıma, Sıddîka, Mübareke, Tâhire, Zekiyye, Râziye, Merdiyye, Muhaddise ve Zehrâ. Ayrıca “Betül” (iffetli), “Ümmü Ebiha” (babacığının annesi) ve “Binti Nebî” (Peygamber’in kızı) lakaplarıyla da yad edilmiştir.
“Dünya kadınlarının en üstünleri dört kadındır: İmrân’ın kızı Meryem, Muhammed’in kızı Fâtıma, Huveylid’in kızı Hatice ve Firavun’un eşi Âsiye.” (Tirmizî, Menâkıb, 63)
“Allah, Fâtıma’nın gazabına gazap eder; onun rızasına razı olur.” (Hâkim, el-Müstedrek, 3/167)
Ahlakı ve Teslimiyeti
Fatıma’yı bu denli yüce kılan, onun muhteşem ahlakıdır. Rabbine layık bir kul, babasına itaatkâr bir evlat, eşine göz aydınlığı, evlatlarına şefkat dolu bir validedir.
Mekke’deki ambargo ve zulüm yıllarında, küçük yaşına rağmen sabrın ve metanetin zirvesine ulaşmıştır. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun kalbini Ali’nin (Radiyallahu Anh) muhabbetiyle bahara çevirmiş, bu kutlu izdivaç göklerde meleklerin huzurunda gerçekleşmiştir.
Zorluklar ve Sabır
Fatıma’nın elleri un öğütmekten, su taşımaktan nasırlaşmıştı. Huneyn zaferinden sonra Hazreti Ali (Radiyallahu Anh), ona bir cariye istemesini önerdi. Fakat Fatıma (Radiyallahu Anha) hayasından dile getiremedi. Durumu öğrenen Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kızına şöyle buyurdu:
“Ey gözümün nuru! Sana bir tesbihat öğreteceğim. Her gece yatağına uzandığında otuz üç defa ‘Sübhanallah’, otuz üç defa ‘Elhamdülillah’ ve otuz dört defa ‘Allahu ekber’ de. Bu, cariyeden daha hayırlıdır.” (Buhârî, Daavât, 11)
O günden sonra Hazreti Fatıma (Radiyallahu Anha) bu tesbihatı hiç terk etmedi.
Fatıma’nın evinde ne lüks vardı ne gösteriş. Rabbi onları darlıkla imtihan etmişti. Günlerce yiyecek bulamadıkları halde, sabır, şükür ve tevekkül dillerinden düşmedi.
Bu mütevazı hanede, ümmete rehber olacak beş yüce şahsiyet yetişti. Fatıma bu haliyle modern çağın kadınlarına sessiz ama derin bir mesaj vermektedir: İmkânsızlıklar içinde Hasanlar, Hüseyinler, Zeynebler yetişebiliyorsa, bugün bizim bahanemiz kalmamıştır. Dünya ve içindekiler, bizi asli gayemizden alıkoymamalıdır.
Bugün insanlık, Fatıma’nın zühdüne, Hatice’nin vefasına, Asiye’nin direnişine muhtaçtır. Ah Efendim! Gel de dünya nimetlerine gömülmüş şu ümmetini gör… Hani uğruna malını veren Osmanlar, şehadete koşan Aliler, davası uğruna evladını feda eden Sümeyyeler nerede?
Rabbimiz bizleri Hazreti Fatıma’nın iffetiyle, sabrıyla, teslimiyetiyle bezenen kullarından eylesin.
“Dünya bir metadır; en hayırlı metası saliha kadındır.” (Müslim, Rada’, 64)
Rabbim bizleri ve nesillerimizi salihlerden ve müttakilerden eylesin inşallah!
Vesselam ve dua ile
ESMA AKBALIK