Bismillahirrahmanirrahim
İçi boşaltılmış, anlamını yitirmiş ya da yitirmeye yüz tutmuş ne çok kavram var hayatımızda. Her geçen günde bunlara yenileri de eklenir üstelik. Hele ki bu iş için özel olarak çalışan güruhlar da olunca, işler genel olarak insanlığa zarar verecek boyutlara kadar geldi. Çünkü bu güruh geçmişe savaş açma mücadelesinde, hak olan, güzel olan ne varsa kendi menfaatlerine, amaçlarına karşı olarak görür ve tahrip etme gayretine girer. İlmek ilmek işlenen; yavaş yavaş, hissettirmeden, ürkütmeden, açıktan kötü demeden yapılan faaliyetlerin neticesinde gelinen noktada, toplumun hatırı sayılır bir kesimi o fikirleri, uygulamaları benimser, doğruluğuna kani olurlar. Anlık fayda, menfaat ön plana çıkınca da uzun vadede kendisine, çevresine, toplumuna ve hatta tüm insanlığa verebileceği zarar göz ardı edilir. Aile, ebeveynlik de bu içi boşaltılmış kavramlar arasında yerini almış vaziyettedir. Oysaki hem itikadımızda hem de kültürümüzde ayrı bir öneme haiz ve kutsal kabul edilen bu kurum ve kavramlar için birçok uyarı ve tavsiyeler de yapılmıştır. Sağlam toplumun temelini aile; sağlam ailenin temellerini de anne baba başta olmak üzere aile fertlerinin ilişkileri belirler.
İnsan doğuştan bazı özellikleri yüklenmiş olarak doğar. Fıtrat denilen bu özellikler dişi olsun erkek olsun her birinin ihtiyaçları doğrultusundadır. Erkekte daha çok dışa dönük, sert ve zorlu işleri halledebilecek özellikler iken, kadında ise tam tersine içe dönük, daha naif, duygu yüklü olmaktadır. Bu durum anne baba olma konusunda da böyledir. Ancak acı bir gerçektir ki gelinen noktada bu doğal ve fıtri olan durum yerini yapaylığa, yapmacılığa bırakmıştır.
Üstelik ebeveynlik, sadece insana özgü bir durum da değildir. Yaşam alanı karada, denizde ve havada olsun, yavru sahibi olabilen her canlı bu duygu ile yaratılmıştır. En yırtıcısından en uysalına ve ürkeğine kadar her biri yavru sahibi olmanın ilk adımlarından itibaren bu doğrultuda kendisini ve çevresini hazırlar. Doğacak olan ve doğan yavrusunu her türlü tehlikeden korumak için canını siper eder. En uysal ve ürkeği en cesur hale gelir. Hâlbuki insan dışındaki bu diğer ebeveynlerde insanınki gibi bir irade ve bilinç de yoktur. Onlar yaratıcının kendilerine verdiği içgüdü ile bu işi en güzel şekilde yerine getirmektedirler.
Dünyada yaratıcının halifelik vazifesini yürüten insan, soyunu devam ettirmekle de sorumludur. Soyun devamı sadece yeni canların yeryüzüne gelişinin sebebi olmaktan geçmiyor. Dünyaya gözlerini açan her bireyin asıl ve asil vazifesinin bilincine varmasına önayak olmak da verilen vazifeler arasındadır. Yani anne-babalık; sadece çocuğunun yeme, içme, giyinme ve barınma ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Daha rahat ve müreffeh bir hayat bırakma gayreti içerisine girip, en temel ihtiyaçlardan bile belki daha elzem olan ruhun doyumunu göz ardı etmek yapılan en büyük yanlışlardandır. Zaman değişiyor elbette. Yeni icatlarla yeni imkânlar sunuluyor insanlara. Ancak bunlara ayak uydurmak ayrı, bunların arasında kaybolmak ayrıdır. Çünkü değişmez bazı ilkeler vardır insanoğlunun yaşamında. Rabbin belirlediği, zaman ve mekâna göre değişmeyen ilkeler. Fakat günümüzde geçmişin her şeyine burun kıvıran bir kesim türedi. Her ne olursa olsun eğer geçmişten ise, fayda ve zararına bakmadan savaş açmayı vazife bilen bir kesim. İşte günümüzde “yeni nesil ebeveynlik” denilen, ebeveynlerin de