Dinimizde Allah’ın sevmediği helal olarak tanımlanan ‘boşanma’ ne yazık ki modernleşme ile paralel bir vaziyette hızla artmaktadır. Modernizmin insanlara süslü ambalajlarda sunduğu ‘bireysel özgürlük’ ve ‘kişisel gelişim’ kavramları aile olmanın, birey ve toplumlara kazandırdığı faydaların önüne geçmiştir.
Türkiye İstatistik Kurumunun verilerine göre evlilik yaşı giderek yükselmekte, evlilik oranları her geçen gün düşmekte, boşanma oranları ise gün geçtikçe artmaktadır.
Evlilik süresine göre boşanmalar incelendiğinde, 2024 yılında gerçekleşen boşanmaların %33,7'si evliliğin ilk 5 yılı, %21,3'ü ise evliliğin 6-10 yılı içinde gerçekleşmiş, kesinleşen boşanma davaları sonucunda 187 bin 343 çift boşanırken, 186 bin 536 çocuk velayete verilmiştir. Boşanma davaları sonucu, çocukların velayetinin %74,4'ü anneye, %25,6'sı babaya verilmiştir.
Sadece bizim ülkemizde değil, dünyanın genelinde gözlenen bu durum aynı zamanda toplumsal çöküşü de beraberinde getirmektedir. Bu oranlar aileyi hem bireysel hem de toplumsal bir koruma kalkanı olarak telakki eden Müslümanlar açısından endişe vericidir. Bu duruma sebep olan etkenlerin tespit edilip ivedi bir şekilde çözümlerine başvurulması gerekmektedir. Bu anlamda kendi yaşadığımız toplumdaki sebeplere bakarak bunların çözümüne değinmeye çalışalım.
- Evliliğe yüklenen anlamın değişmesi. Evliliğe bakış açısının tamamen bedensel hazlara ve maddiyata indirgenmesi hem evlilik oranlarının düşmesinin hem de boşanmaların artmasının temel nedenlerinden birisidir.
Ne yazık ki günümüzde erkekler evlilikte dış görünüşe, kızlar ise ekonomik durumun iyi olmasına önem vermektedirler. Bu durumda evlilik sonrası hamilelik, kilo alımı gibi durumların ardından, erkekler eşlerinden soğumaya başlıyorlar. Sosyal medyanın aktif kullanılmasıyla beraber ne yazık ki sadakatsizlikler baş göstermektedir.
Ayrıca evliliğe adım atılırken yapılan masrafları düşünecek olursak; isteme, nişan, kına gecesi, bekarlığa veda partileri, düğün ve nikah törenleri derken her biri ayrıca külfetli olan bir süreçte, ekonomik olarak yükün fazlası erkek tarafına yüklenmektedir. Ev eşyalarının en kaliteli, en pahalı ve eksiksiz bir şekilde alınması lazım geldiği düşüncesi, daha evliliğin başında gençlerin borç batağına sürüklenmesine neden olmaktadır. Evlilik sonrası borç ve ev geçindirme stresi eşler arasında tartışmaların ve huzursuzlukların ana sebebi olmaktadır.
Nitekim; istatistik sonuçları, bizlere boşanmaların en çok evliliğin ilk yıllarında olduğunu göstermektedir.
Öte yandan kızların da erkekler kadar eğitim ve iş hayatında olmaları, kızların ekonomik özgürlük elde etmeleri, evlilikten kaçınmalarına yahut evlilikteki en küçük bir sorunu dahi büyüterek boşanmaya yönelmelerine sebep olmaktadır. Ekonomik olarak rahat bir yaşam süren, ailesinin el bebek, gül bebek büyüttüğü bir kızın evliliğin getirdiği sorumlulukları taşıyabilmesi çok zordur.
Bu bağlamda gençlerin evliliğe bakış açılarını değiştirmeleri gerekmektedir. Hem erkeğin hem de kadının fıtratına en uygun bakış açısı Kur’an-ı Kerim’de bizlere öğretilen bakış açısıdır. Rabbimiz Rum Suresi’nin 21. ayetinde şöyle buyurmaktadır:
“O’nun varlığının delillerinden biri de kendileriyle ülfet edip huzura ermeniz için size kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesidir. Şüphesiz bunda, sistemlice düşünen bir toplum için nice dersler ve ibretler vardır.”
