Dere yatağına yapılan evi sel alır, bataklığa ekilen mahsule yapılan emekler ise zayi olur. Ne dere yatağına ev yapılmalı ne de bataklığa ürün ekilmelidir O zaman dereler yeşil alan olmalı, bataklıklar da kurutulmalıdır.
Bilimle hareket edilmeyen emekler heba olmaya mahkûmdur. Hayaller büyük olmalıdır. Aksi takdirde birilerinin hayallerinin figüranları olmaya mahkûm olunacaktır.
İçine doğulan toplum, anne baba, cinsiyet, dil, renk seçimle değildir. Hesapsız sunulan nimetler karşısında yaratılan acizdir. Görmek, duymak, düşünmek, soru sorabilmek en büyük nimettir. Zira farkındalık ancak sormakla başlayacaktır.
Ben kimim? Bana en yakın cisim ne? Kâinatta yaratılan her şey bizim için, o zaman biz kimin içiniz? Yeryüzünün en değerli varlığı insandır. İnsan bu değerini nereden alıyor?
Dünyaya ilk gelen aciz varlık insanın ilk hareketi sığınmak oluyor, annesine sığınıyor. Bunu nereden öğreniyor?
Bunlar varlık sorularıdır. Varlığını kabul etmeyen farkındalık oluşturabilir mi?
Yeryüzünün misafirleri olunduğu unutulmamalıdır. Bir gün gelip bu fani dünyadan göçülecektir. Yapılan hiçbir zulüm, zalimin yanında kar kalmayacaktır.
Zalimlik herkesin gücü nispetindedir. Gücü fazla olan devlet reisi ile evde ailesine kan kusturan gerek kadın gerek erkek gerekse evlat olsun ayrı değildir. Huzur herkesin hakkıdır.
Mutlu olmak ancak sevgi, merhamet ve adalet üzere yaşamakladır. Bu hal ise yakın olan dünyada Allah’ın koyduğu sınırlara uymakla olur. Zira kalpler ancak Allah’ın zikriyle huzur bulur.
Hayatın her alanında iktidar kavgası, kutuplaşmalar ve didişmeler vardır. Asıl olan insan olmak ve insan kalmaktır. İnsan kalmak Allah’a kul olmakladır. İnsan yalnız ve sahipsiz değildir. Her an yanında olan, dualarına icabet eden vardır. Eşya olmaktan çıkmalı, insanlık fark edilmeli, hayatın sorumluluğu üstlenilmelidir.
Akıl en büyük nimettir ve korunmalıdır. İnsan aklı en çok ihmal edilendir. İçki aklın üzerini örttüğü ve değerini düşürdüğü için haramdır. Aşırı derecede sevinmek ve aşırı derecede üzülmek de akla zarar verir. Olmazsa olmaz sadece Allah’tır. O’nun dışında her şey olur ya da olmaz.
Aklımızı tüketmemeli, daima kontrol altına almalıyız. Öncelikle Allah’ın kitabını racim olandan Rahim olana sığınarak okumalı, indirdiği kitabı O’nun bak dediği yerden görmeli, akıl eden bir kalbe sahip olmalıyız.
İlim yoldaşımız olursa insanlaşır, aklımızı kontrol altında tutabiliriz. İnsanlaşma sürecimizde herkesin bizim için olmadığını bilir, aynı zamanda da köleleşmeyiz. Ne bir başkasının tepesine basarak çıkar, ne de başkalarını sırtımıza alırız. Beraber yürürüz.
Hayatta en önemli mesele insan olmak ve insan kalmaktır. Eğer insan kalırsak tıpkı Hazreti Muhammed (Aleyhisselam) gibi rahmet kaynağı oluruz. “Ben insanlara zahmet olayım diye değil, rahmet olayım diye gönderildim.” deriz.
Yağmura da rahmet denilmiştir. Çatlayan dudaklara su, kanayan yüreklere merhem olmak için su gibi olmalıyız. Eğer su gibi olursak gittiğimiz her yeri yeşertir, problemleri çözen oluruz.
Kur’an-ı Kerim; kafasında soruları olan, ayrıca yaşadığı hayata dair sorunları olan insanların kitabıdır. Müslüman; insan olmaktır. İnsanlığın yaşanmış halidir. Gönülden teslim olmaktır.
İbadetler bir araçtır. İyi insan olmaya götüren vasıtalardır. Asıl olan dualarımız, eylemlerimizdir. Göz görmek, dudak konuşmak, kulak hakkı duymak, kalp gerçeği anlamak içindir. Bize verilen emanetleri istediğimiz gibi kullanıp israf edemeyiz.
Soru sormalı ve cevabını buluncaya kadar gayret etmeliyiz. Kesintisiz bir şekilde iman etmeliyiz. Kalbimize, zihnimize, ruhumuza fetret dönemi yaşatmamalıyız. Sürekli imanımızı tazeleyecek ameller üzerinde olmalıyız.
Hayvani tabiatlara dönüşmekten, yaptıklarımızla imanımızı canlı tutarak kurtulabiliriz. Kalıbımız değişmez ama ruhumuz değişebilir. Bunun için ruh iklimimizi canlı tutmalı, gaflet uykusundan uyanmalıyız. Aksi takdirde kalbimizi, zihnimizi, ruhumuzu hastalıklardan koruyamayız...
Kimlik krizinin yaşandığı en yoğun dönemdeyiz. Modern toplum hız ve haz çağına geçerken bizler durgunlaşmışız. Duran suyun kokması misali kokmakla yüz yüzeyiz. Zihnimizi yenilemediğimiz, ruhumuzu tazelemediğimiz, bedenimizi beslemediğimiz zaman yük olmaya başlarız.
Oysa bizler, Rabbimize verdiğimiz sözü hatırlamak için bu dünyaya gelmişiz. Araf Suresinin 172. Ayeti bizim var oluşumuzun başlangıç noktasını “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna bizim verdiğimiz cevapla “evet, şahit olduk!” belirlemiştir. Bu şahitlik bizim yolculuğumuzun menzilidir. Bizler yolcu olduğumuzu, kim ve ne olmamız gerektiğini bu şahitlikle belirleriz.
“Hamdım, piştim, yandım” bizlerin hatırlayıp dönüşümümüzün özeti gibidir. Hamlık; cehalet ve alışkanlıklarımızın, pişmek; fark ederek öğrenme yolunda nefsimizi terbiye etmeyi, yanmak ise, hakikate teslimiyet ile kendimizi bilme sürecimizin ifadesidir.
Sonucunda da yolculuğumuz bizim tekamülümüzü toplumsal iyilik için gayrete verir. Zira iyilik sadece kendimizin dönüşümü değil, kollektife sunulan katkıyladır. Kitabımız toplumu dönüştürmeyi bireysel yenilenmenin devamı olarak Ra’d suresinin 11. ayetinde şu şekilde sunar.
“Bir topluluk kendini değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez.”
Hasıl-ı kelam; bizim dirilmemiz yenilenme gayreti içinde olmakladır. Yolculuğumuzun başında ve sonunda baş eğmek vardır. İçsel huzuru aramak vardır.
Vesselam
Psk. Aile Dan. Asiye Türkan