Yavrum Gazze;
Kirazlardan küpe, çiçeklerden taç yaptığım güzel kızım...
Seni ilk kucağıma aldığımda, bana gülümsemiştin ve,
"Bu güzellik cennetten bir meyve olmalı" demiştim
Seni vatanım gibi gözümden sakınırdım hep
İncinmemen için pamuklara sarardım seni
Kucağımda uyur, meleklerle gülüşürdün
İlk kelimende, ilk adımında, ilk dizlerin kanadığında hep yanı başındaydım
Seni minicik ellerinden tutup, Mescid-i Aksa'ya götürecektim
Ben enbiyaların secde izlerini ararken,
Sen uçurtmalar uçuracak, arkadaşlarınla koşuşturacaktın
Evet kızım, peygamber kokulu şehirde, hep masallarını anlattığım Aksa'da
Ama nasip olmadı
Hayallerimizin arasına amansız bir zulüm girdi
Zaten bizim Aksa'ya girişimiz yıllar önce yasaklanmıştı...
Kıyafetlerinin yırtıldığını görüyorum kızım
Dikiş makinemin üzerine molozlar yığılmasaydı
Sana eteği fırfırlı o elbiseyi dikerdim elbette
Ah meleğim, senin üzülmeni ister miyim hiç
Yanında olsaydım saçlarını dağınık bırakmazdım asla
İlk kez bu kadar aç kaldın kızım, biliyorum
Ayakta kalan bir ağaç görürsen, yaslan
Meryem gibi teslim ol Mevla'ya
O (cc) seni doyuracaktır
Bu vatan bizim kızım
Su bulunca sırtını dayadığın ağacı sulamayı unutma!
Kalbim Evlat, üşüyorsun
Sarıl beni örten toprağa
Anne yüreğinin sıcaklığını hissedeceksin
Kızım bu sana vasiyetim;
Sakın korkma yalnızlıktan
Allah bizimle!
Durma, yürü, Allah'ın arzı geniştir.
Biliyorum kızım, mahallemizin dışına hiç çıkmamıştın
Lakin artık kuzey de bir güney de
Yolun hep aynı enkazlara çıksa da yürümekten vazgeçme
Hatırla Hacer'i
Nasıl celbetmişti ilahi rahmeti?
Ve sana öğrettiğim duaları okumayı unutma
Henüz çok küçüksün kızım ama bu toprakların gerçek sahibi olman korkutuyor düşmanı
Seni tehdit sayıyor kendi varlığına
O yüzden namlusu hep çevrili ufacık bedenine
Yavrum, sen yeryüzünün en haklı davasının merkezinde doğdun
Haklı olmanın cesaretiyle yaşa!
Koklamaya kıyamadığım canım kızım,
Yaralısın, yüzünde kan var!
Seni öpmelere doyamadan şehit oldum
Peygamber öpsün yarandan...
Yorulunca uzan toprağa
Toprak sana döşek, bulutlar yorgan olacak
Ve melekler okşarken saçlarını
Ben en sevdiğin ninniyi okuyacağım sana;
"Uyu ki göğsüm senin için bir sığınaktır,
Uyu ki dışarıda rüzgâr esiyor, fırtına kopuyor.
Ben senin annenim; toprağın kokusunu damarlarından süzen,
Ve sana bu dağların adını ezberleten...
Uyu ki portakal ağaçları çiçek açsın uykunda,
Uyu ki yarın, bu gök bizim olsun..."
(Mahmud Derviş)
Meryem Altungök