Her şeyi sevgiyle var eden, kullarını çok seven ve müminlere birbirlerini sevmeyi öğütleyen El-Vedud olanın adıyla…
Yüce Rabbimiz (Celle Celaluhu) insan fıtratına sevgiye karşı bir temayül yerleştirmiştir. Bu nedenle insan hayat boyu gerçek sevginin arayışını sürdürür, çoğu zaman farkına varmasa bile…
Sevgi; nefret, öfke, kıskançlık gibi bir duygudur. Duygular soyuttur ancak davranışlarla gösterildiği zaman somutlaşır. Sevginin somut göstergesi olan davranışlara “sevgi dili” denilmiştir.
Bu davranışlar; onay sözleri kullanma, beraber nitelikli zaman geçirme, hediye alma, hizmet etme, fiziksel temas olarak sınıflandırılmıştır.
Birer sevgi ifadesi olan bu davranışların insana sevildiğini hissettirebilmesi için de ayrıca “samimiyet” gereklidir. Zira sevginin çıkış yeri kalp olduğuna göre yürekten gelen bir içtenlik olmaksızın gerçek sevgiden söz edilemez. Gerçek sevgi, samimi bir ilgiyi ve şefkat dolu bir merhameti içerisinde barındırır. Samimi bir sevgiyi yüreğinde hisseden, aynı şekilde sosyal çevresinde içtenlikle sevilen biri manen doyuma ulaşır.
Tam tersi olarak sevgisiz kalmış bir insanın sürekli huzursuz olması, sevilmediğini düşündüğü zaman ruhen çöküş yaşaması, sevgisiz bir yaşamın insan fıtratına aykırı olduğunu gösterir.
Kişilik bozuklukları alanında araştırmalar yapan birçok uzman, kişilik bozukluklarına sebep olan asıl etkenin sevgi yoksunluğu olduğunu söylemişlerdir. Ailesinden samimi bir sevgi görmediği için sevgi açlığı olan, sevilmeyi ilgi görmek zanneden insanlar hayat boyu yüreklerindeki boşluğu başka şekillerde doldurmaya çabalarlar.
Böylece samimiyetin yerini sahte sevgi gösterileri, yapay ilgiler, yapay merhamet alır.
İnsanlık tarihi boyunca yapay olan her şeyin bu denli revaçta olduğu başka bir devir olmamıştır. Modern insanın bu durumu artık bireysel bir sorun olmaktan çıkmış toplumsal bir faciaya dönüşmüştür.
Bu dönüşümü hızlandıran en büyük silah elbette “sosyal medya”dır.
Sevgi dilenen insanların, birkaç beğeni uğruna kılıktan kılığa girdiği, sahte kimliklerin, sahte sevgi gösterilerinin, sahte ilgilerin, bir mağdurun videosunu beğenerek vicdanını rahatlatan insanların sahte merhamet sosuyla kendi kendilerini aldattıkları, birkaç beğeni uğruna mahremiyetin yerle bir edildiği, sınırların kaldırıldığı, her türlü ahlaksızlığın, hukuksuzluğun, iffetsizliğin, ilkesizliğin rağbet gördüğü bir algoritmadır sosyal medya…
Bir gün yaptığı bir paylaşımla beğeni rekoru kırıp göklere çıkarılan birinin, ertesi gün başka bir paylaşım yüzünden linç edildiği, itibar suikastıyla insan içine çıkamayacak bir vaziyete getirildiği acımasız bir mecra…
Yapay olanın gerçeğin yerini aldığı, sahteliğin samimiyeti katlettiği, en küçüğünden en büyüğüne kadar her yaştan insanı sistematik olarak bireyselleştiren, yalnızlaştıran, adeta hipnoz edercesine tuzağına çeken, hissiz, uyuşuk birer zombiye dönüştüren, böylece zihinleri zapturapt altına alan bu mecranın, insanlığı getirdiği hale seyirci kalmak ne kadar da üzücüdür…
Oturup derdini anlatacağı tek bir dostu olmadığı halde, takipçi sayısıyla övünen, ihtiyaç sahibi birine el uzatırken, paylaşma şartıyla yardım edebileceğini söyleyen, yakınlarına bir kez olsun sevgi sözcükleri söylememiş ama sırf paylaşım yapmak amacıyla methiyeler düzen insanlar trajedinin bir başka boyutunu oluşturmaktadır.
Evet, ne yazık ki vakıa budur!
Peki çözüm nedir?
Çözüm Allah’a dönmektir. Gerçek sevginin kaynağına; kullarını karşılıksız seven, her an koruyup gözetleyen, kalplerin ızdırabını duyan, dualara icabet eden, layık olmasalar da merhametiyle nimetlerini fazlasıyla lütfeden Rabbi Rahim’e dönmekten başka bir çözüm yolu yoktur.
O’nun sevgisini hisseden biri fani olanlara gönül bağlamaz. Gereksiz beklentilere girmez, ilgi ve takdiri yalnız Rabbinden bekler.
Elbette bu konuda da ölçüyü anlamanın yegâne yolu Allah Rasulü’nün (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sünnetinde bulunmaktadır. O’nun sünneti sevgiyi toplumda yaygınlaştırma konusunda da biricik yoldur. Bu konuda siyerden sayısız örneklikler sıralayabiliriz.
Örneğin; kişinin sevdiği insanlara sevgisini sadece davranışlarla belli etmenin yeterli olmadığını, sözle de söylemek gerektiğini öğreten şu diyaloğa bir bakalım:
Peygamber’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) huzurunda bir adam vardı. Bir başka şahıs ona uğrayıp geçti.
Arkasından, Hazreti Peygamber’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) huzurundaki kimse:
- Ey Allah’ın Rasûlü! Ben bu kişiyi gerçekten seviyorum, dedi. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
- “Peki, sevdiğini ona bildirdin mi?” buyurdu. Adam:
- Hayır, dedi. Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
- “Ona bildir” buyurdu.
Adam derhal kalkıp o şahsın arkasından yetişti ve:
- Ben seni Allah için seviyorum, dedi. O da:
- Beni kendisi için sevdiğin Allah da seni sevsin, karşılığını verdi. (Ebû Dâvûd, Edeb 113)
Konu ile ilgili başka bir Hadis-i Şerif’te ise şöyle buyurmuştur, “İman etmedikçe Cennet'e giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şeyi size haber vereyim mi? Aranızda selamı yayınız.” (Müslim, İman, 93)
Bu hadisten anlaşılması gereken şudur ki; “selamı yaymak aynı zamanda sevgiyi yaymaktır”.
Selam, güzel bir kelam ve samimi bir sevgi dili ile daha sevgi dolu daha güzel bir dünya oluşturmak mümkün. Bu ümide sarılıp gayret etmek, bir Müslüman için imanının gereğidir.
O halde selamların en güzeli ile veda edelim.
Esselamu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatuhu…
Seher TOPRAK