Her şey bilgisi, gözetimi, denetimi altında bulunan Er Rakîb olan Allah’a hamd, ümmetini şefkatle kollayan Peygamber Efendimize salât ve selam olsun.
“Rahman ve Rahîm” esmalarından sonra ailece üst üste sağlık imtihanlarından geçişimizin sıradaki esma ile bağlantılı olabileceğini düşünürken Er Rakîb ile karşılaştım. Bekleyen, gözetleyen, koruyan manaları zihnime iyi gelirken yalnız olmadığım duygusu da kalbime iyi geldi. Yaşananlarda tesadüfe yer olmayışı, ilim, kudret, irade ve merhamet sahibi ilahımızın kontrolünde oluşu da ruhumu ayrıca gülümsetti. Benimle, yaşadıklarımla özel olarak ilgilenilmiş ve ne yapmam gerektiği de söylenmişti. An be an takip ediliyor, gözetleniyordum zira. İlk yürüme girişimlerinde annesi tarafından gözetlenen, kollanan bir tıfıldan farksızdım.
İşin ilginç olan tarafı üzerimde bakışları hissetmek normal şartlar altında beni rahatsız ederken burada bu durumun beni memnun etmesi, bana güven vermesidir. Takip edilme duygusunun iyi niyetli de olsa bireyi rahatsız etmesidir beklenen. Ancak takibi yapanın, kişiye şah damarından daha yakın olması bu durumu değiştirir. Açık aramak amacıyla yapılmayan bu gözetlemenin neticesinin koruma olduğunu bilmek de güvenin temelini oluşturur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de üç yerde geçen Rakîb esması olumsuz durumlara düşmekten sakındırma anlamlarını barındırmıştır. “Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a mahsustur. Bütün işler O’na döndürülür. Öyle ise O’na kulluk et ve O’na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (Hud suresi 123. Ayet) Elhamdulillah!
Bir şeyi koruyana ve devamlı kontrol altında tutana “Rakîb” denilir. Bunu yapabilmek için her şeyi görebilmek, bilebilmek, her olayın şahidi olabilmek gerekir. Rakîb ismi şerifi Alim, Basir, Şehid ve daha pek çok esma ile yakından ilişkilidir. Tüm esmalar birbirini destekleyip bir araya gelerek Allah’ın (Celle Celaluhu) vahdaniyetini gösterir esasında. “…Şüphesiz Allah sizin üzerinizde bir Rakîb’tır (gözetleyicidir)” (Nisa Suresi, 1. Ayet) Peki kimdir Er Rakîb?
Tüm varlığı özellikle insanı daimî bir kontrol altında tutan Er Rakîb’ın gücü her şeye yeter. Zamanla ve mekânla kayıt altına alınamadığı gibi hiçbir şey O’nun görmesine, denetimine engel olamaz. O’nun fiillerine perde olabilecek olan yoktur, yöneliminde bölünme olmaz. Kudret elinde olan tüm âlemlerdeki fiillerini kolaylıkla yapar. Gözetlemesine, kontrol ve denetimine ara verdiği, yardımcı edindiği, birilerine devrettiği görülmemiştir.
Denizin derinliklerinde, toprağın altında, gökyüzünde yaşayan tüm varlıkları gözetip rızıklandırandır Er Rakîb. Aynı zamanda anne babaya çocuklarını gözetme potansiyelini verendir. Hastaya şifa vermesi onu gözetmesinin sonucudur. Yarattığını ve ihtiyaçlarını bilmesin, tanımasın, görmesin mümkün mü? Bize bizi bildiğini merhametle hissettiren ve gösterendir. Peki Er Rakîb koruyup gözetiyorsa neden düşüyoruz o halde?
Dünya kaygısı, alışkanlıklarımız, yapay gündemlerimiz biz farkına varmadan özgürlüğümüzü çalmakta bizi boyunduruk altına almaktadır. Dünya hayatını Allah (Celle Celaluhu) için yaşama becerisini geliştiremediğimizde kendimizle ve eşya ile olan ilişkimiz bozuluyor, köleleşiyoruz. Geçmişte somut ve farkındalıklı olan kölelik günümüzde soyut bir hal almış olup özgürlük naraları atan kişiyi acınası durumlara sokmaktadır maalesef. Dolayısıyla başımıza gelen olumsuz gibi görünen şeylerde hakikatte kim olduğumuz bize hatırlatılarak kölelikten kurtarılıp Allah’ın (Celle Celaluhu) yakın görme, yakınına alma isteği vardır. İğnenin hoşumuza gitmemesine rağmen içimizdeki bakteriyi etkisiz hale getirmesi gibi.
Doğası gereği insanın denetlenmeye ihtiyacı vardır. Sistemin devamlılığı için kontrol ve takip olması gerekenlerdir. Hatta sınava hazırlanan öğrenciler arasında onları kontrol edip yol göstermesi için bir koçla anlaşmak günümüzün trendleri arasına girmiş durumdadır. Bürokrasideki tüm aksaklıkları denetimsizliğe bağlayan akıl sahipleri de bilerek veya bilmeyerek Peygamber Efendimiz’in (Sallalahu Aleyhi ve Sellem) şu uyarısına dikkat çekmektedirler, “Hepiniz çobansınız, güttüklerinizden sorumlusunuz.” (Buhârî, Cum`a 11) Çoban tüm dikkatini kendisine emanet edilen, sorumluluğu altına giren varlıklara verir. Onların zarar görmeyip en iyi yerlerden beslenmelerini sağlamasıdır ondan beklenen. Kişi nefsini, ailesini, sorumluluk alanına giren herkesi ve her şeyi gözetmesi yönüyle bir çoban hassasiyeti göstermek durumundadır. Asıl sahibinin emanetleri heba etmeyip hesabını soracağını bilir zira. Bu bilgi çobanın durumuna göre tehdit ve ya müjde barındırır.
