Nisanur Dergisi Nisanur Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
Nisanur Dergisi Nisanur Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 174. Sayı
    • 158. Sayı
    • 159. Sayı
    • 160. Sayı
    • 161. sayı
    • 162.sayı
    • 163.sayı
  • Konular
    • Röportaj
    • Gezi Yazısı
    • Öykü | Deneme
    • Portre
    • Kitap | Film
    • Haber
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • Ekonomi
    • Aile
    • Sizden Gelenler
    • Haberler
    • Esmaul Husna
    • Öykü - Şiir
    • Makale
    • Şiir
  • İletişim
  • Yazarlar
    • Zeliha Elter
    • Ecz. Zeynep Yüksel Gülsever
    • Rabia Durmazer
    • Sena Aslan
    • Rabia Er
    • Esra Kızılçınar
    • Gülfer Ekmen
    • Rabia Durmazer

Bakmak Alışkanlık, Görmek Sorumluluktur

Sezgin Özbay Sezgin Özbay
04.05.2026
170. Sayı

Paylaş

Icon

Ah şu alışkanlıklar… Çoğu kötü olan ne çok alışkanlığımız var. Herkes bir şeye alışmış, o alışkanlığı ya kutsuyor ya da ondan kurtulmaya çalışıyor.

Alışkanlıklar hayatımızı çepeçevre kuşatmış durumda… Yaşam tarzımızda, ilişkilerimizde, kişisel bakımımızda, toplumsal rollerimizde alışkanlıklarımızla davrandığımız çok oluyor. Bazen ibadetlerimiz bile ibadetten alışkanlığa dönüşüyor. Namaz kılıyoruz ama namazda ne yaptığımızın farkında değiliz. Tesbih çekiyoruz, öylesine, el alışkanlığı…

Alışkanlıklar, dışarıdan veya en azından kendimiz tarafından fark edilebilen şeylerdir. Ancak öyle alışkanlıklarımız var ki bunları sanki doğuştan getirmişiz gibi farkına bile varmıyoruz. Bunların en önemlisi kalıp yargılarımızdır.

Dünyaya gelip de azıcık kendimizi bilir bilmez başlar kodlamalar… Gerek ailemiz, gerek çevremiz, gerek de şahsi deneyimlerimiz zihnimizde şemalar kurar. Hayatımızın geri kalanında bu şemalarla hareket eder, çoğu zaman bunlarla karar alırız.

Bir bebek düşünün. Tüylü bir hayvan görüyor ve annesine “Bu ne?” diye soruyor. Annesi onun bir köpek olduğunu söylüyor. Tüylü, kulakları sarkık ve ‘hav hav’ diye ses çıkaran bir varlık bu. Çocuk daha sonra koyun gördüğünde ‘hav hav’ diyerek koyuna sesleniyor. Çünkü koyuna dair bir bilgisi yok. Tamamen benzetme üzerinden, koyunu köpek zannediyor. Çünkü koyunun da sarkık kulakları, kabarık tüyleri ve uzun bir yüzü var. Bu kadarcık benzerliğin ötesinde bu ikisi arasındaki onlarca farkı bilmiyor, çünkü zihnindeki şemasında bu var: “Tüylü bir varlık, köpektir.”

Zamanla çevreden yahut kendi deneyimleriyle öğrendiği bilgilerle onun koyun, diğerinin keçi, ötekinin kedi, berikinin aslan olduğunu anlıyor.

Bizler de böyleyiz. Geçmişten bugüne kodlana kodlana, zihnimizde şemalar oluştura oluştura artık bakma alışkanlığımızı görme sorumluluğumuzun dışında tutuyoruz. Halbuki bakmak alışkanlık, görmek sorumluluktur.

Hayatta çoğu zaman “gördüğümüzü” sandığımız şeyler üzerinden karar veriyoruz. Bir insanı, bir olayı ya da bir durumu değerlendirirken ilk bakışa, ilk izlenime, ilk duyduğumuza güveniyoruz. Oysa her bakış görmek değildir. Her görünen de hakikat olmayabilir. Bu yüzden “Baktığınla gördüğün aynı olmayabilir.” sözü, insanın hem kendisine hem de çevresine dair önemli bir uyarıdır.

Günlük hayatta sıkça kalıp yargılara başvururuz. Birinin giyimine bakar, ahlakını tahmin ederiz. Konuşma tarzına bakar, niyetini ölçmeye kalkarız. Bir olay hakkında bir cümle duyar, tamamını bildiğimizi zannederiz. Bunlar çoğu zaman bizi hızlandırır ama aynı zamanda yanıltır. Çünkü kalıp yargılar, gerçeği değil alışkanlığı temsil eder. İnsan zihni, yorulmamak için kestirme yollar arar. Ancak bu kestirme yollar, adalet duygumuzu zedeleyebilir.

