Satırlara dökmekte çok zorlandığım esmadan biri de şehit ismi. Ayın esması ile ilgili özellikle o ay içerisinde daha yoğun bir şekilde bana yaşatılıp hissettirildiğine değindiğim çok olmuştur. Dağınık bir yoğunluğun ortasında bulduğum kendime “Bunun şehit esması ile ilişkisi nedir?” sorusunu yönelttiğimde cevapsız kaldığımı üzülerek belirtmeliyim. Görünüşe göre Eş Şehid imdadıma yetişmezse kendimde boğulmaya devam edeceğim. Yaratıcı kudret ile ilişki tanık olmayla başlayacak ve bunun için dağınıklığın aksine çeldiricilere takılmadan dikkatini vermen gerekecekti. Öyle ya dikkat edilmeyene nasıl şahit olunur ki?
Kur’an’da otuz beş yerde geçip, yirmi tanesinde Allah’ı (Celle Celaluhu) niteler şehit vasfı. “En ileri derecede, en büyük şahit” manasıyla kendisinden hiçbir şey saklanamayan ve hiçbir şeyi unutmayan şahittir O. Her zamanda ve mekânda hazırdır zira tüm varlığa eşit mesafededir. Hiç ayrılmadan yanımızda olup her ayrıntıyı görür ve gerektiğinde ortaya çıkarır. Şah damarından daha yakın olduğundan şirke mahal vermeyendir. Kalplerde, kafalarda, sırlarda olanın şahidi ancak Eş Şehid’dir. Tüm olan bitenin dışarıdan izleyicisi değil, içindeki tanığıdır.
Kesin olarak bilen ve bildiğini haber verme noktasında kendisine güvenilen anlamına gelen şehadet kelimesinin kökünden türemiştir şehit. Allah (Celle Celaluhu) Alim’dir, her şeyi en mükemmel şekilde bilendir. Görünmeyenin bilgisi söz konusu olduğunda Habir, zahirde olana, görünene izafe edildiğinde ise Allah (Celle Celaluhu) Şehit’tir, çıkarımında bulunur İmam Gazali.
Görme yeteneği ile gelen tanıklık ve hafıza ile yaşanılanların unutulmaması şehit esmasının tecellilerindendir. İnsanların görmedikçe bilemeyecekleri her şeyi bilir Eş Şehit. Gördüğünün dahi hakikatinin tamamını bilemeyen insanoğlunun bilgisi gibi değildir O’nun bilgisi. Varlığın gördüklerinin geçirdiği tüm aşamalarını bizzat yaratan O’dur zira. Kulun sadece meylederek iradesini kullanarak yaptığını zannettiği her şeyin, geçirdiği tüm evrelerin yaratıcısı da O’dur. Hem şahittir hem de yarattıklarını şahit edendir.
Kâinat kitabını okuyan insan burada ilahi sıfatların ve isimlerin tecellilerine şahitlik eder. Kelime-i şehadetle İslam dairesine girerken kişi görüyorum, şahidim, der ve bu şahitliğin gereğini yerine getirmeyi kabul eder. Melekler, yer, gök, zaman, mekân, bazı insanlar, ruhlar, şeytanlar, uzuvlarımız ve Allah’ın (Celle Celaluhu) yemin ettiği varlıklar bu kabul noktasında lehimize veya aleyhimize şahitlik ederler. En zirvede ise Allah’ın (Celle Celaluhu) tanıklığı vardır. Tüm şahitlere malzemenin en iyisini veren kul ne bahtiyar bir kuldur. Böylece onlar Allah’a (Celle Celaluhu) O’nun istediği gibi şahit, tüm varlık da onların Allah’tan razı olmuş hallerine tanıklık eder. Bunlar kimler midir?