Gözünü, kulağını, aklını, kalbini kontrol altında tutmaya takva denilmiştir. Murakabeye de, gönül beklemek, demiş erenler. Allah’ın (Celle Celaluhu) sevgisini kaybetmekten korkanlar bunun yolunun Er Rakîb’ın her halimizi hatta düşünce ve niyetimizi dâhi bildiğini unutmamaktan geçtiğini bilirler. Şahıslarına neyin iyi gelip gelmeyeceğini ancak Mevlasının bilebileceğine itimat ederler. Kendilerini merkeze alıp anlık değerlendirmelerde bulunmaz, teslim olurlar. Merkeze aldıkları “Allah (Celle Celaluhu) rızası”nın ölçüsü nasıl hissettikleri değil, O’nun gösterdiği yoldan gidiyor olmalarıdır. Bu yoldaki kararlılığın gerektiği kadarlık bir sürenin sonunda sebat, tatmin olma şeklinde meyvesini vereceğini bilirler zira. Sahabesini gözeten, en ufak bir fitneye anında müdahale ederek onları kollayan, onlarla sevinip üzülen Hazreti Muhammed (Sallalahu Aleyhi ve Sellem) gibi bir örnek vardır karşılarında. O’nun örnekliğinde toplumun ıslahı için yapılması gerekenleri yaparak kendilerini aşan hikâyelerin talipleridir onlar. Var edicileri olan Mutlak Kudret yollarını göstermiş onlar da o yoldan gitmişlerdir. Tüm bunları yapmak yazıldığı kadar kolay mıdır peki?
Kendini gözetleyen birey biri içerden diğeri dışardan iki düşmanı olduğunu ve bunlara uymanın neticesinin geçici olanla oyalanıp sonsuz olanı kaybetmek olduğunu görür. İnsanın iyiliğini asla istemeyen şeytan yanlışı yaldızlayarak sunar, terbiye edilmeyen maddi zevklere pek düşkün olan nefis de imrenir. Ancak Var Edicisine akleden kalbiyle bağlanan içerden ve ya dışardan gelen tüm etkilerin bilincindedir. Aklı nefsi üzerinde gözetleyici olup iç disipline sahiptir. Adil bir şekilde kendini gözetlemeyi sürdürerek potansiyelini fark edip doğru yönde geliştirmesini sağlar. Tüm bunların yolunu, yöntemini, tekniğini ona gösteren Rabbinden öğrenir. Yeni aldığı teknolojik aletin özelliklerini öğrenmek için üretici firmanın verdiği bilgiler dâhilinde hazırlanmış video izlemesi gerektiğini ve ya aleti kurcalaması gerektiğini bilir zira. En önemlisi de o teknolojik aletten çok daha kıymetli olduğunu ve onu her an bekleyen Er Rakîb’ı bilir. Bilmese Er Rakîb hayatında olmasa ne olur?
Rakîb esması hayatlarımızdan çekilse yıldızlar bomba olup üzerimize yağar, dünya bir gök cismine çarpar, denizler taşar, sema düşer ve alıştığımız için sıradanlaştırdığımız ama aslında her biri mucize olan dengelerimiz alt üst olur. Maddi anlamda yaşanan bu yıkımların çok daha fazlası mana âleminde olur. Ancak mana âlemindeki gözle görülmediğinden fark edilmez çoğunlukla. Er Rakîb’ı göz ardı ederek yaşadığımız hayatlar, yaptığımız işler, aramızdaki ilişkiler en iyi ihtimalle eksiktir. Halifeliği döneminde halkın durumunu yerinde incelemek için Hazreti Ömer (Radiyallahu Anh) insanların arasına karışırmış. Tepenin birinde karşılaştığı bir çocuğa otlattığı hayvanlardan birini kendisine satmasını, efendisine o hayvanı kurdun kaptığını söylemesini teklif edince aldığı “Her ikimizi de gören, işiten, her şeyin sahibini aldatmaya imkân var mıdır?” cevabı içinde Er Rakîb’ın olduğu hayatlara örnektir.
Sadece bir günümüzün gözetlendiği bir kamera konulsa hayatlarımıza çeki düzen vereceğimizi, bir çocuğun dahi görmesini istemeyeceğimiz davranışları sergilemeyeceğimizi unutmamalıyız. Peki ya Er Rakîb ve her anımızı kayıt altına almakla görevlendirdiği melekleri?
“Ey Rakîb olan ilahım! Her ne kadar bembeyaz bir sayfa olmasa da hayatım beni her an gözetliyor olman çok güzel. Siyah karelerimi affet ve bana dâhi unuttur ki ne Sana ne de kullarına mahcup olmayayım. Senin yardımınla verdiğin hayat üzerinde gözetleyici olmayı bana lütfet. Seninle aramızdaki özel anları cemalinle arttır. Gazze için yapmadıklarımdan, yapamadıklarımdan dolayı beni zalimlerden yazma, affet. Doğrusu Rabbim Senden gelecek her hayra muhtacım.” (Âmin)