Amine BaranTarihYazarlar

Susa

Âlem-i arzın şahitliğinde tarih, sayısız vahşetin filmini çekti adeta saniye saniye… Kâinat utandı bazı sahnelerden, gökyüzü mahzunlaştı. Yeryüzü ağladı, kuşlar ebabilleri çağıran sedalar ile haykırdılar bazı bazı… Tarih yazdı, birer birer hafızalara mıhlandı acılar. Canlı kaldı zihinlerde. Coğrafyalar, beldeler ağladı…

Her vahşet annenin bağrına kor, babanın gönlüne yangın, evladın bedenine hüznün tohumlarını ekti. Hani o suladıkça büyüyenlerden, su aldıkça dallanıp budaklananlardan. Zaman geçti, bazısının üstüne asırlar katran katran yüklendi de; unutulmadılar… Yazdı tarih insanlık ağladı, yazdı tarih insanlık utandı, yazdı tarih beyinler uyandı. Zaten insan uyanmayacak, utanmayacak, ağlamayacak olsaydı, tarih hiç yazar mıydı?

İşte yine yazıyordu… Bir vahşetin filmini çekmeye hazırlanıyordu kâinat. Takvim yaprakları 26 Haziran’ın üzerinde takılı kalmıştı o günlerde. Ay, bağrına gizleyeceği acıdan habersiz döküyordu saatlerini usulca…

Henüz sabahındayken günün, gökyüzü akşamın habercisiydi sanki. Bir cami, mahzun bir eda ile yarenlerini misafir ediyordu. Köy belki de yıllarca bağrında barındırdığı o yarenleri son defa ağırlıyordu toprağında. Vakit akşamı bulunca yanık bir ses duyuldu “hayyalessalah” diye… Bir kere daha akşam namazı için çağrı yapıldı. Kulak verdi nur yüzlü yarenler bu çağrıya.

Bu ittiba ne ilkti ne de son… Her “hayyalessalah” nidasını kendilerine emir bellemişler, birer birer süzüldüler Susa’nın o mahzun camisinin içerisine… Her akşam olduğu gibi toplanmışlardı yine. Ve çehrelerinde o naif tebessümleri ile.

Safa duruldu… Tekbirler alındı, biat tazelendi. İman bir kere daha nakşoldu gönüllerine o akşam sanki. Bir halka, nazlı nazlı Allah’ın kelamını şakıdı bülbüller gibi. Son halkaları olacağını nereden bileceklerdi?

Sonra son çağrı olan yatsı namazı için doğruldular. Bir ömrün son namazı, bir kalbin son huzura erişi, bir yüreğin en son biatıydı bu… İnceden bir dikkati nazar edelim. Gelin anlayalım!

Sadece bir vakit namazını ifa etmek değildi yapılan. Bu; bütün bir ömrün özeti, bu; bütün bir hayatın semeresiydi. Bu; İslamiyet’in izzetinin yalnızca bir tek timsali, eşi benzeri olmayan teslimiyetin adıydı… Ve bu; yıllar sonrasına kadar neşrolacak huzurun rayihalarla birleşerek, davaya tohum ekecek, nebatı yeşertecek, acı ile karışık bağırlara gömülmüş, sulanan bir hakikatin habercisiydi…

Bu yalnızca bir vakit namazından ibaret değildi. Bu; namazın gölgesine nakşolunmuş binlerce mananın tezahürünün canlı tablosuydu. Kıyama duruldu, rükûa eğildi, secdeye gitti başlar… Selam verildi meleklere. Son defa…

26 Haziran’ın son saatleri… Karanlığı yırtarcasına bir filmin en acı sahnesini çekiyordu kâinat. Yazıyordu tarih… Namaz henüz bitmişti ki, şeytanı dahi utandıran, yüreklerine küfrü nakşetmişler zümresi gözleriyle yarenleri gözetliyordu. Sordular; “Hüseyin hanginizdir?” Geride kalanlar kardeşlerini vermemek için direndiler, ama nafile! Zalim korkaktı, kalleş ve acımasızdı. Bu sebepledir ki, on Müslüman’a mukabil fazlasıyla hazırlıklıydılar. Aldılar İslam ile tezyin o nurlu çehreyi. Ardından bir ses duyuldu âlemi inleten, insanlığın yüreğini yakan bir ses; Allah-u Ekber! Ve Hüseyin şehit olmuştu…

Ağladı o an Susa, ağladı toprak. Ardından tek tek dizdiler yarenleri caminin dış duvarına. Doğrulttu zalimler namlularını o nazenin bedenlere. Korkakça, hiç acımadan! Birer birer yığıldı yarenler Susa’nın toprağına. Son defa… Kan gölüne dönmüştü o küçücük caminin dört bir yanı. Belki de âlem hiç bu kadar içten ağlamamıştı. Belki de camii o zamana kadar hiç böylesine mahzun olmamıştı… Tam da o an namlu utandı, gökyüzü utandı zalimin vahşetinden…

Bir tarih, takvimler 26 Haziran’ı gösterirken işte böyle yazıldı. Böyle gömüldü yüreklere. Tam da o vakit kazındı beyinlere…

Zaman geçti… O caminin minaresi bir daha öyle seslenemedi. Yitirdiğimiz o yarenler rayihalar yayıp gittiler âleme. Bu mazlumiyetin en büyük şahidi oldu kan ile buluşmuş toprak. Gökyüzü şahit oldu, acıyı nazar eden kuşlar şahit, kanın al rengine boyanmış duvar şahit, Susa şahit oldu… Haziran şahit, 26’sı şahit, gece şahit, Allah-u Ekber nidaları ve hıçkırıklar şahit oldu…

Şimdi zaman yine bir Haziran… Yakındır geliyor 26’sı… Mahzundur biliriz. Gönlüne acının tohumunu ekmiş insanlık mahzundur şimdi. Gözden inen suluyor gönüldekini. Bu tarih yazdığı gibi acıyı vahşeti, yine yazmaya devam edecek, biz en çok onu biliriz.

Derler ki; yaşamayın geçmişte, unutun ve devam edin, hatırlamayın, yâd etmeyin!

Diyoruz ki; geçmişte yitirdiklerimizle yaşayalım. Diyoruz ki; asla unutmayalım! Unutarak devam etmeyelim. Diyoruz ki; yaşayalım, ama yaşarken içimize gömdüklerimize su vermeyi, onları yeşertmeyi, büyütmeyi, yâd etmeyi asla ihmal etmeyelim!

Ve sen benim kardeşim, İslam’ın genci! Unutmamalıyız, anlatmalıyız. Aziz dava uğruna, kendini cennet karşılığında Allah’a hibe edenlerin maneviyatını kuşanmalıyız. Kuşanmalıyız ki; utanmasın çehremiz, unutmasın zihnimiz, solmasın gönlümüzde büyüttüğümüz çiçeklerimiz. Anlam bulsun Allah’ın davası her daim nazarımızda. Ta ki; kaim olsun yitirilmişlerin sevdası âlemi arzda…

Amine Baran | Nisanur Dergisi | 79. Sayı | Haziran 2018

Yorum yap