Rumeysa DurmazSinemaYazarlar

Kanalizasyondaki canavar

Geçenlerde bir korku filmi seyrettim. Her yaştan insanın -korkmasa bile- kesinlikle ürkeceği bir filmdi.

Konusu şöyle; kanalizasyonda yaşayan korkunç bir yaratık var ve çocuk yiyerek besleniyor. Çocukları yiyebilmesi içinse onları bir adımda olsa kendisine yakınlaştırması gerekiyor. Bunun için kullandığı ilk yöntem kendini sevimli göstermek. Çocuklara palyaço gibi görünüp onların hoşuna gidecek vaatlerle kandırmaya çalışıyor. Başarılı olduğu taktirdeyse bir anda gerçek yüzü ortaya çıkıyor ve çocuğu yiyip ortalıktan kayboluyor.

İlk yöntem işe yaramazsa çocuğun zaafları yoluyla ona yaklaşıyor. Merhamet duygusu, fedakârlık hissi ya da korktuğu herhangi bir şey vasıtasıyla… Bu da işe yaramazsa son olarak korkunç yüzünü çocuğa gösteriyor ve korkunun esiri ederek yemeye çalışıyor.

Belli aralıklarla ortaya çıkıyor ve yıllar boyu yüzlerce çocuk yiyor. Kaybolan bu kadar çocuğa ne olduğunu kimse çözemiyor. Çünkü bu canavar sadece çocuklara görünüyor.

Canavarın tuzağından bir şekilde kurtulan bazı çocuklar meseleyi çözüyor lakin ne kadar anlatmaya çalışsalar da yetişkinlere inandırıcı gelmiyor.

Sonunda bir grup çocuk, buna bir son vermek için canavarın peşine düşüyor ve fark ediyorlar ki; canavar, kendisinden korkmayanı yiyemiyor. “Senden korkmuyorum” deyip üzerine gittikçe çocuklar, canavar onları yiyemiyor. Aç kalınca zayıflıyor. Neticede çocuklar zayıflayan canavarı öldürüp kurtuluyor.

Ne kadar ürkütücü olursa olsun altı üstü hayal ürünü bir senaryo, diyebilmeyi ne kadar çok isterdim. Ama değil! Beni asıl dehşete düşüren de filmden ziyade sonrasında aklıma yıldırım gibi düşen şu düşünceler oldu.

Bugün hemen her yerde çocuklar -hatta bebekler- tacize uğruyor. Hayatı kâbusa dönüyor, psikolojisi tarumar oluyor ama maalesef birçok çocuk ya utancından ya korkusundan yaşadıklarını kolay kolay kimseye anlatamıyor bile.

Her yıl yüzlerce çocuk kayboluyor ve birçoğunu organ mafyası mı, fuhuş çetesi mi kaçırdı belli değil. Meseleye gereken ehemmiyet verilmediği ve cezalar da caydırıcı olmadığı için kayıp çocukların sayısı her geçen yıl katlanarak artıyor.

Hakeza uyuşturucu tüccarları… Bugün her köşeyi tutmuş vaziyetteler. Hedefleri ise çocuklar. Ne de olsa ağaç yaşken eğilir!

İfsat çetelerini de unutmamak gerek! Çocukların ahlakını bozmak, yozlaştırmak, İslami değerlerden uzaklaştırmak için geceyi gündüze katıp bu amaç uğrunda şeytani fikirler üretmeye kendini adayanlar…

Dünyamızdaki bu güruhların her biri filmdeki canavardan Vallahi bin kat daha zararlı ve korkunç! Onlar da çocuklara yaklaşmak için canavarla aynı yöntemleri sırasıyla kullanıyorlar.

Canavar kandırdığı çocuğu bir lokmada yiyor. Bir anda ölüm de yine bir çeşit kurtuluştur. Oysaki dünyamızdaki canavarlar, bilumum seviyede istismar etmeden kurbanının ölmesine dahi izin vermiyor.

Filmdeki canavar bir taneydi. Yaşadığımız dünyada ise her yer, hiç umulmadık yerler dahi bu canavarların binlercesiyle dolu.