Eşlerin aile ortamını huzur ve sükûnet yeri olarak benimsemesi, aile olma ihtiyacını bedensel hazlardan ve maddi ihtiyaçlardan çok daha yüksek bir seviyede görmelerini sağlayacak, dolayısıyla bu niyetle atılacak adımlar daha sağlam birlikteliklerin temelini atmalarına vesile olacaktır.
- Ailelerin müdahil olması
Boşanmaların artmasının bir diğer sebebi ise erkek veya kız tarafının evin içine fazlasıyla müdahale etmeleridir. Malumunuz evlilik erkek ve kadın arasında gerçekleşen bir ahittir. Bu ahitle beraber yeni akrabalık bağları oluşur. Bu akrabalık bağlarını olması gereken sınırda tutmayıp dengeyi kaçıran çiftler ne yazık ki evliliklerine en büyük kötülüğü yapmaktadırlar. Herhangi bir konuda aile bireyleriyle istişare yapmak elbette ki olması gereken bir şeydir. Fakat büyüklerin her şeye karışması, eşlerin beraber karar almalarına ve aldıkları kararların sorumluluğunu taşımalarına engel olmaktadır. Ayrıca toplumumuzda çokça karşılaştığımız erkek annelerinin evlatlarına aşırı düşkünlüğü sorunu, evlendikten sonra geline karşı bir kıskançlığa dönüşmektedir. Birçok evliliğin bitmesinin nedeni maalesef ki erkeklerin annesiyle eşi arasında kalması ve bu nedenle huzursuzlukların yaşanmasıdır.
Çözümüne gelince; eşlerin evlilik ahdinin gerektirdiği şekilde karar alırken birbirlerine danışmaları, kendi kararlarını kendileri vermeleri ve diğer aile bireylerine karşı dengeli bir tutum sergilemeleri kısacası adaletle davranmaları gerekmektedir. Adalet hak edene hakkını vermek demektir. Anneye karşı anneliğin hakkı, babaya karşı babalığın hakkı, kardeşe karşı kardeşliğin hakkı, eşlere karşı da eş olmanın hukuku gözetilmelidir. Böylesi hak ve hukuka dayalı dengeli bir ilişki sağlıklı bir evliliğin olmazsa olmazlarındandır.
- Sevgi, saygı ve mahremiyetin ortadan kalkması.
Yukarıdaki ayeti kerimenin işaret ettiği, evlilik ile beraber eşler arasında meydana gelen sevgi ve merhametin ortadan kalkmasıyla saygısızlığın baş göstermesi, ne yazık ki evlilik kurumunu temelden sarsan etkenler arasındadır. Saygının yitirilmesi mahremiyeti de zedelemeye kapı aralar. İki kişinin arasında kalması gereken şeylerin başkalarıyla paylaşılması, eşlerin kusurlarının uluorta anlatılması, başkalarının yanında kırıcı davranışlarda bulunulması, sonraları telafisi olmayan yaralara neden olmaktadır.
Evlilikte sağlıklı beraberliği sağlayan sevgi bağlarını güçlendirmek için eşler küçük adımlarla büyük çözümlere ulaşabilirler.
Örneğin; kadınların sadece eşleri için giyinip süslenmeleri, işten eve geldiklerinde güler yüzle karşılayıp sarılmaları, göz teması kurmaları, yumuşak ses tonuyla konuşmaları basit ama karşı tarafa sevildiğini hissettiren şeylerdir. Erkeklerin ise daha çok nazik tavırlarla eşlerinin hoşuna gidecek şekilde onlara hitap etmeleri, iltifat etmeleri beraber zaman geçirmek için fırsat kollamaları yine basit ama kadınları değerli hissettiren davranışlardır. Yani sanıldığı gibi gönül kazanmak aslında pahalı hediyelerle ve yahut büyük değişimlerle değil, samimi bir bakış, tatlı bir gülüş ve hoşa gidecek bir yakınlık ile mümkündür.
Sevginin olduğu yerde saygı, saygının olduğu yerde güven, güvenin olduğu yerde mahremiyet oluşur.
Bu formül bir ömür süren evliliklerin yegâne vesilesidir. Tabii sabrı da unutmamak gerekir.
Evlilik başlı başına bir imtihandır ve imtihan sabrı gerektirir. Sabırla yoğrulan evlilikler eninde sonunda rayına oturacaktır biiznillah.
Selam ve dua ile…
Seher Toprak