yaptığı, yapmaya çalıştığı da budur. Kendi anne babalarını, aile büyüklerini beğenmeyen, onların yaptıklarının hepsini yanlış kabul eden bu anne-babalar veya anne baba adayları, anne-babalığı kitaplardan, sosyal medya fenomenlerinden öğrenmeye çalışmaktadırlar. Neticede bu anne-babaların ellerinde ise bencil, özgüven adı altında pervasız, saygısız nesiller yetişmeye başladı. Büyüğünü, küçüğünü bilmeyen, kanaatkârlık ve şükürden yoksun, elindekinden daha fazlasını isteyen ve asla memnun olmayan bu çocuklar, bu özelliklerini doğuştan getirmediler. Pirüpak olarak gözlerini dünyaya açan bebekler, anne-babalarının ellerinde şekillenirler. Bir kadın çocuk sahibi olacağı zaman nasıl ki bedeni hemen buna kendisini otomatik olarak hazırlıyorsa aslında ruhu da hazırlıyor. Ancak sabırsız olan insan ruhunun bu hazırlığını anlamaya çalışmak yerine, dıştan bilgi edinmeye çalışır; İyi anne-baba olmayı kitaplardan öğrenme yoluna gider. Çocuğunu ne zaman emzireceğine ne zaman uyutacağına, neyi ne kadar vermesi gerektiğine kitaplar karar verir. Bazı bilgilerin işin uzmanlarının yazdığı kitaplardan okumanın elbette faydası olacaktır. Ancak o kitaplar olmadan adım atmamak, o kitaplara harfiyen uymaya çalışmak çok sağlıklı değildir. Çünkü fiziki olarak birbirlerine benzese de her insan ayrı bir karaktere sahiptir. Aynı anne babadan doğmuş, aynı ortamda büyümüş, aynı kandan olan iki kardeş bile çoğu zaman birbirine taban tabana zıt karakterlere sahipken, birbirileriyle hiç alakası olmayan insanları eğitmek için aynı kurallara uymak ne derece sağlıklı sonuçlar verebilir?
Çocuğunu cam fanus içerisinde büyütmeye çalışan ebeveynlere ne demeli? Bu türlerle sabah dışarı çıkan her insan karşılaşmıştır. Çocuğunun okul çantasını, beslenme çantası ve suluğunu yüklenen, okul kapısına kadar (izin verilirse sınıf kapısına kadar hatta sırasına oturtuncaya kadar) götüren anne-babalar… Okul kapısında çocuk içeri girinceye kadar bekleyen, hatta çıkış saatine kadar okulun çevresindeki kafelerde oturan, her teneffüs zilinde okul kapısına koşup çocuğunu görmeye çalışanlar bile vardır. Anne-baba olmayı sürekli çocuğun etrafında pervane gibi dolanmak olarak görürler. Kimse onların çocuğuna bir şey diyemez. Arkadaşlarıyla anlaşmazlıklarda hemen onlar araya girer, kendi çocuklarının yüzde yüz masum ve haklı olduğunu savunurlar. Her işleri ebeveynleri tarafından halledilen, her istekleri anında karşılanan, başkalarına karşı hep haklı görülen bu çocukların yaşayacağı ve yaşatacakları hayattan ne beklenilebilir ki? Bu sağlıklı ve doğal bir ebeveynlik değildir. Her çocuk sahibine görünüşte anne-baba denilse de unvandan öteye geçmeyen bir anne-babalık olur. Hani yapay çiçekler vardır, görüşleri aynı canlı çiçek gibi. Bazen dokunmadan canlı mı, yapay mı olduğu anlaşılmayan çiçekler. Görüntü çiçek olsa da kokusu yoktur. Bu tür ebeveynlik de aynı bunun gibidir; anne-baba kokusu yoktur bunlarda. Çünkü fıtrata aykırı hareket etmektedirler.
O halde anne-babalar ve anne-baba adayları evvela fıtratlarına dönüp iç seslerini dinlemelidir. Kendi aile büyüklerinin her söylediğini “geçmişte kalmış” deyip kestirip atmamalıdır. Çözemediği sorunları için elbette uzman tavsiyesi ve yardımı almalı; ancak o tavsiyenin o çocuk için olduğunun diğer çocuklar için uygun olamayabileceğinin de bilincinde olmalıdır. Hepsinden de önemlisi bedeniyle beraber çocuğun ruhunu da yaratıcının emirleri doğrultusunda doyurmalıdır.
Rana ÇEÇEN