Bismillahirrahmanirrahim
İnsan fıtratı gereği bir şeye bağlanmayı, kendisinden daha güçlü bir varlığa teslim olmayı ister. Teslimiyet huzur verir, güven verir, sınırları belirler. Teslimiyet, hem ruhuyla hem bedeniyle kısacası tüm varlığıyla teslim olunana bağlanmayı gerektirir. Teslim olunup bağlanılması gereken yegâne varlık şüphesiz ki kişinin inandığı, yaratıcı olarak kabul ettiği varlık olmalıdır. Bu bağlamda kendisini Müslüman olarak tanımlayan kişinin de teslimiyeti Yüce Allah’adır elbette ki. Yeryüzüne gönderilen ilk insanlardan günümüze kadar ve kıyamet vaktine kadar da gelecek olan tüm insanlardan Rablerinin beklediği de tam teslimiyettir. Özelde son ilahi dinin ancak genelde gönderilen tüm dinlerin ortak adının İslam olması da bundandır. Seleme kökünden türeyen İslam ve teslimiyet aynı anlamları barındırmaktadır. Güven, huzur, barış, sağlam, temiz, kurtuluş vb. birçok anlamlara gelen bu fiilden türeyen teslimiyet de benzer özellikler taşır.
İslam teslimiyet dinidir. Allah’a, O’nun elçisinin getirdiklerine teslim olmadan Müslüman olmak mümkün değildir. Teslimiyet yüze yüz boyun eğme ve itaat etmedir. Bu itaat ekmek sanıldığının aksine özünde miskinliği barındırmaz. Tam aksine beraberinde bir mücadeleyi getirir. Çünkü kişiyi bağlandığından ayırmak isteyen birçok dâhili ve harici güç olacaktır. Bu güçlerle mücadele edebilmesi için kişinin hep bir gayret ve çaba içerisinde olması lazım gelir. Onun için de Rabbine teslim olmuş kulun hayatında pasifliğe yer yoktur. Onun her anı bir mücahede ile geçmektedir.
Bu Müslümanın günlük ibadetlerinde de kendini gösterir. Günde beş vakit Rabbi ile buluşmaya giden kul teslim olup, eylem ve hareket içerisindedir. Namaza hazırlanabilmesi için tam bir itaat göstermelidir insan. Bununla beraber o ibadetin kendisi de bir yönüyle teslimiyeti temsil ederken diğer yönüyle de eylemi temsil etmektedir. Tekbir ile ellerini kaldıran insan, Rabbim sana teslim olduğum için diğer her şeyi ellerimin tersiyle itiyorum, emrine amadeyim demek ister aslında. Oruç bir teslimiyet ve eylemdir. Yüce Allah (Celle Celaluhu) kullarının işlerini, söylemlerini kolaylaştıracak yollar göstermiştir. Bedeni aç ve susuz kalan insanın teslimiyeti ruhunda büyük bir mücadeleyi saklamaktadır. Teslim olan bir kul ancak, cihat meydanında canını ortaya koyarak mücadele eder. Bunlardan dolayı da kutsal kitabı bir iki defa okuyan herkes şu ayet ile muhakkak karşılaşmıştır. “De ki: “Şüphesiz benim namazım, bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, Âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’am Suresi, 162. Ayet) Hayatın her alanını rabbine adayan kul teslim olmuş bir özgürlük neferidir.
Kur’an-ı Kerim Hazreti İbrahim’i ve oğlunu teslimiyet örneği olarak verir. Hazreti İbrahim için; Rabbi ona: "Teslim ol" buyurduğunda, "Âlemlerin Rabbine teslim oldum" demişti.” (Bakara Suresi, 131. Ayet) diye överken birkaç ayet öncesinde de yine Hazreti İbrahim’in oğlu İsmail ile beraber Allah’ın emriyle O’nun beytinin inşasını tamamladıktan sonra Rablerine yönelip şöyle niyaz ettikleri anlatılır; “Rabbimiz! İkimizi Sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da Sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster, tövbemizi kabul buyur, çünkü tövbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak Sensin.” (Bakara Suresi, 128. Ayet) İman eden kişi şunu çok iyi bilir ki, teslim olduğunda güvendedir, teslim olduğunda gerçek huzur ve mutluluğa ulaşır, teslim olduğunda dünyayı kendisi ve çevresindekiler için daha yaşanır bir hale getirmek için çaba harcar ve teslim olduğunda öte yaşamın güzelliklerine kavuşur. Kötülüğün bertaraf edilmesi, yeryüzünde yaşayan her canlının yaratılış amacına uygun hareket etmesi için çalışır teslim olmuş kullar. “Ey iman edenler! Hepiniz birden barışa (Silm’e) girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin, çünkü o, apaçık düşmanınızdır.” (Bakara Suresi, 208. Ayet) Demek ki insan teslimiyet ve itaat gösterince barışa katılmış olur. Bu barışın sağladığı huzur ve güven ortamında tüm prangalarından kurtularak özgürleşir. O vakit de şeytandan ve onun avenesinden uzaklaşmış olur. Teslimiyetin aksi pasifliktir. Pasiflik eylemsizlik halidir. Ruhuyla bedeniyle miskin miskin oturmaktır. Zincirlerinden kurtulmak için çaba harcamamaktır. Aklını başkasının cebine koymaktır. Yiyip içse de, yürüyüp dolaşsa da aslında dünya zindanında olmaktır. Bir olan Allah’a teslim olmayan, O’na kulluk yapmayan bilmelidir ki birden fazla varlığın emri altındadır. Allah insana hürriyet bahşederken, kabul edilen diğer ilahlar tutsaklığı sunar. Bedeni uyuşuk, ruhu uyuşuk insanlardan oluşan topluluklar da kendi sonlarını kendi elleri ile hazırlarlar. İslamiyet’in her şeyden el etek çekip, bir köşede inzivayı tasvip etmemesi de yine pasifliği hoş görmemesinden kaynaklanmaktadır. Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kişinin ailesinin iaşesi için çalışmayı ibadetten sayması da bu düşüncenin sonucudur. En nihayetinde şu sonuca varılır ki tembellik, pasiflik İslam’ın özüne terstir. Bundan dolayı da Müslüman her anında, hayatın her alanında aktif rol almalıdır. Allah’ın dini mücadele ile yeryüzüne hâkim olur.
Rana Çeçen