Bismillah…
Modern yaşam, insana birçok imkânı bir arada sunuyor. Buna karşın insan, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar mutsuz ve hayata dair bakışları donuk… İstediği her şeyi kısa bir sürede elde etme fırsatı olmasına rağmen huzursuz kişilerin çokluğu dikkat çekiyor. Bu durum çelişkili gibi görünse de çerçeveye yakından bakılınca görülüyor ki huzursuzluğun asıl kaynağı da buradadır.
Modern yaşam insana her imkânı bolca sunarken ona, elde ettiklerinin manasını da birlikte vermeyi unuttu. Ya da başka bir bakışla çağ öyle hızlı akar oldu ki modern yaşamda insan, olanların/olayların hızına yetişmeye çalışırken manayı elde edemedi, kaçırdı. Zira huzur, sahip olunanların çokluğunda değil manasındadır.
Modern yaşam içindeki insan, zamanın içerisine hapsolmuş gibidir. Öyle ki bekleyen kusurlu olmuş, beklemek hatalı fiil olarak kabul edilmiştir. İşlerin doğal çokluğu, sorumluluklar, yaşamın akışı derken insan zihni bu hıza ayak uydurma noktasında kendini epey hırpalar olmuştur.
Modern yaşamda bireyler tıpkı bir köle gibi sürekli koşturma, çalışma, çabalama, meşgul olma halindedir. Standart yaşamı kendine yol olarak seçmiş kişi, bir önceki neslin/kişilerin tercih ettiği fakat ilerleyemediği o yolda bu kez kendisinin ilerleyeceğini düşünerek çılgınca bir adım atar ve gelmesi düşük ihtimal huzur yolunda ilerlemek şöyle dursun yerinde bile sayamaz…
Çok iç karartıcı bir tablo oluştu belki. Fakat gerçekler böyle… Hız üzerine bina edilmiş bir hayatta ruh sıkışır. Ruh hızı, aceleyi, telaşı sevmez. Yaşadıklarını, gördüklerini özümsemek, sindirmek, anlamlandırmak ruhun gıdasıdır. Belki de bu yüzdendir “Kur'an'ı yavaş yavaş oku…” (Müzzemmil Suresi,4. Ayet) ayeti… Ruhun hissetmesi, demlenmesi, özüne indirmesi gerekir ki huzura erişsin.
Modern dünyanın insana yönelttiği tehlikeli sorulardan biri “Nasıl yaşıyorsun?” sorusudur. Hayattaki anlam kaybı, dolayısıyla huzur kaybı bu soruyla başlıyor. Lüks, pahalı, rahat, statü, makam, tüketim gibi cevapları olan bu sorunun devamına genellikle “her şeyim var ama bir eksik var gibi huzursuzum” cümlesi ekleniyor.
“Nasıl yaşıyorsun?” yerine “neden yaşıyorsun?” sorusu sorulduğunda ruh, kendine özel bir alan açıldığını fark ediyor. Açılan o özel alan kapısından gelen cevaplarla huzur akmaya başlıyor. “İnsanca, Müslümanca, merhametlice, vefalıca, samimice…” cevapları ana temayı oluşturduğunda akabinde bulunan diğer imkanlar da kişi için huzura giden yolda aracı oluveriyor.
“Nasıl yaşıyorsun?” sorusunun en büyük etkenlerinden biri sosyal medyadır. Karşılaştırma yaparak, kıyas edilerek yürünen yaşam yolunda ne yazık ki hiç kimse mutlu ve huzurlu olamaz. Çok değil şimdinin 35’li yaşlarındaki kişiler bilir. Geçmişte teknolojinin kısıtlılığından ötürü insanlar kendilerini kısıtlı alandaki insanlarla kıyas edebilirdi. Komşu, akraba, kuzen gibi yakın çevrenin yaşamları kişilerin kıyas çerçevesindeydi. Şimdi ise teknolojinin getirdiği imkanlarla dünya üzerinde zaman kavramı tam zıt olan ülkelerdeki insanlarla bile insan kendini kıyaslayabiliyor. Bu zulmü kendisine hunharca yapıyor.
Bu karşılaştırma adil değil. Başarı ve mutluluklar hep parlatılarak vitrinlere konmuş, gözler bunu ilgiyle izler durumda… Biliyoruz ki kirlenmek gözle başlar. Gözün gördüğü, kalbi ya karartır ya da güzelleştirir. Öyleyse minik ekranlarda kaydırılan her yaşam özetini, manasını görerek okumalıdır insan.
“Nasıl yaşıyorsun?” sorusu kişinin bünyesinde kontrol yanılgısını da beraberinde getirir. Yaş farkı olmadan hemen birçok insanın olayları, insanları, işleri kontrol etme, hata yapmamaya çalışma yanılgısı da huzur kayıplarına sebeptir. Görülen o ki; hayatta kimse tam anlamıyla kontrolü ele alamamıştır. Ele alamadığı kontrol ise kaygı, evham, panik olarak kendisine geri döner. Eğer bu kişi bir uzmana danışsa, gelinen son noktada doğal olarak panik atak hastası olduğuna inanarak kendi kendini huzursuzluğun kollarına bırakır.
Sonuç olarak modern hayata adapte olmaya çalışan insan huzursuzdur. Hızla yaşarken anlamı kaçırdığı için ruhu bu karmaşıklığa dayanamaz. Gün içinde bir miktar mola verip ruhu da beslemek gerekir. Sade bir yürüyüş, bir manzarayı sade bir bakışla seyretmek, hızı yavaşlatmak ve her şeye yetişmeye çalışmayı azaltmak, kontrol edemeyeceği şeylerin olduğunu kabul etmek zihni, dolayısıyla ruhu dinginleştirir. Modern çağda insana gereken en önemli şey kendisidir.
Vesselam…
Mine Turhan