ManşetRisaleYazarlarZehra Yüksek

İlkbahar ve Diriliş

İlkbahar… Ölümün ardındaki diriliş… Uyanış ve yeniden doğuş… Zorluktan sonra gelen kolaylık, temizlenmek, tazelenmektir… Yaşanılası en güzel mevsimdir bahar. Evet, mevsim bahar… Bir halı seriliyor yeryüzüne, yeşilin en güzel tonundan… En güzel ziynetlerini takınmış bir gelin edasında tabiat. En renkli entarilerini giymiş ağaçlar. Güneşin ılık nefesini hissederek açan güllerin asaletine meftun oluyor insan. Doğada bir renk cümbüşü yaşanıyor adeta.

Bazen süratli, bazen de ağır ağır elçilik ediyor yağmur, yer ile gök arasında. Çiçekler raks ederek kucaklıyor yağmurun her bir damlasını. Şiir gibi kâinat… Okunması akıcı bir kitap gibi…

Keyif veriyor bahar. Tarifi imkânsız bir tat bırakıyor insanın dimağında. Hele de köyde yaşıyorsanız lezzetinden geçilmez baharın. Doğanın muhteşem uyanışına bizzat tanıklık etmek ayrı bir haz verir.

“Bahar mevsiminde, cennet hurileri tarzında bütün ağaçları sündüs misal (parlak, renkli ve değerli ipek kumaşı) libaslar ile giydirip, çiçek ve meyvelerin murassatıyla süslendirip hizmetkâr ederek, onların latif elleri olan dallarıyla çeşit çeşit en tatlı, en musanna meyveleri bize takdim etmek; hem, zehirli bir sineğin eliyle şifalı en tatlı balı bize yedirmek; hem en güzel ve yumuşak bir libası elsiz bir böceğin eliyle bize giydirmek; hem rahmetin büyük hazinesini küçük bir çekirdek içinde bizim için saklamak ne kadar Cemil bir Kerem, ne kadar latif bir rahmet eseri olduğu bedaheten anlaşılır.” (Sözler) diyor Üstad Bediüzzaman.

Bahar size neyi hatırlatıyor bilemem ama bana, ölümden sonra dirilişi hatırlatıyor. Sahi, kışın oduna dönüşmüş ağaçların, baharın gelişiyle yeşermesi; toprağın altında kurumuş çiçeklerin ve tohumların çatlayarak canlanması, haşirden başka ne hatırlatabilir ki?

“Şimdi Allah’ın şu rahmet eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl da hayata kavuşturuyor (diriltiyor). Ve O, her şeye (her şey üzerine ziyadesiyle) kadirdir.” (Rum/50)

“Haşr-i baharîde görüyoruz ki; beş altı gün zarfında, küçük ve büyük hayvanat ve nebatattan üç yüz binden ziyade envâı haşredip neşrediyor. Bütün ağaçların, otların köklerini ve bir kısım hayvanları aynen ihya edip iade ediyor. Başkalarını ayniyet derecesinde bir misliye suretinde icat ediyor. Hâlbuki maddeten farkları pek az olan tohumcuklar o kadar karışmışken, kemal-i imtiyaz ve teşhis ile o kadar sür’at ve vüs’at ve suhulet içinde kemal-i imtizam ve mizan ile altı gün veya altı hafta zarfında ihya ediliyor. Hiç kabil midir ki, bu işleri yapan Zâta bir şey ağır gelebilsin, semavat ve arzı altı günde halk edemesin, insanı bir sayha ile haşredemesin? Hâşâ!” (10.Söz)

İfade edilen hakikatler, aslında idrak etmekte zorluk çektiğimiz haşir meselesinin her yıl tekrar eden bahar kadar kolay olduğunu bizlere anlatıyor. İnsanoğlunun da tıpkı bir tohum gibi toprağın altında bekletilip sonrasında da tekrar diriltileceği muhakkaktır.

Üstad Bediüzzaman bu gerçeğe şu şekilde de işaret ediyor:

“Ölmüş ağaçların dirilip yeşillenmesini görüyorsunuz. Odun gibi kemiklerin hayat bulmasını kıyas edemeyip, istib’ad ediyorsunuz (akıldan uzak görüyorsunuz). Hem semavat ve arzı halk eden, semavat ve arzın meyvesi olan insanın hayat ve mematından aciz kalır mı? Bütün ağacın neticesini terk etmekle, bütün eczasıyla hikmetle yoğrulmuş hilkat şeceresini abes ve beyhude yapar mı zannedersiniz?” (Sözler)

Evet, kâinatı bir ağaca, insanı ise meyvesine benzetmiş Üstad. Ağaca değer veren Zât, onun meyvesine de değer verecektir elbet.

Haşir numuneleriyle doludur kâinat. Yeter ki; doğanın muhteşem uyanışına tefekkür ve ibret ile bakmasını bilelim. Kaldı ki; Allah Teâlâ’nın rahmet eserlerine bakıp kavrayabilenlerin zihninde: “Acaba Allah insanı öldükten sonra nasıl diriltecek?” diye bir soru veya şüphe kalır mı hiç?

O halde, kışın dondurucu çehresiyle ruhunuzda oluşan buz tanecikleri, güneşin sıcaklığı ile bir bir erirken, gönül kapılarımızı sonuna kadar açalım. Ki; içimize de uğrasın baharlar. Gelişiyle sadece tabiatı değil; kalbimizi ve ruhumuzu da diriltsin inşallah…

Zehra Yüksek | Nisanur Dergisi | Mart 2020 | 100. Sayı

Yorum yap