Medyaya kurban verdiğimiz gençlerin ve çocukların sayısı her geçen gün artıyor. Gerek telefon başında geçirilen saatler gerekse mobil oyunların sebep olduğu asosyal hayatlar, özenmeler, zorbalamalar hayatın birer öznesi haline geldi. Sosyal medya çukuruna düşen çocuklarımızı bu çukurdan nasıl çıkaracağımızı bilmiyoruz, kaldı ki onların bu çukura nasıl daldığı hakkında en ufak bir bilgi birikimimiz yok gibi. Çocuğumuz ekranla ilk ne zaman tanıştı kimin vesilesiyle bu duruma geldi anımsayamıyoruz. Oysa zahiri kötü alışkanlıklarının arttığını görünce hemen arkadaş çevresini suçluyor, bu çevreyi değiştirmenin çeşitli yollarını arıyoruz; okul değiştirmeler, ev taşımalar, dışarı çıkma yasağı, eve misafir alma yasağı vs. Bunlar çocuğumuzu korumaya çalıştığımız ve yaparken de kendimizi oldukça haklı bulduğumuz birkaç önlem çeşidi. Mesele ekran bağımlılığı olunca aynı tavırları sergileyemiyor gibiyiz, tablet ya da telefona bir hafta, bir ay -veya daha az, daha çok- el koyduktan sonra tekrardan kendisine vermekle çocuğu ödüllendirmiş varsayıyoruz. Bazı zamanlar neden el koyduğumuzu dahi anımsayamıyoruz, henüz okul çağına gelmemiş çocukların ekrana ihtiyacı olduğunu kendimize inandırıyoruz; “Bir şeyler izlemeden yemek yiyemiyor, telefonu görmeden susmuyor, ama canı sıkılır ekran vermem gerekiyor...” tarzında söylediğimiz cümleler bizleri en çok haklı çıkaran cinsten. Bu durumda muhatabımız olan çocuğa sormamız gerekiyor acaba hakikaten ekran olmadan boğazından lokma geçmiyor mu yoksa gelen yemekle birlikte ekran tatlısının da ikram edileceğine alışkın mı?
Daha önceki yazılarımızda annenin yalnızca çocuğa bakmak ve onun hizmetini görmek maksatlı dünyaya gönderilmediğini konuşmuştuk. Annenin ilmi ve dünyevi ihtiyaçlarını gidereceği alanları kendisine yaratması gerekmektedir. Böyle bir durumda anne hem kendisine hem çocuğuna doğru hayat planını nasıl çizmelidir?
Yüce Rabbimiz Bakara Suresi’nin 205. ayetinde mealen şöyle buyurmaktadır, “O. (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekini ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozguncuları sevmez.” Ayet ilk bakışta birtakım inkarcıları muhatap almakta ve onların özelliklerinden bahsetmektedir. Ayeti tefsir eden kimi müfessirlere göre bozguncudan kasıt münafık kimselerdir. Resulullah’ın yanından ayrılan münafıklar birbiri arasında Müslümanları çekiştirmekte ve aralarına nifak sokmaya çalışmaktadır. Ayetin devamında bahsi geçen “ekin ve nesli yok etmeye çalışmaktadır” ifadelerinin müfessirlerce Arapça bir deyim olduğu ve bozgunculuk çıkarmak manasında kullanıldığı dile getirilmiştir. Ayetin bu yönü müfessirlerce tasdiklidir ancak günümüze yakın bir bakış açısıyla ayeti ele almak, içerisinden alınacak dersleri kolaylaştıracaktır. Bakara suresinde uzunca İsrailoğullarının kıssalarına yer verilmiş aşırıya gitmelerinden ötürü Allah’ın sayısızca uyarılarına maruz kalmışlardır. Şüphesiz surenin ekserisinde anlatılan İsrailoğullarından yola çıkarak ayete yeni bir bakış açısı kazandırmaya çalışmak -en iyisini Allah bilir- yanlış olmayacaktır. Allah-u Teala ayette birtakım bozgunculardan bahsetmiş, ilk özellikleri olarak ekini ikinci özellik olarak nesli yok etmeye çalıştıklarını aktarmıştır. Günümüzde zirai konuda kendisini geliştirmiş ülkelerin başında israil gelir ve dünyaya tohum ihracatı yapmaktadırlar, üretilen tohum öylesi düşünülerek üretilmiştir ki sebzenin içerisinden çıkan çekirdek tekrar ekilince fide vermeye elverişli değildir. Çiftçi aynı kalitede bir sebze yetiştirmek istiyorsa gidip tohumu tekrardan satın almak zorundadır. Bu durum devamlı bir arz talep dengesini ortaya çıkarır. Sadece sebze üretiminde değil besicilik ve meyve yetiştiriciliğinde de elverişsiz sanılan topraklarına rağmen dünyaya ihracat yapabilmektedir. Yahudi topluluğu sadece ziraatta değil teknoloji alanında da kendisini kanıtlamış bir topluluktur. İnternet dünyasından müzik dünyasına, sosyal medya hesaplarından gazeteciliğe kadar birçok sahada kendi sözünü geçirmektedir. Peki, bunu nasıl başarabilmiştir?
Cevap esasında ele aldığımız ayette gizlenmiştir. Direkt yoldan kendisinin ürettiği dolaylı yoldan üretilmesine destek olduğu birçok besini halkları ve çocukları zehirlemek maksatlı kullandığı aşikârdır. Midelerini, zevklerini ve arzularını ele geçirdiği bu neslin zihnini de ele geçirmesi güç olmamıştır. İşin zor kısmı iradenin şekillenmesidir, henüz midesine ve bedeninin sıhhatine karar veremeyen bir toplumun gerçek düşüncelerini ortaya koyması çok güçtür.
Ebeveynler bilmedirler ki çocukların gelişimi ve yetişmesi sadece arkadaş çevrelerinden etkili değildir. Yediğimiz yemekler ve izlediğimiz diziler, reels ve kısa videolar çocuklar için kalıcı zihin tahribatlarındandır.