Kadın ve erkek olarak var olmak Allah’ın ayetlerinden bir ayettir.
Bizi yaratan için erkek veya kadın olmamızın bir ayrıcalığı yoktur. Allah, bütün kâinatı bir eylem üzere var etmiştir. O eylemin eksiksiz ve en güzel haliyle gerçekleşmiş olması ilahi amaç için yeterlidir. Arada yaşanacak olan hayata dair her merhale insan için birer imtihan vesilesidir.
“... (Ey insanlar!) Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık. (Bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin, hakkıyla görendir.” (Furkan Suresi, 20. Ayet)
Doğrusu kâinatta kadın ve erkeğin birbirinin yaratılış hikmetini sorguladığı gibi, birbirine cinsiyetini sorgulayan başka bir varlık yoktur. Her varlık, nasıl olduğundan çok sorumluluğunu nasıl yüklendiği ile uğraşmaktadır. En basitinden güneş sistemindeki gezegenler arasında güç, özellik veya fiziki üstünlük tartışmaları olsaydı muhtemelen bizim de içinde bulunduğumuz bu sistem uzun zaman önce yok olmuştu. Bu muazzam sistem; börtü böcekten en vahşi yırtıcı varlıklara kadar kusursuz bir döngü içerisinde ilerleyemezdi.
Hikmet nazarı ile baktığımızda bu kusursuz işleyiş biz insanlar için bir çabayı ve sabrı göstermektedir.
Aslında bütün düzen bize yüklenen tek emir için kurulmuştur. Ve tabiri caizse Allah’u Teala, kadın erkek arasındaki bütün farklılıkları bu emir karşısında sıfırlamıştır.
“Erkek olsun kadın olsun, kim mümin olarak salih amel işlerse ona güzel bir hayat yaşatırız…” (Nahl Suresi, 97. Ayet)
Yine Ahzab Suresi 35. ayet-i kerime, mümin ve mümine olmanın en güzel vasıflarını tek tek sayarak erkek ve kadını kul olarak ayırt etmediğini ayrı ifadeler ancak tek sonuç ile şöyle izah etmiştir:
“Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar; mümin erkekler, mümin kadınlar; ibadet ve itaat eden erkekler, ibadet ve itaat eden kadınlar; özü sözü doğru erkekler, özü sözü doğru kadınlar; sabreden erkekler, sabreden kadınlar; gönlünü ibadete vermiş erkekler, gönlünü ibadete vermiş kadınlar; (Allah için) yardım yapan erkekler, yardım yapan kadınlar; oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar; iffetlerini koruyan erkekler, iffetlerini koruyan kadınlar; Allah’ı çokça anan erkekler, çokça anan kadınlar; işte bunlar için Allah büyük bir ödül hazırlamıştır.”
Tirmizî, bu ayet-i kerimenin Ensarlı ilk Müslümanlardan olan Hazreti Nesibe’nin Peygamber Efendimizin yanına gelerek Kur’an-ı Kerim’deki hitapların hep erkeklere yönelik olduğu hakkında sitem etmesi üzerine nazil olduğunu rivayet etmiştir.
Kur’an-ı Kerim’de hitap dilinin erkek olması Arapça’nın dil yapısıyla alakalıdır. Hüküm ve emirlerde genel olarak kadın ve erkek muhatap kabul edilir. Ancak insani ilişkiler, aile hayatı ya da kadının hususen konu olduğu mevzularda erkek ve kadın lafızları ile zikredilir. Bu ayet-i kerime asırlar boyunca itiraz edilecek birçok zamana cevap niteliği taşımaktadır. Nitekim kadının ibadeti, ilim öğrenmesi ve bu uğurda engelleri bertaraf etme gayreti çoğu zaman bir çelişki, bir ayrımcılık haline gelmiştir. Ancak her ne koşulda olursa olsun kulun Allah’a karşı vazifelerinde, manevî ilerleyişinde cinsiyet farkı gözetmek İslam dininde hüküm bulmamıştır.
Allah’u Teâlâ, karşısında kul görmek istemektedir. Vereceği mükâfat da bu kulluğun karşılığı olacaktır. Bu ayet-i kerimede de anlaşılıyor ki kadının yapmış olduğu her ameli Rabbi katında bir erkeğin yaptığından farksız bir şekilde karşılık bulacaktır. Allah katında önemli olan, insanların O’na nasıl kulluk ettiği ve dininin gereğini nasıl yerine getirdiğidir. Öncelenmek ya da Allah’a daha yakın olmak insanların cinsiyeti ile değil, samimiyeti ve takvası iledir.
Ancak burada aynı cenneti kazanırken, kadın olarak kazanma yöntemleri bazı yerlerde ayrıştırılmıştır. Mesela yaratılış şekli ve fiziki özellikleri ile mecbur edildiği sorumluluklar, erkeklerin cihada çıkmak, cuma namazını camide kılmak gibi bazı dini vecibelerinden daha sınırlıdır.
Bu denli merhameti ve şefkati yüce Yaratıcısından başkası kadına gösteremez. Öyleyse Müslüman kadının Rabbi ile arasına girebilecek hiçbir değer olmamalıdır. Onu bu denli onore edici bir hitapla farklı sınavlar, ancak ortak icaze ile ödüllendirmek elbette ki onu yaratan, şekil veren, hayatını onun fiziki ve duygusal özelliğine göre hükümlere sabitleyen Rabbidir.
Bu ayet-i kerimeden anlıyoruz ki Rabbimiz bizlere bir yarış imkânı vermiştir. Ancak bu yarış erkeklerle fiziki bir yarış değildir; aynı işleri yapmak, aynı parayı kazanmak ya da aile içerisinde aynı görevler için yarışmak değildir.
İbadette, itaatte, doğrulukta, sabırda, yardımlaşmada, oruçta, iffetini korumakta ve Allah’ı çokça anmakta…
Bu başlıklar bir ömrü çerçeveleyecek kadar geniş hususlar içerir. Tesadüfen ya da akıcılığı sağlayan bir seçim değil; mümin olmanın en belirgin vasıflarını ifade eden, özenle seçilmiş kelimelerdir.
Aslında kadın ve erkeği, ilişki durumları ne olursa olsun, bu noktada ortak bir davanın ve ortak bir derdin yol arkadaşı da kılmaktadır. Bu sayılan hususlarda birbirlerine yardımcı olmaları ya da birbirlerini tökezletmeleri de bu sınavın bir parçası olacaktır.
Rabb’im bizleri Ahzab Suresi’nin o mübarek ayetlerinde bulunan ortak özelliklerde buluştursun. Her koşul ve şartta kendi davasını en yüce zirvelere çıkarmayı nasip etsin. Bu uğurda kadın ve erkek olarak birbirimizi desteklememiz, bizleri Allah’ın rahmetine daha yakın kılacaktır.
Vesselam