Nefsine isyan, Rabbine itaat üzere olup alemine gereksiz şeylerin girmesine izin vermeyenlerdir. Hiçbir şeyin O’ndan gizli kalmayacağına dair şuurları onları güzel işler yapmaya, daima takva dairesi içinde kalmaya yönlendirir. İmanın salih amelle bütünleştiği bir ahlakın müntesibi olduklarının bilinciyle kendi davranışlarına dışarıdan bir gözle bakabilme potansiyellerini kullanırlar. İnanan her insan gibi Allah (Celle Celaluhu) sevgisi bütün sevgilerin ve saygıların üstündedir zira O’na iman etmiş bir an, O’nu tanımadan yaşanan milyon seneye bedeldir onlar için. O’nu bulan her şeyi bulmuştur. Bir yanlışa düşecekleri zaman “Ben kâinatın sahibi ve hiçbir şeyin kendisine gizli kalmadığı yüce Allah’tan (Celle Celaluhu) utanırım.” der geri adım atarlar.
Hangi tarafta olduğumuza bağlı olarak farklı duygulara sebebiyet verir Şehit esması. Mazlumlar için teselli ve umutken zalimler için tehdit manasını taşıdığı aşikârdır. “De ki: Benimle aranızda Şehit (Şahit) olarak Allah yeter; şüphesiz O, Habîr’dir, Basîr’dir.” (İsra Suresi, 96.Ayet)
Hakikatten asla kaçılmayacağını öğretmenin bir yolu da Rabbimizin Eş Şehid oluşudur. Aynı zamanda düşüncelerinde, duygularında, niyetlerinde ve amellerinde dürüst olmaya davet vardır şehit esmasında. Eğer görmüyorsa kul gösterilmediğinden değil bakmadığındandır. “Şüphesiz insan Rabbine karşı çok nankördür. Şüphesiz buna kendisi de şahittir.” (Adiyat Suresi, 6-7. Ayetler)
Sayıları az da olsa Allah’ın (Celle Celaluhu) farklı kulları da vardır. Üzerlerindeki ihsana nankörlük etmeyecek bir dikkat üzere olan kalpleri Rablerine daima açıktır. Eş Şehid’e olan tanıklıklarını ve O’nunla olan ilişkilerini gösteren vasıflarını üzerlerinde taşırlar. Mevlalarının verdiklerini O’nun yolundan esirgemezler. Ölümleri de ölüm değil bir diriliş olduğundan Rableri onlara “şehit” demiştir. Ölüm acısını hissetmezler, ahirette sorgulanmazlar, onlar özel bir alemde rızıklanırlar ve daha nice lütuflara mazhar olurlar. İyi insanlar kıyametten sonra, şehitler ise anında nimetlere kavuşurlar. Kul esirgemezse Allah (Celle Celaluhu) hiç esirgemez zira.
Yazılan kitaplar, verilen seminerler, yapılan etkinliklerin hiçbiri canlı bir şahidin yaşantısıyla ortaya koyduğundan daha etkili değildir. Gazze’deki çocuğundan yaşlısına her yaş grubunun imanın cisimleşmiş şeklindeki yaşantıları kendi dindaşları dahil olmak üzere toplumların değişim ve dönüşümlerine bir ivme kazandırmıştır. Kur’an’ın, siyerin anlattığı prototiplere, müminlere şahitlik etmek onlarla aynı davayı, aynı zamanı paylaşıyor olmanın gururunu yaşıyoruz ümmet olarak. Üzerimize düşeni yap(a)mamanın zilleti ve çaresizliğinin şahitliğini de tarih ve tüm mahlukât yapmaktadır.
“En güzel hal Seni görür gibi yaşamaktır. Gösteren Sen olmazsan kendime bile körüm. En büyük aydınlık Senin şahitliğindir. Sen söyledin diye görünenler, görünmeyene şahitlik ederler. Sana tanıklığa çağırdığın ömrümü güzel eyle. Dikkatini gönderiliş gayesi üzerine yoğunlaştırmış bilinçli yoğunluklar, koşuşturmalar değil koşmalar ihsan eyle. Meleklerine karşı iftihar ettiğine inandığım başta Gazze olmak üzere güzel kullarının feraha erdiğine bizi tanık eyle.” (Amin)