ManşetSezgin ÖzbayYazarlar

Kalbimizi muhabbetinin meskeni eyle Allah’ım

Hamd âlemlerin Rabbine, salât ve selâm da o yüce Rabbin pak Resûlü’ne olsun.

Sormuşlar bir zata, “Sevmek mi güzel, sevilmek mi?” diye. “Sevmek” demiş o zat. “Çünkü sevildiğinden hiçbir zaman emin olamazsın.” Peki, sevdiğinden yani kalbinden emin olabilir mi insan? Neyi sevip neyi sevmediğimizi biliyor muyuz? Dahası neyi nasıl sevmemiz gerektiğini biliyor muyuz?

İnsan, Esmâu’l-Hüsna’nın tecellilerine muhtaç yaratılmıştır ve o isimlerin mertebelerine ihtiyaç duyar. Bediüzzaman hazretleri “Fazla ihtiyaç, iştiyaktır. Fazla iştiyak, muhabbettir. Fazla muhabbet de aşktır. Ruhun tekemmülatına göre muhabbetin mertebeleri, yüce Allah’ın isimlerinin mertebelerine göre inkişaf eder, gelişir.” der. Demek ki Hakk’a muhtaçlığımızın ne kadar farkında isek, muhabbetimiz o kadar çoğalır. Yoksa fani varlıklarda gördüğümüz küçük tecellilere bakar, onlara muhabbet besler, sonrasında o şey yok olunca –ki fani idi- tarifsiz acılar çekeriz. Demek ki her sevmek de muhabbet demek değildir.

Peki, nedir muhabbet? “Allah’ı sev, gerisini sevme!” mi? Dünyadaki her şey fani olduğuna ve bu fani şeyleri sevsek de bir gün kaybedeceğimize göre, Allah’tan başka hiç kimseyi sevmemek mi gerekiyor? Hayır, hayır, öyle değil (ey nefsim)! Her neyi seviyorsan sev ama Allah için sev, Allah’ın güzel isimlerinin tecellileri olduklarını bil de sev. Allah’ın verdiği nimetlere şükretmek ve O’na yakınlaşabilmek için sev. Şu halde içinde Allah rızası bulunmayan sevgilere meyletme.

Bediüzzaman hazretleri, muhabbetin Allah rızası için mi yoksa nefs için mi olup olmadığını anlamamız için bize tabiri caizse ‘muhabbet testi’ belirlemiş. İnsanız, zayıfız ve elbette annemizi, babamızı, çocuğumuzu, gençliğimizi, baharı, mallarımızı ve hatta dünyayı severiz. Rabbimiz, Âl-i İmran Suresi’nin 14. ayetinde “Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.” buyurmaktadır. Sanki ‘varılacak güzel yere varmak için şu süslü şeylerden faydalanın

” buyruluyor. İşte, dünya hayatının geçimliği olan şeylerle o en güzel yere varmak için muhabbet gerekiyor.

Anne-babamıza muhabbetin Allah için olduğunun delili; onlar yaşlanıp da yük olduklarında, elden ayaktan düşüp bakıma muhtaç duruma düştüklerinde ölümleri için değil uzun ve güzel bir ömür yaşamalarını dilememizdir. Ölmemeli ki; ona hizmet ederek Hakk’a daha çok yaklaşabilelim. Sağlıklı, sıhhatli olmalı ki, güzel bir ömür yaşasın.

Çocuğumuza muhabbetin Allah için olduğunun delili; Rabbim onu bizden aldığında “Benden sonsuz kere daha merhametli, Rahmân ve Rahîm’in yanına gitti.” diyerek sevinmemiz, özlem dışında bir hüzün yaşamamamız, “Hâlık’ımın benim nezaretime verdiği sevimli bir mahlûku idi, bir memluğu idi, şimdi hikmeti iktiza etti, benden aldı, daha iyi bir yere götürdü. Benim o memlukta bir zahirî hissem varsa, hakikî bin hisse onun Hâlık’ına aittir.” dememizdir.