Filmdeki canavar birkaç yıl aralıkla ortaya çıkıyor, karnını doyuracak kadar çocuk yiyor, acıkmadığı sürece ortaya çıkmıyor. Dünyamızdaki canavarlar ise masumların kanına girmeye doymuyor. Dur durak bilmiyor. Kanalizasyondan değil ama her an her yerden çıkabiliyor.

O canavar ‘senden korkmuyorum’ deyip üzerine giden çocuklara bir şey yapamıyor. Dünyamızdaki asıl canavarlar ise daha çok gözü kara, kendine aşırı güvenen ve bu sebeple kendini kötülüklerden, yanlışlıklardan koruma gayretinde olmayan; hakeza ebeveynleri tarafından da birçok konuda serbest bırakılıp korumacı davranılmayan çocukları seçiyor.

Bütün yönleriyle karşılaştırdığımızda görüyoruz ki; filmdeki canavar dünyamızdakilerin yanında epey masum kalıyor.

Hal böyleyken, bütün necis eller/fikirler masum çocuklar üzerinde birleşmişken, kendi necis dünyalarındaki pislikleri evlatlarımızın temiz hayatlarına bulaştırmaya azmetmiş yaratıklar avcı gibi her an tetikte fırsat kolluyorken; biz ana-babalar olarak bu acı gerçeklerin ne kadar farkındayız? Ne tür tedbirler alıyoruz? Ne kadar tetikteyiz?

Bu canavarların yok olması için çaba harcıyor muyuz? Sadece kendi çocuklarımızı değil, bütün masumları korumak, toplumda farkındalık oluşturmak adına ne yaptık, ne yapıyoruz?

Yoksa tüm bunları yapmak bir yana, canavarların işini mi kolaylaştırıyoruz?

Sadece bir günümüzden derleyeceğimiz kesitlerde dahi aradığımız cevabı bulabiliriz.

Mesela, bugün birçok çizgi film necis görüntüler/fikirler kusarken kumandayı çocuğun eline verip istediğini istediği kadar izlemesine müsaade ediyorsak… İnternette saatlerini harcıyorsa ve biz çoğu zaman neyle meşgul olduğundan bihabersek… ‘Çocuğum kimlerle arkadaşlık ediyor’, deyip bütün arkadaşlarıyla alakalı malumat edinmiyorsak ve dahi arkadaşlarının ailelerinin nasıl insanlar olduğunu merak etmiyorsak…

Çevremizin her ne kadar güvenli olduğunu düşünsek de çocuğumuzun tek başına dışarı çıkması bizi tedirgin etmiyorsa… Doğru arkadaş seçimi konusunda çocuğu bilinçlendirmiyorsak… Allah-u Teâlâ’dan korkmayan kimselerden bir canavardan korkarmışçasına korkması gerektiğini öğretmemişsek…

Çocuğumuzla sohbet etmiyorsak, gün içinde olan biteni heyecanla anlatırken onun heyecanına ortak olmuyorsak… Okula giden çocuğumuzun öğretmeniyle sürekli irtibat halinde değilsek, hatta öğretmenin bazı uyarı ve tavsiyeleri üzerinde düşünmek bir yana direkt çocuğumuzu savunma pozuna geçip olası durumlar karşısında öğretmenin bizi bilgilendirmesine bizzat mani oluyorsak…

“Ben çocuğuma güveniyorum. Aklı başındadır. Yanlış yapmaz” diyerek çocuğu kendi haline bırakmışsak ve böyle davranarak aslında sadece ana-babalık görevimizi aksattığımızın farkında değilsek…

Başından her ne geçerse geçsin, bizimle paylaşabileceğine, her halükarda yanında olacağımıza dair çocukta tereddüte sebep olacak tutumlarımız varsa… Çocuğumuzu her fırsatta okuduğumuz dua ve ayet kalkanıyla korumaya almıyorsak, ne yazık ki canavarların işini biz kolaylaştırıyoruz demektir!

Rabb-i Rahim yavrularımızı fıtrat üzere, tertemiz yarattı. Biz ebeveynleri de onlara emanetçi kıldı. Hal böyleyken onları fıtratı bozulmuşların şerrinden koruma konusunda gevşek davranırsak, sorarım size, bunun hesabı verilebilir mi?

Rumeysa Durmaz | Nisanur Dergisi | 80. Sayı | Temmuz 2018

Yorum yap