Bir nebze huzur bir tutam sükûnet, biraz kendisiyle baş başa kalma, iç aleminin dalgalanmalarına kulak vermek ve yol bulmak hayatın derin anlamlarına doğru. Birçok kırılmalar, çatlaklar, yeniden oluşumlar ve imarlar yaşarız hayatın merdivenlerini çıkarken. Yoruluruz, tükenir içsel enerjimiz. İşte o kritik ve insani olan demlerde bir liman bir kuytu bir huzur ve sükûnet ararız el yordamıyla. Özellikle büyük ve metropol bir şehirde yaşamanın insana yüklediği ağır baskıyı öyle kolay atmak mümkün oluyor maalesef.
Hafta içi beş bazen altı gün iş mesaisi eve geç ve yorgun gelmeler insanlarda haliyle gerginlik, tahammülsüzlük ve bıkkınlık hissi oluşturuyor. Hafta sonlarına sıkıştırılmış bazen sadece pazar gününe sığdırılmaya çalışılan koca bir yorgunluk yükünü bırakmak isteyen biçare şehir sakini dinlenmek ve sükûnet bulmak adına kilometrelerce yol kat etmek zorunda kalıyor çoğu zaman. Bir deniz kıyısı ya da ormanlık ve yeşil alan bulmanın verdiği sevinçle tam rahatlayacakken garip bir durumla karşılaşıyor her seferinde insan. Gidilen her alana taşınabilir hoparlörler ve ses sistemleri ve olabildiğince yüksek frekansta dinlenen müzikler.
İnsanın iç sesini bu kadar bastırdığı kalbine ve hissiyatına kulak tıkadığı bir zaman daha olmamıştır kanımca. İlkel zamanlarda bile bu kadar silikleşmemişti silüeti insanın. Hiçbir dönemde insanlık değerleri bu kadar değersizleşmemiş, insan kendinden bu kadar korkmamış ve kaçmamıştır.
Kaosa dönen dünya içerisinde makinaların dişleri arasında sıkışıp öğütülen insan. Kapitalizmin dayattığı hayat standartlarında haz ve hızdan başka bir mutluluk kaynağının olmadığına inandırılan, ruhuna küstürülen kalbine yabancılaşan hissiz, robotik insan. Duygularını ve hislerini duymamak adına olağanca gayretiyle gürültü ve ses kaynaklarını kullanan sükûnet düşmanı insan. Gerçek kendisiyle yüzleşmekten kaçınan varlığını eşyanın kesretinde kaybeden zavallı insan.
Hayatın yorucu, bıktırıcı yoğunluğunu atmak için yine gürültüye sığınmak nasıl bir sığ aklın ürünüdür diye sormadan edemiyor insan. En son ne zaman kuşların sesini, martıların çığlıklarını, denizin dalgalarının kıyıya vuruş sesini duydu? Ormanlarda göğe yükselen ağaçların yaprak sesini işitmenin verdiği huzuru hangi oyun havası karşılar ki? Yalnızlığın ve kendiyle vakit geçirmenin, tefekkürün ve hakikat arayışının hava ve su gibi bir ihtiyaç olduğunu ne gün fark edecek gürültü kurbanları? Kalbin atışlarının sayılı olduğu şu fani hayatta bu kadar hız ve gürültü kirliliği ile hayatı huzurdan ve sükûnetten koparmak nasıl bir mantıktır?
Hayatı ve gidişatı üzerinde tefekkür etmek belki davranışlarından sorumlu tutulacağını yani hesap verme düşüncesini zihninden silmek adına bu kadar gürültü koparıyordur insan. Bir alışveriş merkezinde ya da bir markette hep aynı manzara, yolda yürüyen insanlar kulaklarında kulaklıkla son ses müzik dinliyor. İş yerinde çalışırken evini temizlerken yine bir popüler müzik eşlik ediyor insanlara. Müzik ve hızla akıp giden ekran görüntüsü çağımızın iki huzur katili gibi. Muhabbetlerin kaliteli iletişimin ve kendiyle buluşmasının can düşmanları. Soylu yansızlıkların kalbe dokunuşların bittiği bir zaman. Efkârını bile kameraya çekerek paylaşan kısacası hüznünü bile kaliteli yaşayamayan insan. Eşyanın bile fişini çeken, şarjı biten telefonu şarja takan fakat kendine mola vermeyi, dinlenmeyi çok gören insan. Metanın matlubu, ürettiğinin kurbanı haline geldi.
Sahi en son ne zaman duygularına kulak verdi, sevdiklerinin yüzüne baktı, gökyüzüne baktı şükür ve hayranlıkla.
İnsan varlık alemindeki nadide yerini bulmak adına sıkça çıkmalı bu huzur ve sükûnet yolculuklarına. Elinde telefon olmadan, müzik dinlemeden, herhangi bir alete alet olmadan geçirebilmeli bazı demleri. Bunu başarabildiği gün huzurun ufkuna doğru bir kanat çırpmış olacak. Hakikatin, insani yaşamın tadına varacaktır. Şikâyetleri azalacak, çok tüketmek ya da çok şeye sahip olmanın mutluluk kaynağı olmadığının bilincine varacaktır. Allah’ın en şerefli yaratığı, muhatabı ve halifesi olmak, onun varlık aleminin munis bir misafiri, gözlemcisi ve mimarı olmanın muhteşem lezzetine varacaktır.
Mürvet Cengiz