Gençliğe muhabbet hususunda Üstad şöyle buyuruyor: “Madem Cenâb-ı Hakk’ın güzel bir nimeti cihetinde sevmişsin elbette onu ibadette sarf edersin, sefahette boğdurup öldürmezsin. Öyleyse o gençlikte kazandığın ibadetler, o fâni gençliğin bâkî meyveleridir…”

Bahara, güzel şeylere, baharda açan çiçeklere, bitkilere Allah için muhabbet beslemek; “Ne kadar güzel yaratılmış.” demek ve yaratana şükretmek şeklinde olmalı. Rabbimizin bahşettiği rızıklara, lezzetli yiyeceklere muhabbetin de Allah için olduğunun delili; tefekkür ederek yemek ve sonrasında rızkı verene şükretmektir.

Eşlerin birbirine karşı muhabbeti de Hakk için olmalı ki; yaşlanıp eski güzelliği kalmadığında da, beli bükülüp dişleri döküldüğünde de birbirlerini sevebilsin, hatta eskisinden daha çok sevsinler.

Kişi nefsine de muhabbet duyar; nice nefisperestleri görmüyor muyuz? Ancak nefse olan muhabbet, ona acımak, onu terbiye etmek, onu kötü hislerden ve zararlı heveslerden men etmek şeklinde olmalı. “O vakit nefis sana binmez, seni hevasına esir etmez. Belki sen nefsine binersin. Onu hevaya değil, hüdaya sevk edersin.”

“Muhabbet makamına ulaşanları ateş yakmaz, bıçak kesmez… İbrahim’leri ateş yakmaz azizim. Yusuf’ların gömleği ancak arkadan yırtılır.” buyurur bir Hakk dostu. Kişi, İbrahim aleyhisselam gibi, ateşe dahi Allah’a ulaştıracak bir vasıta olarak girerse, ateş onu nasıl yaksın? Sonra kişi baktığı her şeye Allah namına baksın, Allah için muhabbet beslesin de dünyadaki fani varlıklar ona zarar versin. Bu mümkün mü? Kişi, Hz. Yusuf misali gençliğini Hakk yolunda geçirsin, fani dünyanın fani heveslerine aldanmasın da gömleği önden yırtılsın; olacak iş mi?

Biz unutkan kullar için muhabbet, niyet gibi tazelenmesi gereken bir güzelliktir. Kalp her zaman yoklanmalı ve “Acaba ben bunu Allah için mi seviyorum?” diye insan kendini hesaba çekmeli. Hakk dostlarının buyurduğu gibi “Muhabbet her daim ilgi ister. Her muhabbetten boşalan yere zulmet oturur.”

Muhabbet hayatın hem tohumu hem meyvesidir. Her lezzet zeval bulucudur. Her nimet bir gün yok olacaktır. Muhabbet, fena ve zevalden doğacak kederi giderir. Efendimiz(ﷺ): “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” buyuruyorlar. Demek ki “âdi bir adam, en yüksek bir makama, muhabbet ettiği âlî makam bir zâtın tebâiyetiyle girebilir.”

Dünyaya ve içindeki iyi-kötü her şeye Allah için muhabbet beslemeli. Zira iyi şeyler Allah’ın nimetidir; tefekkür ve şükür vesilesidir. Kötü şeyler de sabır vesilesidir ki; bazen sabırla kısa sürede ulaşılan makama şükürle ulaşılamaz. Bu manada hoşumuza gitmeyen şeyler dahi Allah için muhabbet beslenmeye değerdir. Ancak bu bakış ve yaşam tarzıyla dünya korkutucu yüzünü bizden çevirir. “Yoksa…” diyor Bediüzzaman Hazretleri “Ehl-i gaflet gibi seversen, yüz defa sana söylemişiz ki sıkıntılı, ezici, boğucu, fenaya mahkûm, neticesiz bir muhabbet içinde boğulur, gidersin.”

Rabbim kalbimizi muhabbetinin meskeni eylesin. Muhabbetin bir an bile eksilmediği, kararında muhabbetle yaşanan bir ömür nasip etsin.

Sezgin Özbay | Nisanur Dergisi | Aralık 2018 | 85. Sayı

Yorum yap