Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, iki cihan serveri Efendimiz Muhammed Mustafa’ya olsun.
Her birey, fıtratı gereği bazı durumların kendi kontrolü altında olmasını ister. Belirsizlik, herkeste olduğu gibi bireylerde de endişeye sebep olur. Kendi alanındaki her durumdan haberdar olmak ve kontrol sahibi olmayı istemek tabii bir durumdur. Ancak bu durum zaman zaman sınırları aşar ve ortaya istenmeyen sonuçlar çıkar. Bu durumda doğabilecek en büyük sorun kaygı sahibi olmaktır. Çünkü bu duygunun ciddi ve aşırı bir hâl alması, ruhsal dengeyi bozar.
Müslüman bir birey için bu durum sadece psikolojik olarak doğabilecek bir sorunla kalmaz; çünkü bu duygunun ilerlemesi, imanî zafiyetlere de kapı aralar. Tevekkül inancının kaybolmasına ve kader anlayışının yerle bir olmasına sebep olur. Her şeyde olduğu gibi aşırı kaygı ve kontrol ihtiyacı hem imanî yönden hem de ruhsal olarak bireye zarardan başka bir şey vermez.
Peki, kontrol ihtiyacı hangi duyguların neticesinde ortaya çıkar? Öncelikle kontrol ihtiyacı, riskleri sıfıra indirmeyi amaçlayan bireylerde fazlaca görülmektedir. Bu durumda kişi, tevekkül inancını bir kenara iterek sürekli “daha fazla neler yapabilirim?” diye düşünür ve kendini bu konuda yetersiz hisseder. Kendisi ve çevresi üzerinde sürekli bir hâkimiyet kurma çabası içindedir ve her şeyden kendini sorumlu hissederek riskleri ortadan kaldırmak için durmaksızın çalışır. Belirsizliğe tahammülü yoktur. Bu bireylerde tek bir doğru vardır. Bu duyguyla hareket eden kişide; sürekli tetikte olma hâline, zihinsel yorgunluğa ve kaygıya sebep olur. Her zaman “ya kötü bir şey olursa” duygusuyla yaşadığı için kaygı hâli kronik bir duruma gelir.
Bu duyguları aşabilmek için elbette farklı yöntemler vardır. Öncelikle hayatını İslam nizamına göre inşa etmiş bireyler şunu unutmamalıdır: İnsan sınırlı, aciz ve muhtaç bir varlıktır. Yaptıkları ve yapacakları, Rabbinin belirlediği kadardır. Kur’an’da bu durum şöyle ifade edilmiştir, “İnsan zayıf yaratılmıştır.” (Nisâ Suresi, 28. Ayet)
İslam’a göre tedbir vaciptir; fakat sürekli bir kontrol iddiasını İslam kabul etmez. Mutlak kudret Allah’a aittir ve O’nun dilediğinden başkası olmaz. Ne kadar çabalarsak çabalayalım, yapabildiklerimiz Allah’ın takdiri ile sınırlıdır.
Tevekkül duygusuyla hareket eden bireylerde bu durum görülmez. Çünkü tevekkül, tedbir alıp sonucu Allah’a bırakmaktan başka bir şey değildir. İnsan aciz olması hasebiyle yaptıkları ve yapacakları sınırlı bir varlıktır. Bu hâliyle her işinde tam manasıyla bir hâkimiyet kurma çabası yersizdir ve imanî duyguların kalbe tam anlamıyla yerleşmediğini gösterir. İnsanın sorumluluğu seçebildikleri ile sınırlıdır; sonucu ise Rabbimiz yaratır. Bu anlayış, en güzel ferahlığı beraberinde getirir.
İnsan, yaratılışı itibarıyla her şeyi kontrol edemez. Bu yüzden kul olduğumuzun bilinciyle hareket etmek bizi doğru yola sevk edecektir. Kadere iman, imanın şartlarındandır; hepimiz bunu kabul ediyoruz fakat ne yazık ki içselleştiremiyoruz. En ufak bir rüzgârda dağılır hâle geliyoruz. Musibetlere karşı tavrımız sürekli kendimizi suçlamak oluyor ve akıl ile kalp arasındaki tüm bağları koparıyoruz. İç huzurumuz kayboluyor ve kendimizi her konuda endişeli bir hâle sokmuş oluyoruz.
Kadere iman eden kişi, kendini gereksiz yere suçlamaz, geçmişe takılı kalmaz ve geleceğin endişesiyle hayatını felç etmez. Toplumumuz ne yazık ki endişeli bir toplum hâline gelmişse, bunun sebebi bu duyguyu kaybetmemiz, Allah’a tam manasıyla güvenemememiz ve kader anlayışında zafiyetler yaşamamızdır. Allah muhafaza; bu durum sadece ruhsal bir sorun değil, aynı zamanda imanî bir eksikliktir.
“Gelecek Allah’ındır, kulun görevi gayrettir” düsturuyla hareket etmek en büyük sakinliği verecektir. Kur’an, hep “şimdi” ile ilgilenmeyi öğütler; geleceğin endişesiyle tasalanmak, Müslüman fertlerden beklenen bir durum değildir. Kader gayrete âşıktır. Gayret; yapabildiklerimizin dışında, yapamadıklarımızın altında ezilmek, sürekli bir kontrol ihtiyacı hissetmek ve her alanda hâkimiyet kurma isteği değildir. Gayret, kul olmamız hasebiyle sınırlı olan imkânlarımız dâhilinde yapabildiklerimizdir.
Kendimize şu soruları soralım: Allah beni aciz yaratmış ise neden sürekli bir hâkimiyet kurma duygusu içindeyim? Rabbimin yazdığı dışında başıma hiçbir şey gelmeyecekse, o hâlde ben neden her konuda kaygı içindeyim? Bu düşüncelerle kendimize yeni bir yol haritası çizmeli ve Allah’a tam manasıyla dayanmalıyız.
Düsturumuz şu olmalıdır: Rabbim var, iyi ki var ve O’nun dediğinden başkası olmayacak…
Senanur Gizli