Önyargı ise henüz tanımadan hüküm vermektir. Tanımadan sevmek ya da tanımadan dışlamak… İkisi de sağlıksızdır. Rabbimiz (Celle Celaluhu) Kur’ân-ı Kerîm’de, “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.” (Hucurât Suresi, 12. Ayet) buyurarak tam da bu noktaya işaret eder. Zanna dayalı yargılar, hakikatin üzerini örter. İnsan, zanla baktığında görmesi gerekeni değil, görmek istediğini görür.

İslam ahlakında adalet, sadece mahkeme salonlarında aranan bir kavram değildir. Günlük hayatta, aile içinde, komşulukta, sosyal ilişkilerde de geçerlidir. Bir çocuğun davranışını değerlendirirken, bir gencin tercihine bakarken, bir insanın hatasını yorumlarken adil olmak gerekir. Adalet, sadece başkasına karşı değil, hakikate karşı da sorumluluktur. Yanlış gördüğümüz bir şeyi düzeltmek kadar, yanlış gördüğümüzü fark etmek de erdemdir.

Bazen sorun baktığımız şeyde değil, baktığımız yer­dedir. Aynı manzaraya bakan iki insanın farklı şeyler görmesi bundandır. Biri kusura odaklanır, diğeri hikmete… Biri eksikliği sayar, diğeri gayreti görür. Bakış açısı değiştiğinde, görünen de değişir. Bu yüzden hayata dair yenilik, çoğu zaman dışarıda değil, insanın bakışında başlar.

Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), insanlara hitap ederken onların zahirine göre değil, kalplerine göre yaklaşmayı öğretmiştir. Asr-ı Saadette sahabeden bir zat, namazını kılar kılmaz mescitten hemen çıkıp alelacele eve gidiyormuş. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sebebini sorduğunda, sadece bir tane kıyafetleri olduğunu ve eşinin namazının geçmemesi için eve aceleyle gittiğini Efendimize bildirmiş. Kimin aklıma gelirdi ki bir karı kocanın, namazda kullanılacak kadar kapalı bir tek kıyafetlerinin olduğu?

Günümüzde sosyal medya, hızlı yargıların en yoğun yaşandığı alanlardan biri haline geldi. Bir cümle, bir fotoğraf, birkaç saniyelik bir görüntü üzerinden insanlar hakkında kesin hükümler veriliyor. Oysa bizler, kendi hatalarımızın bilinmesini istemezken başkalarının eksiklerini açıkta bırakmaktan çekinmeyebiliyoruz. Bu da kalbi katılaştıran bir alışkanlığa dönüşüyor.

Aile içinde de bakış açımız çok belirleyicidir. Eşimize, çocuğumuza, anne-babamıza nasıl baktığımız; onları nasıl gördüğümüzü şekillendirir. Sürekli eksik arayan göz, eksikten başka bir şey görmez. Ama niyet arayan göz, çabanın farkına varır. Özellikle çocuklar, anlaşılması zor varlıklar oldukları için onlara kızmadan, sabırla davranışlarının sebebini öğrenmek elzemdir. Örneğin çocuk, sizin yaşlanıyor olmanızı görerek, önemli bir belgenizdeki fotoğrafı kesip saklayabilir. Eyvah gitti bonservis! Mahvoldu sertifika! Ama çocuğun niyeti harap etmek değil, muhafaza etmekti.

Hayata, olaylara ve insanlara karşı bakışta yeniliğe gitmek; daha merhametli, daha adil ve daha hikmetli bir duruş kazandırır. Bu yenilik, her şeyi onaylamak değildir. Ama her şeyi anlamaya çalışmaktır. Her yanlışta kötü niyet aramamak, her farklılıkta tehdit görmemektir.

Sonuç olarak, baktığımız her şey bize bir şey anlatır; ama gördüğümüz, bizim niyetimizle şekillenir. Kalbimizi temiz tutarsak, gözümüz de adil görür. Zannı azaltıp hikmeti çoğaltırsak, hem insanlara hem hayata karşı daha sahih bir duruş kazanırız. Çünkü gerçekten görmek, sadece gözle değil; vicdanla, akılla ve imanla mümkündür.

Selam ve dua ile…

Sezgin Özbay

Paylaş

Son Eklenenler

04.05.2026 170. Sayı

YARALI KUŞ

Karanlık olan gece yüreğimi ürpertir...[...]
04.05.2026 170. Sayı

Bakmak Alışkanlık, Görmek Sorumluluktur

[...]
04.05.2026 170. Sayı

Editörden Ailemize...

Değerli Okurlar![...]
Nisanur Dergisi

Aile, kültür, yaşam dergisi Nisanur zengin içeriği ve hanımlardan oluşan yazar kadrosuyla her ay Nur Çocuk dergisi hediyesiyle okurlarıyla buluşuyor.

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • İletişim
  • Yazarlar
  • Nur Çocuk
Konular
  • Röportaj
  • Sizden Gelenler
  • Haberler
  • Öykü - Şiir
  • Makale
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N1 N2 Blok, No: 6/103 Bağcılar/İstanbul
  • 0212 562 60 06
  • nisanur@nisanurdergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS