Nisanur Dergisi Nisanur Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
Nisanur Dergisi Nisanur Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 158. Sayı
    • 159. Sayı
    • 160. Sayı
    • 161. sayı
    • 162.sayı
    • 163.sayı
  • Konular
    • Röportaj
    • Gezi Yazısı
    • Öykü | Deneme
    • Portre
    • Kitap | Film
    • Haber
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • Ekonomi
    • Aile
    • Sizden Gelenler
    • Haberler
    • Esmaul Husna
    • Öykü - Şiir
    • Makale
    • Şiir
  • İletişim
  • Yazarlar
    • Zeliha Elter
    • Ecz. Zeynep Yüksel Gülsever
    • Rabia Durmazer
    • Sena Aslan
    • Rabia Er
    • Esra Kızılçınar
    • Gülfer Ekmen
    • Rabia Durmazer

YENİ BİR NEFESTİR YENİLİK

Rana Çeçen Rana Çeçen
12.05.2026
170. Sayı

Paylaş

Icon

"İslam getirdiği hükümler açısından çağlar üstü ve evrenseldir."

Bismillahirrahmanirrahim

Tarih kitaplarına bakıldığında insanlık için en karanlık çağlardan biri olarak kabul edilen bir zamanda Yüce Allah (Celle Celaluhu) yeryüzünü, nuruyla bir kez daha aydınlattı. İnsanların genel olarak insanlık özelliklerini kaybetmelerinden dolayı cahiliye devri olarak nitelendirilen bu devirde, az da olsa güzel ve kabul edilebilir davranışlar da yok değildi elbette. Fakat İslam, insanların inanç sistemleri ile beraber insanlık onuruna yaraşmayan gelenek ve göreneklerini de kökten değiştirmeyi hedeflemiştir.

İslam durağan bir din değildir. Her çağ ve zamanda, çağın gerekliliğine uygun, ancak temel İslam kurallarıyla da çelişmeyen yeniliklere açıktır. Onun için de geçmişe körü körüne bağlanmayı nasıl hoş görmüyorsa, insan ve insanlık yararına olan, faydalı veya faydası zararından çok olan her yeniye de kötü olarak bakmayı hoş görmez. İslam bir denge dini olarak yepyeni bir medeniyet getirmiştir. Bu medeniyet ne zamanki aktif olarak uygulandı Müslümanlar dünyanın hâkimi olarak gerek kendi dindaşlarına gerekse de farklı din mensuplarına huzur getirmişlerdir. Lakin ne zamanki tembellik gösterip durağanlık gösterdiyse halkları zillet içerisinde yaşamaya mahkûm duruma düşmüşlerdir.

Kur’an-ı Kerim’e bakıldığında İslam’ın ataların yaptıklarına, söylediklerine sorgulamadan, düşünmeden olduğu gibi bağlanmanın insanın yararına olmadığı açıkça anlaşılır. “Onlara: Allah’ın indirdiğine uyun, denildiği zaman; hayır, bilakis biz, babalarımızı üzerinde bulduğumuz (ve alıştığımız adetlerimize) uyarız, derler. Babaları hiçbir şey akletmemiş ve doğru yolu bulamamış olsalar bile mi (onların yoluna uyacaklar?)” (Bakara Suresi, 170. Ayet) Buna benzer çokça ayet vardır Kur’an-ı Kerim’de. Gelen bütün peygamberlere karşı çıkanların ortak itirazıdır geleneklerini bırakmamak. İnsan, büyüklerinden hayatı öğrenir elbette. Onların hayata bakışı ve tecrübeleri insanın yolunu aydınlatır. Ancak büyüklerin de yanlış yapabilecekleri, hataya düşebilecekleri gerçeğini göz ardı etmemek gerekir. Tarih olarak adlandırılan geçmiş, kendisinden ders alınınca geleceği sağlam şekillendirir.

İslam getirdiği hükümler açısından çağlar üstü ve evrenseldir. Temel kurallarına ekleme veya çıkarma yapılamaz. “…Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmiyet’i beğendim…” (Maide Suresi, 3. Ayet) Ayetin ifadesi ile İslam hükümler bakımından eksiksizdir. Fakat gerek Kur’an-ı Kerim’in nazil olduğu zamanda insanların karşılaşmadığı, gerekse de farklı yorumlara gelebilecek bazı hükümlerin uygulanması kısmında zaman ve mekâna göre değişimlere, değişikliklere gidilebilir. Bunun yapılması da gereklidir de aslında. Çünkü insan bir bakıma zamanın esiridir. Müslüman, çevresindeki değişimlere göz kapatarak İslam’ın çağlar üstü konumunu muhafaza edemez. “Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir.” (Ebu Davud, Melahim, 1) Hadisin zayıf olduğunu söyleyenler olsa da genel çerçevede düşünüldüğünde hadisi kabul etmenin bir sakıncasının olmadığı da görülecektir. Çünkü zamanla ortaya çıkan bazı olay ve gelişmelerle ilgili direk olarak Kur’an ve sünnette bir hüküm bulunmayabilir. Burada ise iş âlimlere düşer. Âlimlerin Kur’an ve sünnetin genel çerçevesi içerisinde kalmak şartıyla, insanların yararına olan hükümler çıkarabilmeleri gerekir. Fıkıh kitaplarında bahsedildiği üzere âlimlerin hüküm çıkarma metotlarından olan “seddi zerai” ve “Mesalihi Mürsele” ile bunlar amaçlanmaktadır. Yüce Allah’ın (Celle Celaluhu) insana verdiği kitap ve peygamber nimetlerinin yanında bir de akıl nimeti vardır. İnsanı diğer varlıklardan ayıran şey olarak belirtilen bu nimet, insanın düşünme yetisidir. İyi ile kötüyü; faydalı ile zararlıyı birbirinden ayırma özelliğidir. Yoksa akıl sadece hayatta kalmayı öğreten yetenek değildir. Çünkü hayvanlar da yaşamlarını tehlikeye sokan şeylerden uzak durmayı, yeme, içme ve üreme gibi temel canlı özelliklerini yerine getirmeyi bilirler. İnsanı hayvandan ayıran akıl, onu yeni şeyler keşfetmeye, üretmeye de yöneltir. Her yeninin beraberinde getirdiği problemler de vardır. İşte insan hayatını etkileyen bu yeniler ister maddi olsun, isterse de sadece olaylar şeklinde olsun Müslüman için kullanılıp kullanılamayacağı ya da uygulanıp uygulanamayacağı sorununu beraberinde getirir.

Tarihin tozlu rafları arasına gizlenen bilgileri gün yüzüne çıkardığımızda göreceğiz ki insanlığın gelişimi için en çok çalışan, en çok üretenler Allah’ın kitabına sıkı sıkıya sarılanlardır. Onlar Rablerinin, “niçin aklınızı kullanmıyorsunuz, niçin düşünmüyorsunuz, aklını kullananlar için bunlarda deliller vardır…” şeklindeki hitaplarına kulak vermiş ve insanın yaşamını kolaylaştıran, anlamlandıran yeni icatlar yapmışlardır. O âlimlerin kitaplarından istifade edip, onlardan ilham alarak yeni şeyler geliştirenler de ne üzücüdür ki gayrimüslimler olmuştur. Onlar bir yandan onlardan istifade ederken bir yandan da kilisenin orta çağdaki despotluğundan dolayı dine bağlanmayı, dinden ilham almayı, dinine bağlı âlimin ürettiklerini orta çağ karanlığı olarak lanse etmişlerdir. Yeniliğin dine karşı gelinerek yapılabileceğini yerleştirmeye çalıştılar akıllara. Başlattıkları reform hareketleri kendi bağlı oldukları dinler için gerekebilir ancak İslam, zaten başlı başına tahrif edilmiş dinlerdeki sorunları gidermek için gönderilmiştir. İslam’ın reformu bir bakıma insanların bozduğu İncil ve Tevrat’a karşı olmuştur. Medeniyet denilen şey 610 yılında başlamış ve tüm hızıyla İslam coğrafyasında pratik hayata geçirilmiştir. Tıptan astronomiye, tarımdan eğitime, çevre düzenlenmesinden kişisel temizlik araçlarına kadar her alanda ortaya insanlık için faydalı olacak yeni yeni bilgiler ve uygulamalar ortaya konulmuştur. Ancak geçmişteki bu güzelliklerin bilinçli olarak saklanıp, tozlu raflara kaldırıldığı gerçeği bugün gün yüzüne çıkmıştır. Orta çağ karanlığı denilen zaman Müslüman toplumlar için aydınlığın zirvelerinden biriydi. O zamandan bu zamana ezilmişlik psikolojisi ile hareket edip fetret dönemi yaşayan Müslümanların açığı kapatması önceliklerinden olmalıdır. Yani zaman, bu fetret dönemini kapatmaya çalışma zamanı olmalıdır. Çünkü yeni üretimler ve çalışmalar yapmadan geçmişteki bu güzelliklerle övünüp durmak, Müslümana bir fayda sağlamayacaktır.

Genel çerçeveye bakıldığında ortaya şu sonuç çıkıyor. İnsan bir yeni ile karşılaştığında Allah’ın (Celle Celaluhu) kendisine verdiği salim aklı kullanarak bir yol izlemelidir. Topluma mal olmuş, o toplumu diğer toplumlardan ayıran gelenek ve göreneklerini yaşatırken ne zamanın gerisinde kalmalı ne de Allah (Celle Celaluhu) ve Resulünün (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çizdiği çerçevenin dışına çıkmalıdır. Şuursuz olan tabiat dahi sürekli bir yenilenme içerisindeyken eşref-i mahlûkat olan insanın sadece eskiye bağlı kalarak bu yaşamı heba etmesinin ne kendisine ne de çevresine bir yararı olmayacaktır.

Rana ÇEÇEN

Paylaş

Son Eklenenler

12.05.2026 170. Sayı

Sahabe Hayatlarından Psikoloji Dünyamıza 1 "ÇATIŞMALARDA ÖLÇ

Bismillahirrahmanirrahim...[...]
12.05.2026 170. Sayı

Sahabe Hayatlarından Psikoloji Dünyamıza 1 "ÇATIŞMALARDA ÖLÇ

Bismillahirrahmanirrahim...[...]
12.05.2026 170. Sayı

Gazze Üzerinden Evliliğe Bir Bakış

"Sabır, azim, teslimiyet ve bu mükemmel vasıfların listesi uzar da uzar."[...]
Nisanur Dergisi

Aile, kültür, yaşam dergisi Nisanur zengin içeriği ve hanımlardan oluşan yazar kadrosuyla her ay Nur Çocuk dergisi hediyesiyle okurlarıyla buluşuyor.

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • İletişim
  • Yazarlar
  • Nur Çocuk
Konular
  • Röportaj
  • Sizden Gelenler
  • Haberler
  • Öykü - Şiir
  • Makale
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N1 N2 Blok, No: 6/103 Bağcılar/İstanbul
  • 0212 562 60 06
  • nisanur@nisanurdergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS