Bismillah…
Peygamber Efendimiz’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) müezzini olma şerefine nail olmuş Bilâl-i Habeşî (Radiyallahu Anh) ile sahabenin önde gelenlerinden Ebû Zer (Radiyallahu Anh) bir defasında tartışmışlardı. Ebû Zer (Radiyallahu Anh), bu tartışma esnasında Hazreti Bilâl’e “Siyah kadının oğlu” demişti. Yaşanan bu hadiseden haberdar olan Allah Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ebû Zer’i şöyle uyardı: “Ebû Zer! Annesinin siyahi olmasından dolayı Bilâl’i küçümsüyor ve ayıplıyor musun? Demek ki sen, kendisinde hâlâ cahiliye izleri olan bir kimsesin.” (Müslim, Eymân, 38; Buhârî, Îmân, 22) Olayın devamında söylediği sözden pişman olan Ebu Zer el Gıfari yanağını yere koyarak “Bilal o güzel siyah ayağı ile yanağıma basıp çiğnemedikçe vallahi yüzümü yerden kaldırmayacağım.” demiş, Bilal-i Habeşi de “Bu yüz basılmaya değil, öpülmeye layıktır” diyerek Ebu Zer’e sarılmıştır. (Gazali, İhyau Ulûmi’d-Dîn)
İki büyük sahabe efendimizin yaşadığı bu olaydan çıkarabileceğimiz elbette pek çok sonuç vardır: Yanlış bir hareket yapınca hemen özür dilemek, küs kalmamak, kardeşliği her daim korumak, yanlışta ısrar etmemek vb. Ancak bu yazımızda “sosyal ilişkilerimizde tahammül” noktasından bu hadiseyi ele almak istiyorum.
Günümüz modern ruh sağlığı uzmanları sosyal medyada sık sık “toksik insanlar” temalı paylaşımlar yapmaktadır: Toksik bir insanı nasıl tanırsın, toksik eşle nasıl başa çıkılabilir, ailen toksik ise neler yapabilirsin, toksik insanlardan uzak durmak vb. başlıklarla çevremizdeki kolayca anlaşamadığımız insanları “toksik” olarak etiketlememize sebebiyet vermektedirler. Bu tür içeriklerle sürekli bizlere toksik ve narsist insanlardan uzak durmamız, onlara tahammül etmemize gerek olmadığı fikirleri enjekte edilirken gittikçe nüfusu artan dünyada, derin bir yalnızlığa itilmekteyiz. Bizim başrol olduğumuz, kimseye tahammül etmemize gerek olmayan, ayaklarımız üzerinde dimdik durabildiğimiz, muhteşem bir yalnızlık (!)
Oysa İslam bize sosyal ilişkilerimizde de hakkı ve sabrı gösterir. Siyeri Nebi’ye baktığımızda Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) en toksik müşriğe karşı sabrettiğini, tüm toksik davranışları karşısında hala onları İslam’a davet ettiğini okuruz. Kendisini taşlayan toksik Taiflilere karşı bile Resulullah (Salllahu Aleyhi ve Sellem) beddua etmemiştir.
Toksik de olsalar anne babamıza iyi davranmamız gerektiği emrini Kur’an’ımızda okur, onlara öf bile demememiz gerektiği uyarısını alırız. Toksik de olsa Müslüman bir insan din kardeşimizdir, ümmetin bir parçasıdır ve ona kardeşlik hukukunca muamele etmemiz gerekir. Toksik de olsa komşumuzun, kardeşlerimizin, arkadaşlarımızın üzerimizde hakları vardır. Özetle İslam anlaşamadığımız, canımızı sıkan her insana “toksik” etiketini yapıştırıp deyim yerindeyse tekmeyi basmamızı hoş görmez. Bu Müslümanca bir tavır değildir.
Nitekim yukarıda verdiğimiz kıssada Ebu Zer (Radiyallahu Anh) hatasını anlayıp hatada ısrar etmemiş, affedilmek ve hatasını telafi edebilmek adına hemen bir davranışta bulunmuştur. Yaşanan durum karşısında Bilali Habeşi de (Radiyallahu Anh) günümüz insanının sıkça yaptığı gibi “ben böyle toksik bir insanla tekrar muhatap olmak istemem” şeklinde bir tavır takınmayarak Ebu Zer’i (Radiyallahu Anh) affetmekle kalmayıp onun kıymetini de sözleriyle ortaya koymuştur.
Bu muhteşem tablo anlaşmakta zorlandığımız, zaman zaman çatışma yaşadığımız insanları hemen hayatımızdan çıkarmak yerine nasıl Müslümanca bir tavır sergilememiz gerektiğine dair harika bir örnektir. Zira bir Müslüman sosyal ilişkileriyle de imtihan olabileceğini ve karşısındakinin de bir insan olarak hata yapabileceğini bilerek hareket eder. Çevresine karşı kalın surlar örerek en ufak hata işleyen kimseyi surların dışına göndermez. Anlaşamadığımız insanları surların dışına itmek sağlıklı sınır çizmek de değildir aksine sağlıksız duvarlar örmektir. Velhamdulillahi rabbil alemin…